ASAF HÂLET ÇELEBİ ve TÜRK ŞİİRİNDEKİ YERİNE DAİR

8
Görüntüleme

Asaf Hâlet Çelebi, 1907-1958 tarihleri arasında yaşayan ve ilk şiirlerini 1920’lerin son yıllarından itibaren yazmaya başlayan bir Cumhuriyet devri şâirimizdir. Şiirlerinin farklılığı, “acayip”liği ile dikkat çeken  Çelebi hakkında birçok değerlendirmeler, konumlandırmalar yapılmış ve hâlâ yapılmaktadır. Bu bağlamda şu kadarını söylemek gerekir ki, Türk şiirinde, Asaf Hâlet’in yerinin iyi tesbit edilebilmesi, bilhassa dönemin şiirinin anlaşılmasının yanında onun şiirinin bilinmesine, karakteristiğinin tesbit edilebilmesine bağlıdır. Aksi takdirde yapılan değer­lendirmeler tutarsız ve isabetsiz olabilmektedir.

          Yahya Kemal ve Ahmed Haşim’e rağmen hece vezninin Türk şiirinde hakimiyet kurduğu, Nazım Hikmet’le beraber serbest veznin de kullanılmaya başlandığı 1920’li yılların sonlarına doğru  ilk şiir denemelerini yazan Asaf Hâlet, hece vezniyle yazdıklarında Yahya Kemâl ve Ahmet Haşim’in, gazelleriyle de Divan şiirinin tesirlerini sezdirmektedir. Bu denemelerden sonra, 1938 yılından itibaren yayınlamaya başladığı asıl şiirlerinde ise bambaşka bir tarzla ortaya çıkmıştır. Bu şiirleri, bazıları tarafından yadırganmış, acaip karşılanmış, şiir olmadığı söylenmiş, hatta alaya alınmıştır. Diğer bazı­larınca ise yeni, modern, orijinal  ve çarpıcı olarak değerlendirilmiştir.

          Bu sıralarda Türk şiirinde, Haşim ve Yahya Kemâl’in tesiri devam etmekle beraber, onlardan sonraki neslin getir­diği değişiklikler ve gelişmeler etkili olmuş ve yerleşmiştir. İlk şiirleri 1936’yılında Varlık‘ta çıkan Orhan Veli ise, 1937’nin Ağustos ayından itibaren “yeni” şiirlerini yayınlamaya başlamıştır.[i] Asaf Hâlet’in “yeni” kabul edilen ilk şiiri Cüneyd ise bundan 14 ay sonra, 18 Teşrinisani (Kasım) 1938 tarihli Ses dergisinin 1. sayısında yayınlanır.  Bazılarınca, Asaf Hâlet’in, Arif Dino ve Celâl Sılay’la bera­ber Garip şiirinin öncüsü kabul edilmesi[ii], “yeni” tarzda ilk şiirleri onun yazdığı kabulüne dayanıyorsa, doğru değildir. Fakat, 1938 yılından itibaren şiirleri “yeni” kabul edilip  en çok tenkide uğrayan ve Yeni şiiri savunan Asaf Hâlet Çelebi’dir. Bilindiği gibi Garip‘in yayınlanışı ise 1941 yılındadır ve bu tarihten sonra Orhan Veli ve arkadaşları “yeni” ve Garip şiirleriyle asıl şöhretlerini kazanacaklar­dır.[iii]

          Yeni şiircilerin o yıllarda ortaya koydukları en önemli husus klasikleşmiş şekil, vezin ve kâfiyeden sonra, mecaz, istiâre ve teşbih gibi  edebî sanatların da şiirden mümkün olduğu kadar çıkarılmasıdır. Asaf Hâlet’in, Orhan Veli ve diğer yenilikçilerle ilk zamanlarda birleştikleri noktalar bunlardır. Yeni şiir hareketinin esasları da, o tarihlerde  bu hususlar üzerine kurulmuştur. Daha sonraları, Garip‘le beraber, bu anlayış Garip Hareketi şeklinde gelişmiş ve biraz değişik bir mecraya doğru sürüklenmiştir.

          Diğer yenici şâirlerinkinden  farklı olarak “acaip”, “anlamsız” ve “mistik” olarak görülen Asaf Hâlet’in şiiri, Nurul­lah Ataç’ın, “bal gibi eski zevkin devamı[iv] demesine rağmen, birçokları tarafından yeni ve orijinal kabul edilmiştir. Mehmet Kaplan’ın dediği gibi[v], onun şiirleri, kültürel biri­kime dayanan bir nevi kültür şiiridir. Hem Türk-İslam hem de diğer kültür ve medeniyetlerden izler taşımaktadır. Bu yönleriyle diğer yeni şâirlerden ayrılır. Onun şiirleri “eski zevkin devamı” değildir ve Divan şiirinden çok farklıdır.

          Asaf Hâlet’in şiirlerinde bir başkasının belirgin bir tesiri veya benzerliği  görülmez. Kendisi, Yahya Kemâl’i sevdiğini ve beğendiğini, Haşim’i ise “pek çok” sevdiğini söylemiştir.[vi] Bununla bir­likte onda Haşim tesiri, ilk  denemeleri hariç, şiirde vuzuh konusundaki fikrî müştereklikten ve anlamdan çok sezgiye önem vermesinden öteye pek geçmez.

          Asaf Hâlet’in şiirlerinde başka şâirlerin etkisinin izine bile rastlanmadığını ileri süren Hilmi Yavuz, “Bu manada Çelebi’nin tekil bir şâir olduğunu söyleyebiliriz.”[vii] demektedir. Aziz Nesin de, çok “özgün” bir şâir olduğunu belirterek, hiçbir ekole bağlı olmadığını ifade etmiştir.[viii]

          Asaf Hâlet’in şiirleri kendi devrinde bazıları tarafından garip ve acayip karşılanmakla beraber genellikle beğenilirken, birkısmının da şidetli hücumuna uğramış ve karikatürlere mevzu yapılarak hicvedilmiştir. Bu tenkit ve itirazların bir kısmı, Asaf Hâlet’in o sıralarda “Yeni şiir“i savunmasından kaynaklanmış olabilir.

          Anlaşılması zor veya yabancı birtakım kelimelerle başkaları da şiir yazdığına göre[ix] ve serbest tarzda, vezin­siz, kâfiyesiz olarak, mecaz, istiâre, teşbih gibi edebî sanatların kullanılmadığı şiirler daha önce yazılmağa başlandığına göre  Asaf Hâlet’in getirdiği yenilik veya farklılık nedir? Veya Asaf Hâlet’in şiiri niçin orijinal ve nev-i şahsına münhasır kabul edilmiştir?

          Çelebi’nin şiirlerinde Budizm ve tasavvuf gibi mistik; fakat farklı kültürel birikimle beraber, Hilmi Yavuz’un ifadesiyle “devrin pozitivist ve entellektüalist dayatmalarına karşı[x] iç huzuru arama ihtiyacından kaynaklanan değişik bir mistik temayül vardır. Budizm, Tasavvuf, Hıristiyanlık ve varoluş teorilerine ait kavram ve ifadeleri original halleriyle şiire yerleştirerek, insanı bunların mistik ve dinî atmosferine sokacak bir söyleyiş biçimi yakalamıştır. Onun şiirinin karakteristiğini oluşturan ve orijinal kabul edilmesini sağlayan bir yönü budur.

          Bu özellikleriyle Asaf Hâlet’in şiirlerinde görülen mistik temayül, o dönemde “Bay Mistik” olarak anılan Necip Fazıl’ın, daha sonraları ideolojik bir “İslamcılık” boyutunu da kazanacak olan dinî-mistik temayülünden farklıdır. Necip Fazıl’ın şiirlerinde, bilhassa 1945’lerden sonra, İslâmî inanışa karşı tam bir kabul vardır; bunun dışında diğer dinlerin veya mistik hareketlerin tesirleri bulunmamaktadır. “Mutlak hakikat Allah’tır” diyen ve şiiri, “mutlak hakikati arama işi” olarak gören Necip Fa­zıl’da, zaman zaman sorgulama şeklinde kendini gösteren, “çile” halini alan  fikrî endişe ağır basar.

“Niçin küçülüyor eşya uzakta?

Gözsüz görüyorum rüyada nasıl?

Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta?

Sonum varmış, onu öğrensem asıl?    

Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!

Ey yedinci kat gök, esrarını aç!

Annemin duası, düş de perde ol!

Bir asâ kes bana ihtiyar ağaç!

          Asaf Hâlet ise, kendisinin de söylediği gibi, “şuuru yormadan, fikre değil, kelime hazinesine dalarak, tasavvufun ırmağından gıdalanarak[xi], dinî-fikrî bir endişeden çok, şuuraltı, masal ve hayalin tesiriyle oluşan sezgilere dayalı bir mistik temayülün şiirini yazmıştır. Onun şiirlerinde, kendisinin yayınladığı son şiirlerden olan Sen hariç İslâmî bir lirizm de pek yoktur.

          Ayrıca, ilkel ve eski medeniyetler, kainatın ve insanlığın yaratılış macerasına ait teori ve  bilgilerle, masal, teker­leme ve çocukluk hatıralarından, bunların  şuur altındaki izlenimlerinden doğan, muhayyel ve fantastik bir dünya kurma­sı şiirinin diğer bir orijinal tarafını oluşturmuştur.

          Om Mani Padme Hum şâiri bunları yaparken, kelimelerin hem manalarından hem de, yer yer değişik kombinezonlarla meydana getirdiği ses oluşumlarından faydalanmıştır. Onun şiirlerinde, Palice, İbranice, Arapça, Fransızca, Portekizce, Yunanca, Eski Mısır dilinden, çeşitli masallar ve yaratılış teorilerinden kelimeler ve kavramlar  bulunmaktadır.

          Fikret Ürgüp’ün, “kendisini daha tanımazken şiirini duymuş, çarpılmıştım.”[xii] dediği gibi, birçoklarını şaşırtan  Asaf Hâlet’in şiiri, anlatmaya çalıştığımız böyle bir yapıya sahiptir.

          O dönemde Orhan Veli ve arkadaşları da “garip” karşılanmıştır, fakat müddet sonra başkaları tarafından birçok taklitleri yazılmaya başlanmış ve garipsenmeleri sona ermiştir. Bir kısım şâirler, çoğu zaman espri olmaktan öteye geçemeyen, sokak lisanının en alt derecelerine düşebilen ve argolaşan, bazen de fantezi sınırını aşamayan, iğreti duru­munda kalmış yabancı ve anlamsız kelimelerin kullanıldığı şiirler yazmışlardır.[xiii]  Fakat bunlar zamanla garipliklerini kaybetmiş, birçok taklitleri yazılmış veya şiir seviyesine yükselemedikleri için unutulmuştur. 

          Asaf Hâlet’in, Şark ve Garp kültürleriyle kendini yetiştirdiğini ifade eden Baki Süha Ediboğlu, “Edebiyatımıza birçok garabet meraklıları gibi bomboş, elini kolunu sal­layarak değil, bilgi dağarcığını tam manasıyla doldurarak girmiştir.[xiv] der.     

          Resai Eriş de, Asaf Hâlet’in Lâmelif şiir kitabının yayınlanması münasebetiyle kaleme aldığı yazısında şunları söyler: “Orhan Veli Kanık, Garip‘i beş yıl sonra yine aynı isimle çıkardı ama o şiirin garabeti kalmadı; o iddialar benimsendi, o söyleyiş aşıldı bugün. Garip‘i açıyorum bana beş yıl önceki garipsememi hatırlatan hiç bir şiir yok. Hepsi bizim şiirimiz oldu artık. Fakat bir şâirimiz var ki ona ne kerte yakınlaşırsam yakınlaşayım yine garip kalıyor benim için: Asaf Hâlet Çelebi. Çelebi bugün unutulmuştur. Ama bundan beş altı yıl önceleri aranır, bulunur okunurdu. Gerek He şiirlerini gerek bu ay içinde çıkan Lâmelif şiirlerini hep okumuştuk, biliyorduk. Fakat şimdi okurken bana yine garip geliyor.[xv]

          Asaf Hâlet’in şiir tarzının, hemen hemen hiç kimse tarafından izlenmemesinin veya âdeta unutulmasının asıl  sebeplerinden biri, anlaşılması belirli bir kültürel birikim ve vukufu gerektiren kültür ve sezgi şiiri olmasıdır. İçerdiği, geniş tarihî ve çoğrafî yelpazeye yayılan kültürel unsurlar bilinmeden onun şiirlerinin anlaşılması ve zevk alınması çok zordur.

          Doğan Ruşenay, “eskiler“den hiç kimsenin sevmediğini be­lirttiği Asaf Hâlet’in, “yeni şâirler” arasında da sevileme­mesiyle ilgili olarak, “Asaf’ın Şark kültüründen gelen çok kuuvetli cephesini anlamak imkanları bizim nesil için hemen hemen hiç yoktur.[xvi] demektedir.  Refiğ Cevat Ulunay da, “Asaf Beyefendi şiirde görünenin değil, manevî duyguların mimarı sayılır. Şiir vadisinde benzeri yalnız kendileri olan bir üstad-ı âzamdır.”[xvii] der.

          Türk şiir dünyasında hak ettiği yeri alamadığını dile getiren bazı yazarlar, onun şiiri ve şahsiyeti hakkındaki, zaman zaman alaya ve istihzaya varan tavır ve eleştirileri haksız bulurlar. Asaf Hâlet’e gösteriş meraklısı dendiğini, şiirlerinin gelip geçici sayıldığını ve anlaşılmaz karşılan­dığını belirten Fikret Baha Berke, yazısına şöyle devam eder:

          “Asaf Hâlet bu denenlerin  hiçbirisi değildir. Türk şiirinin çeki taşı gibi oturmuş öz ve gerçek değer­lerinden bir ulu şairdir. Böylesine duygulu bir derinliği, böylesine mistik bir yüceliği kimsenin küçümsemeye hakkı yoktur. Nice sıradan şairlerin cüce varlıkları önünde, şamatalar koparan bir toplumda, Asaf Hâlet’i saran sessizlik, şairin, insanlara karşı olan şaşırtıcı durumunu daha iyi anlamamıza yardım ediyor.[xviii]

          Gökhan Evliyaoğlu da, Asaf Hâlet’in ölümü münasebetiyle yazdığı bir  yazıda, ” O, şiiriyle değil şiire olan sevgi­siyle yaşayacaktır.” şeklindeki Baki Süha Ediboğlu’nun[xix] görüşüne katılmadığını ve onu büyük şâir sayanların az olma­dığını söyleyerek, “Bir arkadaşım vaktiyle Orhan Veli’nin “Asaf, sen yalnız Türkiye’nin değil, dünyanın da büyük şairlerindensin” dediğini işittiğini söyledi. Mübalağa ettiğini sanmıyoruruz. Asaf Hâlet Çelebi için çok şey yazıla­caktır. O yaşadığı devirde pek anlaşılmadı, ama hep şikayet­siz yaşadı.[xx] demektedir.

          Asaf Hâlet’in 1940-1955 yılları arasında gerek sol gerekse sağ kesim tarafından yeterince okunmadığını ve anla­mak için yeterince çaba gösterilmediğini ifade eden Ahmet Oktay, hem sağlığında hem de ölümünden sonra ona haksızlık edildiğini, ortalamanın altındaki birçok kişinin ondan üstün tutulduğunu söylemektedir.[xxi] İsmet Özel ise, “mistik şair” olarak kabul ettiği Asaf Hâlet için, “Öylesine modern biçim­lerle şiirini kurmuştur ki Türk şiir okuyucusu onun ilettiği bildiriye ulaşabilmek için Batılılaşmayı, çağdaş uygarlık düzeyini geride bırakmak zorunda kalacaktır.[xxii] demektedir.

          Daha önce belirttiğimiz gibi, Nurullah Ataç’ın, eski zevkin devamı olarak görüp yayınlayanlara bile kızdığı Asaf Hâlet’in şiirleri okul kitaplarında görülmemektedir. Antolo­jilerde de genellikle çok kısa  söz edilip bir iki şiirine yer verilmiştir. Onunla ilgili yazıların da  başka şair ve yazarlara göre 1990’lı yıllara kadar çok az olduğu aşikârdır. 1985 yılında kitap şeklinde yayınlanan ilk ve tek araştırmayı yapan Semih Güngör (Mustafa Miyasoğlu) orijinal bir söyleyişi olmasıyla birlikte kendi köklerine ve dünyasına bağlılığından dolayı Asaf Hâlet’in   kasdî tutumlarla unut­turulduğunu ve hakkının yendiğini iddia eder.[xxiii]

          Yukarıda bahsettiğimiz diğer sebeplerlerle birlikte He ve Lâmelif şâirinin, Türk şiir ve edebiyat dünyasındaki, layık olduğu yeri alamamasında, Miyasoğlu’nun işaret etmek istediği nedenlerin de az çok rolü olduğu kabul edilebilir. Fakat kanaatimizce asıl sebep, anlaşılması ve zevk alınması kuvvetli kültürel birikim isteyen bir şiiri olmasıdır. Herke­sin Batıya yöneldiği ve yönlendirildiği, pozitivist ve madde­ci telakkilerin yaygınlaştığı, geçmişle bağların çok zayıfla­dığı bir dönemde, Doğunun manevî ve mistik dünyasına, eski değerlere dayalı şiirlerin anlaşılamaması ve rağbet görmemesi tabiî karşılanmalıdır.

          Asaf Hâlet Çelebi, 1990 yıllardan itibaren Türk edebiyat dünyasında yeniden ilgi çekmeye başlayan bir şair olmuştur. Tabii ki şiirlerinin hususiyetleriyle beraber, Mustafa Miyasoğlu’nun tekrar basılan kitabı, bizim tez çalışmamız ve bu çalışmanın bir bölümünün 2000 yılında kitap olarak yayınlanması[xxiv], Hilmi Yavuz’un çeşitli yazılarında ve konuşmalarında yaptığı değerlendirmeler ve başka bazı kişilerin dikkatleri bu ilgide rol oynamıştır denebilir.

          Burada sadece çok kısa değinilebilinecek bir başka husus şudur ki, Nazım Hikmet, Garipçiler ve bilhassa İkinci Yenicilerden günümüze dikkat çekmek, orijinal olmak için espriden fantaziye, anlamsızlıktan saçmaya savrulma durumuna düşen ve dil hassasiyetini yitiren veya ona ulaşamayan bazı “yeni” şairler Asaf Halet’te kendi aykırılıkları için birşeyler bulduklarını sandılar. Çağın getirdiği kargaşa ve karmaşanın da tesirinde vukufsuzluk, aculiyet, sabırsızlıkla, “orijinal” olma yolunda Om Mani Padme Hum şairi ilgilerini çekti. Bununla birlikte Asaf Hâlet’in şiir tarzını devam ettiren başka bir şâir yoktur. Elbette ki mistik temayül, şuuraltının tesirinde kalma, geçmiş devirlere gitme, çocukluk özlemi ve yabancı kelimeleri şiire sokma gibi duyuş ve tasarruflar ondan sonraki başka şâirlerimizde de vardır. Fakat, duyuş tarzı, kelime ve imaj dünyasıyla psikolojik ve bilhassa kültürel muhteva gibi   şiirinin karakteristiğini oluşturan özellikler açısından Asaf Hâlet’in şiirine yaklaşılamamıştır denilebilir.

          Şiir okurları için de, onun şiiri anlaşılamasa da farklı yorumlara müsait çekici bir kapalılık ve sırrîlik taşımıştır. Zaten çok fazla olmayan şiir meraklılarının veya okurlarının bir kısmındaki bu ilgi herşeye ragmen iyi bir şeydir.

          Asaf Hâlet’i, İkinci Yeni‘nin öncüsü olarak görenler de vardır. Kemâl Sülker, Seyyid Kemâl Karaalioğlu’nun “Şimdi­lerde “letrizm” dediğimiz İkinci Yeni akımının en bilinçli öncüsü odur diyebiliriz.” dediğini nakletmektedir.[xxv] Kanaati­mizce, Asaf Hâlet’in şiiriyle letrizm arasında direkt bir ilişki kurulamaz.[xxvi] Ayrıca, bilhassa masal, tekerleme gibi folklorik gelenekle olan ilişkisiyle, kendine has mistisizmi, geniş bir zaman ve mekana yayılan medeniyet ve kültür unsur­larıyla, anlamsız gibi görünmekle beraber, karmaşık, derin ruh halleri ve hayallere dayalı söyleyişiyle İkinci Yeni‘den çok farklıdır. İkinci Yenicilerin şiirlerinde, kapalılık âdeta kasdî olarak meydana getirilirken, onun şiirlerinde derin bir psikolojik muhtevaya dayalı duyuş ve sezişin tabiî neticesi olmaktadır.

          Bu arada, Beşir Ayvazoğlu’nun bazı şiirlerindeki, Budizm ve Uzak Doğu’ya ait birtakım unsurlar, tasavvufî şahsiyetler etrafında oluşturulan tahayyül ve tasavvurlar, masal tesiri ve çocukluk intibalarının Asaf Hâlet’in şiirini hatırlat­tığını düşünebiliriz. Bazı şiirlerinde de, motif ve söyleyiş tarzı olarak benzerlikler  sezilmektedir.[xxvii] Ayvazoğlu’nun “Çintemani” şiirindeki bazı imaj ve hayaller de, Çelebi’nin “Ayna”, Nigar-ı Çin” ve Kahkaha” şiirlerini hatırlatmaktadır. Sanki, Ayvazoğlu, onun şiirlerinin muhtevasına özenmiş gibi­dir. Fakat şunu hemen belirtmek gerekir ki, iki şiir arasın­daki ilişkinin tam olarak belirlenmesi için Ayvazoğlu’nun bütün şiirlerinin de bu bakış açısıyla incelenmesi icap etmektedir. Kaldı ki Ayvazoğlu henüz şiirlerini çok nadir de olsa yayınlamaya devam etmektedir. Bunlarla birlikte tam bir tesirden söz etmenin zor olduğu söylenebilir.

          Asaf Hâlet’in, Türk şiirindeki yerinin tesbiti açısından dikkate alınması gereken  bir başka tarafı da, şiirle ve şiiriyle ilgili görüşlerini, bir nevi poetika sayılabilecek tarzda anlatmış olmasıdır. Bu şekilde fikirlerini ortaya koyan pek fazla şâirimiz de yoktur.[xxviii]


[i]Orhan Veli ve Oktay Rifat’ın yeni tarzdaki ilk şiirleri, “İnsanlar”, “Yokuş”, “Deniz”, “Saksılar”… Varlık‘ın 15. Eylül 1937 tarihli 101. sayısında yayınlanmıştır.

[ii]Semih Güngör, Asaf Hâlet Çelebi, İstanbul 1985, s.16.

[iii]Hüsamettin Bozok, “Asaf Hâlet, yeni ve garip bir tarzda ilk ünlendiği zaman Orhan Veli henüz Tahattur şiirini yayınlayıp tanınmamıştı.” demektedir [“Asaf Hâlet Çelebi İçin Anılar” Yedi­tepe, S.188, s.111, 1958.]  ki, 1 Ekim 1938 tarihli İnsan dergisinde yayınlanan Kitâbe-i Seng-i Mezar’a rağmen bu doğrudur.

[iv]Nurullah Ataç, Hüsamettin Bozok’a, “A birader, bu bal gibi eski zevkin devamı!” diyerek Asaf Hâlet’in şiirlerini Ses‘de yayınladıkları için onu ayıplamış, bu tavrı ve sözleri açığa çıkınca da Hüsamettin Bozok’a “adamakıllı içerlemiştir.“”[Salah Birsel, Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu, Ankara 1983, s.90].

[v]Mehmet Kaplan, Edebiyatımızın İçinden, İstanbul 1978, s.167.

[vi]Mustafa Baydar, “Asaf Hâlet Çelebi İle Bir Konuşma”, Dünya Gazetesi, 3 Kasım 1954, s.4

[vii]1 Mart 1993 tarihli mektubu.

[viii]2 Mart 1993 tarihli Çatalca’da yaptığımız görüşme.

[ix]Bakınız, Orhan Okay, Sanat ve Edebiyat Yazıları, İstanbul 1990, s.88-94.

[x]Hilmi Yavuz, adı geçen mektup.

[xi]Kemâl Sülker, “Gergin Bir Ortamda Asaf Hâlet’le Söyleşi”, Yazko Edebiyat, S.17, Mart 1982, s.67.

[xii]Fikret Ürgüp, “Şair Arkadaşlarıma Yazıyorum”, Yenilik, S.51, Ocak 1957, s.5

[xiii]Bakınız, Garip Şiirler Antolojisi, (Düzenleyenler) Ümit Yaşar, Metin Eloğlu, İstanbul 1968.

[xiv]Baki Süha Ediboğlu, “Asaf Hâlet Çelebi”, Cumhuriyet, 17 Ekim 1958.

[xv]Resai Eriş, “Edebî Oluşlar”, Yeni Adam, S.545, 1 Haziran 1945, s.6

[xvi]Doğan Ruşenay, “Asaf Hâlet Çelebi”, Yeni Adam, s.381, 16 Nisan 1942, s.6.

[xvii]Kemâl Sülker, “Gergin Bir Ortamda Asaf Hâlet’le Söyleşi”, Yazko Edebiyat, S.17, Mart 1982, s.66.

[xviii]Fikret Baha Berke, “Yahya Kemâl- Asaf Hâlet”, Türk Sanatı, S.68, Ocak 1959, s.3.

[xix]Baki Süha Ediboğlu’nun ilgili yazısı, 17 Ekim 1958 tarihli Vatan gazetesinde yayınlanan, yukarıda zikrettiğimiz yazısıdır.

[xx]Gökan Evliyaoğlu, “Asaf Hâlet Çelebi Öldü”, Havadis Gazetesi, 24 Ekim 1958.

[xxi]Ahmet Oktay, “Şiir ve Tasvvufun İki Yüzü”, Oluşum, S.33/75, Temmuz 1980, s.3.

[xxii]İsmet Özel, “Şiir” Maddesi , Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklo­pedisi, C.3, İstanbul, s.634.

[xxiii]Semih Güngör, a.g.e., s.7-36.

[xxiv] Bilal Kırımlı, Asaf Hâlet Çelebi, Şule yayınları, İstanbul, 2000.

[xxv]Kemal Sülker, a.g.y., s. 68

[xxvi] Bakınız, Kâbil Demirkıran, “Asaf Hâlet’in Şiirinde Letrizm Etkisi Var Mı?”, Asaf Hâlet Çelebi Kitabı, Hece, 2003, Ankara, s. 44-64.

[xxvii]Ayvazoğlu’nun “Evler ve Devler” şiirindeki,

           “ve devler, cinler, ifritler, yüklüklerde

            ağladılar haminneme

                             haminneee haminneee”   

mısraları, Çelebi’nin “Nûrusiyah” şiirindeki,

           “ama ben niçin hâlâ nûru siyaha ağlarım

                       nurusiyâaah

                          nurusiyâaahhh”         

mısralarını; Ayvazoğlu’nun yine aynı şiirindeki,

           “Ah aman ben, haminnemin incecik ölüsünü

            göreliberi teneşirde, aman aman teneşir

            ölümü düşünürüm

mısraları, Çelebi’nin “Ikinci Pencere” şiirindeki,

           “ve ben

            limonluğun içindeki

            kırmızı toz dolu sandığı düşünüyorum

                                      pencerede”   

şeklindeki söyleyişlerini hatırlatmaktadır.

[xxviii]Bu konuyla ilgili bakınız: Bilal Kırımlı, “Asaf Halet Çelebi” (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Erzurum, 1994.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

ASAF HÂLET ÇELEBİ ve TÜRK ŞİİRİNDEKİ YERİNE DAİR... / Ay Vakti
ASAF HÂLET ÇELEBİ ve TÜRK ŞİİRİNDEKİ YERİNE DAİR... / Ay Vakti
179. SAYI Mart-Nisan 2019 / Ay Vakti
178. SAYI / OCAK– ŞUBAT 2019 / Ay Vakti
Tümünü Göster