ASAF HÂLET ÇELEBİ ve TÜRK ŞİİRİNDEKİ YERİNE DAİR

29
Görüntüleme

9-Asaf Hâlet Çelebi, 1907-1958 tarihleri arasında yaşayan ve ilk şiirlerini 1920’lerin son yıllarından itibaren yazmaya başlayan bir Cumhuriyet devri şâirimizdir. Şiirlerinin farklılığı, “acayip”liği ile dikkat çeken  Çelebi hakkında birçok değerlendirmeler, konumlandırmalar yapılmış ve hâlâ yapılmaktadır. Bu bağlamda şu kadarını söylemek gerekir ki, Türk şiirinde, Asaf Hâlet’in yerinin iyi tesbit edilebilmesi, bilhassa dönemin şiirinin anlaşılmasının yanında onun şiirinin bilinmesine, karakteristiğinin tesbit edilebilmesine bağlıdır. Aksi takdirde yapılan değer­lendirmeler tutarsız ve isabetsiz olabilmektedir.

          Yahya Kemal ve Ahmed Haşim’e rağmen hece vezninin Türk şiirinde hakimiyet kurduğu, Nazım Hikmet’le beraber serbest veznin de kullanılmaya başlandığı 1920’li yılların sonlarına doğru  ilk şiir denemelerini yazan Asaf Hâlet, hece vezniyle yazdıklarında Yahya Kemâl ve Ahmet Haşim’in, gazelleriyle de Divan şiirinin tesirlerini sezdirmektedir. Bu denemelerden sonra, 1938 yılından itibaren yayınlamaya başladığı asıl şiirlerinde ise bambaşka bir tarzla ortaya çıkmıştır. Bu şiirleri, bazıları tarafından yadırganmış, acaip karşılanmış, şiir olmadığı söylenmiş, hatta alaya alınmıştır. Diğer bazı­larınca ise yeni, modern, orijinal  ve çarpıcı olarak değerlendirilmiştir.

          Bu sıralarda Türk şiirinde, Haşim ve Yahya Kemâl’in tesiri devam etmekle beraber, onlardan sonraki neslin getir­diği değişiklikler ve gelişmeler etkili olmuş ve yerleşmiştir. İlk şiirleri 1936’yılında Varlık‘ta çıkan Orhan Veli ise, 1937’nin Ağustos ayından itibaren “yeni” şiirlerini yayınlamaya başlamıştır.[i] Asaf Hâlet’in “yeni” kabul edilen ilk şiiri Cüneyd ise bundan 14 ay sonra, 18 Teşrinisani (Kasım) 1938 tarihli Ses dergisinin 1. sayısında yayınlanır.  Bazılarınca, Asaf Hâlet’in, Arif Dino ve Celâl Sılay’la bera­ber Garip şiirinin öncüsü kabul edilmesi[ii], “yeni” tarzda ilk şiirleri onun yazdığı kabulüne dayanıyorsa, doğru değildir. Fakat, 1938 yılından itibaren şiirleri “yeni” kabul edilip  en çok tenkide uğrayan ve Yeni şiiri savunan Asaf Hâlet Çelebi’dir. Bilindiği gibi Garip‘in yayınlanışı ise 1941 yılındadır ve bu tarihten sonra Orhan Veli ve arkadaşları “yeni” ve Garip şiirleriyle asıl şöhretlerini kazanacaklar­dır.[iii]

          Yeni şiircilerin o yıllarda ortaya koydukları en önemli husus klasikleşmiş şekil, vezin ve kâfiyeden sonra, mecaz, istiâre ve teşbih gibi  edebî sanatların da şiirden mümkün olduğu kadar çıkarılmasıdır. Asaf Hâlet’in, Orhan Veli ve diğer yenilikçilerle ilk zamanlarda birleştikleri noktalar bunlardır. Yeni şiir hareketinin esasları da, o tarihlerde  bu hususlar üzerine kurulmuştur. Daha sonraları, Garip‘le beraber, bu anlayış Garip Hareketi şeklinde gelişmiş ve biraz değişik bir mecraya doğru sürüklenmiştir.

          Diğer yenici şâirlerinkinden  farklı olarak “acaip”, “anlamsız” ve “mistik” olarak görülen Asaf Hâlet’in şiiri, Nurul­lah Ataç’ın, “bal gibi eski zevkin devamı[iv] demesine rağmen, birçokları tarafından yeni ve orijinal kabul edilmiştir. Mehmet Kaplan’ın dediği gibi[v], onun şiirleri, kültürel biri­kime dayanan bir nevi kültür şiiridir. Hem Türk-İslam hem de diğer kültür ve medeniyetlerden izler taşımaktadır. Bu yönleriyle diğer yeni şâirlerden ayrılır. Onun şiirleri “eski zevkin devamı” değildir ve Divan şiirinden çok farklıdır.

          Asaf Hâlet’in şiirlerinde bir başkasının belirgin bir tesiri veya benzerliği  görülmez. Kendisi, Yahya Kemâl’i sevdiğini ve beğendiğini, Haşim’i ise “pek çok” sevdiğini söylemiştir.[vi] Bununla bir­likte onda Haşim tesiri, ilk  denemeleri hariç, şiirde vuzuh konusundaki fikrî müştereklikten ve anlamdan çok sezgiye önem vermesinden öteye pek geçmez.

          Asaf Hâlet’in şiirlerinde başka şâirlerin etkisinin izine bile rastlanmadığını ileri süren Hilmi Yavuz, “Bu manada Çelebi’nin tekil bir şâir olduğunu söyleyebiliriz.”[vii] demektedir. Aziz Nesin de, çok “özgün” bir şâir olduğunu belirterek, hiçbir ekole bağlı olmadığını ifade etmiştir.[viii]

          Asaf Hâlet’in şiirleri kendi devrinde bazıları tarafından garip ve acayip karşılanmakla beraber genellikle beğenilirken, birkısmının da şidetli hücumuna uğramış ve karikatürlere mevzu yapılarak hicvedilmiştir. Bu tenkit ve itirazların bir kısmı, Asaf Hâlet’in o sıralarda “Yeni şiir“i savunmasından kaynaklanmış olabilir.

          Anlaşılması zor veya yabancı birtakım kelimelerle başkaları da şiir yazdığına göre[ix] ve serbest tarzda, vezin­siz, kâfiyesiz olarak, mecaz, istiâre, teşbih gibi edebî sanatların kullanılmadığı şiirler daha önce yazılmağa başlandığına göre  Asaf Hâlet’in getirdiği yenilik veya farklılık nedir? Veya Asaf Hâlet’in şiiri niçin orijinal ve nev-i şahsına münhasır kabul edilmiştir?

          Çelebi’nin şiirlerinde Budizm ve tasavvuf gibi mistik; fakat farklı kültürel birikimle beraber, Hilmi Yavuz’un ifadesiyle “devrin pozitivist ve entellektüalist dayatmalarına karşı[x] iç huzuru arama ihtiyacından kaynaklanan değişik bir mistik temayül vardır. Budizm, Tasavvuf, Hıristiyanlık ve varoluş teorilerine ait kavram ve ifadeleri original halleriyle şiire yerleştirerek, insanı bunların mistik ve dinî atmosferine sokacak bir söyleyiş biçimi yakalamıştır. Onun şiirinin karakteristiğini oluşturan ve orijinal kabul edilmesini sağlayan bir yönü budur.

          Bu özellikleriyle Asaf Hâlet’in şiirlerinde görülen mistik temayül, o dönemde “Bay Mistik” olarak anılan Necip Fazıl’ın, daha sonraları ideolojik bir “İslamcılık” boyutunu da kazanacak olan dinî-mistik temayülünden farklıdır. Necip Fazıl’ın şiirlerinde, bilhassa 1945’lerden sonra, İslâmî inanışa karşı tam bir kabul vardır; bunun dışında diğer dinlerin veya mistik hareketlerin tesirleri bulunmamaktadır. “Mutlak hakikat Allah’tır” diyen ve şiiri, “mutlak hakikati arama işi” olarak gören Necip Fa­zıl’da, zaman zaman sorgulama şeklinde kendini gösteren, “çile” halini alan  fikrî endişe ağır basar.


[i]Orhan Veli ve Oktay Rifat’ın yeni tarzdaki ilk şiirleri, “İnsanlar”, “Yokuş”, “Deniz”, “Saksılar”… Varlık‘ın 15. Eylül 1937 tarihli 101. sayısında yayınlanmıştır.

[ii]Semih Güngör, Asaf Hâlet Çelebi, İstanbul 1985, s.16.

[iii]Hüsamettin Bozok, “Asaf Hâlet, yeni ve garip bir tarzda ilk ünlendiği zaman Orhan Veli henüz Tahattur şiirini yayınlayıp tanınmamıştı.” demektedir [“Asaf Hâlet Çelebi İçin Anılar” Yedi­tepe, S.188, s.111, 1958.]  ki, 1 Ekim 1938 tarihli İnsan dergisinde yayınlanan Kitâbe-i Seng-i Mezar’a rağmen bu doğrudur.

[iv]Nurullah Ataç, Hüsamettin Bozok’a, “A birader, bu bal gibi eski zevkin devamı!” diyerek Asaf Hâlet’in şiirlerini Ses‘de yayınladıkları için onu ayıplamış, bu tavrı ve sözleri açığa çıkınca da Hüsamettin Bozok’a “adamakıllı içerlemiştir.“”[Salah Birsel, Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu, Ankara 1983, s.90].

[v]Mehmet Kaplan, Edebiyatımızın İçinden, İstanbul 1978, s.167.

[vi]Mustafa Baydar, “Asaf Hâlet Çelebi İle Bir Konuşma”, Dünya Gazetesi, 3 Kasım 1954, s.4

[vii]1 Mart 1993 tarihli mektubu.

[viii]2 Mart 1993 tarihli Çatalca’da yaptığımız görüşme.

[ix]Bakınız, Orhan Okay, Sanat ve Edebiyat Yazıları, İstanbul 1990, s.88-94.

[x]Hilmi Yavuz, adı geçen mektup.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

ASAF HÂLET ÇELEBİ ve TÜRK ŞİİRİNDEKİ YERİNE DAİR... / Ay Vakti
ASAF HÂLET ÇELEBİ ve TÜRK ŞİİRİNDEKİ YERİNE DAİR... / Ay Vakti
179. SAYI Mart-Nisan 2019 / Ay Vakti
178. SAYI / OCAK– ŞUBAT 2019 / Ay Vakti
Tümünü Göster