KIRAATHANE YAZILARI – II

52
Görüntüleme

Sohbet mahfilleri, toplumun ortak sesini oluşturmuştur. Günlük koşuşturmanın müşaveresinde bulunmak, yorgunluğu atmak,  konu komşularla muhabbeti artırmak, dertlerin dermanına çareler bulmak, cemiyetin birliğinin, berberliğinin en önemli mekânlarından biridir Kıraathanelerimiz. Aynı zamanda stres atmak, içini dökmek, dert ortaklarıyla muhabbetleşmek, yarenlikler etmek, masa oyunları oynamak, vakit geçirmek ve bütün bunları yaparken çay, kahve çeşitleri eşliğinde bunları yapmak artık bir geleneği ifade etmektedir. Aslında Kahvehaneler zaman içinde devleti yönetenlerce denetleme mecburiyeti kadar, siyasal gücün kullanıldığı menziller olarak da düşünülmüştür.

Sıra evlerinden yaren odalarına, imam odalarından köy-imam odalarına, kahvehanelerden kıraathanelere, kafelere doğru gelinen bir yolculuğun anatomisi üzerinde durmak kolay bir mesele değildir. Toplumsal hareketlilikler, değişimin uygulama alanları, modernizmin yayılma mahfiller gibi bir dizi unsuru da içinde taşımaktadır. Bunları yaparken aydınların, emeklilerin mekânları haline dönüştüğü gerçeğini de aklımızda tutmak icap ediyor. Yine de ifade etmekte yarar vardır ki; işsizlerin, ayyaşların, problemli insanların gelip gittiği mekânlar giderek farklı kesimlerin de gelmesiyle kahvehanelerin statülerinin de değiştiğini, derinleştiğini de kayıtlarda tutmakta yarar vardır. Toplumların ruhunun sindiği, aklının, ilminin, irfanının gelişip hayata anlam kattığı bu sohbet-muhabbet mekânları yediden yetmişe kadın ve erkek herkesi ilgilendirmiştir. Kadınların, yetişmekte olan kızların, bilgi ve becerileri daha çok ana-babalarının, büyüklerinin, ağabeylerinin, amca ve dayılarının, hala ve teyzelerinin öğrendiklerinin ev içi muhabbetlerle sağlandığını biliyoruz. Anadolu şehirlerinin her birisinde sürüp gelen bu ve benzeri sohbet meclisleri bir geleneğin sürekliliğine de elbette ki işaret etmektedir. Okuma, sohbet, köy, imam ya da yaren odaları gibi mekânlar biraz daha asil durmaktadır. Tarihin, dinin, coğrafyanın getirdiği şartlar içerisinde eğitim kurumları şeklinde düşünmek daha doğru bir tespit olur. Bu ayrımı yaptığımızda Kahvehanelerin-kıraathanelerin yolculuğuna daha doğru bir yolculuk yapılmış olur.

Aslında üzerinde durulması gereken husus; bu mekânlara ihtiyaç duyan ecdat, bir eksiğin giderilmesinden yola çıkmış, halkın birliğine, dirliğine, inancına, sohbet geleneğine, bilmesi gereken bütün hususların elde edildiği divan meclisleri, sohbet mekânları olarak düşünmüş olmalarıdır. Zaman içerisinde bu asaletli yapının yerini, devletin denetlemesi, kontrollü kullanma ve siyasal emellere doğru dönüştüğünü bir kez daha ifade edelim.

İşte bu bize, kitabi bir tarafın vaz geçilmezliğine de işaret etmektedir. Hikmet ehli insanların da içinde yer aldığı bu meclislerde fasıllardan fasıllara geçilmiş, insanların ihtiyacı olan dini, örfi bilgiler aktarılmış, yeri gelmiş hicivle, şiirle, ozanların sazlarıyla, sanat, tiyatro etkinlikleriyle sürmüştür. Genç kuşakların geleceğe hazırlanmasında bu ve benzeri yapıların etkili rol oynadığı muhakkaktır. Elbette bugüne doğru gelindiğinde daha çok yozlaşmanın, bozulmanın, sınırları aşarak nargile safalarına çevrilmesini, zamanın hoyratça kullanılmasını, adap, tavır, usul, ahlak, saygı, hürmet, ilim, bilgi gibi hallerin hepten terkedilmiş olduğunu da göz ardı etmediğimiz bilinmelidir. İşsizlik, taşkınlıklara neden olur. Boşta duran insanların bunalımı, tatminsizliklerle değişik dertlerin, olayların doğmasına, uyuşturucu müptelasına yollar aralar. Devletin görevlerinden biri de toplum bireylerini doğru yollara kanalize etmek, onlara iş imkânları oluşturmaktır. Bu bize asırlardır sürüp gelen geleneğin oluşturduğu eğitim kurumunun nasıl elden çıktığına da işaret etmektedir. Gün gün değişerek gelen anlayış, toplumun temel inançlarını kökten sarsmakta, düşünceden hayata bakışa, kültürden irfana anlayışların yerinin heva ve heveslere müteallik usuller, modernitenin albenili-kandırıkçı-sahte sunumlarıyla toplum hafızası bozulmaktadır.

Doğu toplumlarının genelinde var olan dini, sosyal, siyasal, kültürel meclislerin farklı isimlerle de olsa günümüzde de sürdüğünü söylemeliyiz. Müslüman çevrelerin bir ihtiyaç olarak belirlediği Kahvehaneler, kıraathaneler asıl itibariyle XVI. yüzyıldan bu yana Doğu, Ortadoğu, yani Asya topraklarında erkeklere münhasıran yaygınlaşmıştır. Son yirmi otuz yıldır kadınların ve erkeklerin birlikte kahvehanelerde, nargile salonlarında, kahve çeşitliliklerinin bulunduğu mahallerde bir araya geldikleri biliniyor. Giderek Kafeler zinciri şeklinde çoğaldığı, yaygınlaştığı herkesin malumudur. Bizim meselemiz ise, kitapların, dergilerin, gazetelerin geleneğe bağlı olarak bulunduğu, sohbetlerin gerçekleştiği, huzurun ve bilginin arandığı meclislere doğru adımlar atılmasıdır. Kahvenin Etiyopya’nın Kaffa bölgesinden Türkiye’ye, buradan da dünyaya dağılıyor olduğu biliniyor. Kaffa’dan yola çıkılarak Kahve denildiği muhakkaktır. “Türk Kahvesi” tanımlaması farklı tadın elde edilmesinde kullanılan suyun, sürenin ve kahvenin kavruluşunun ve pişirilmesinin büyük payı da büyüktür.

Kıraathaneler, kitaplardan müteşekkil bir iç donanımla yine çay ve kahve çeşitlerinin ikram edildiği ayrıcalıklı bilgi, ilim, irfan, sanat meclislerimizdir. Bireylerin bir yandan çaylarını, kahvelerini yudumlarken diğer yandan gözün, gönlün, kulağın kitaplardan yana meyletmesi, okuma alışkanlıklarının sağlanması, bilgi eksikliklerinin giderilmesi, sorunların çözüm merkezleri haline getirilmesi gibi hususiyetlerin de az da olsa hala korunduğunu, sürüp geldiğini de ifade edebiliriz. Tarihçi İbrahim Peçevi’nin aktardığına bakılırsa; İstanbul’da ilk kahvehane açılınca, Fransa’da, İspanya’da, İtalya’da, Almanya’da da kahveyi çağrıştıran (cafe, caffe, cafeteria…) kelimelerin kullanıldığı bilinmektedir. 1550’li yıllarda İstanbul’da Kahvehaneler açılmaya başlamış kısa sürede (17.yüzyıl itibariyle) uçsuz bucaksız sınırlarımıza komşu olan ülkelere de yayılmıştır. Bu geleneğimizin kökleri derin lakin geldiği nokta kapitalizmin boyunduruğu altında kalarak asimile olduğunu söyleyelim.

Kahvehaneler, Kıraathaneler çok farklı insan karakterlerinin bir araya geldiği mahallerdir. Konu komşunun, aynı semtin, mahallenin, kasabanın erkeklerinin bir araya gelip dertleştikleri, yarenlikler ettikleri, hikâyelerin anlatıldığı, zaman zaman büyüklerin konuşup, küçüklerin dinlediği, saygının, sevginin muhabbetin merkezi olduğu, mümkün oldukça kavgadan, sataşmadan, dedikodudan uzak meclisler olarak bilinirdi. İnsan tabiatı gereği boşta kalınca –insanı meşgul etmeyince- dedikoduya, şakada aşırılığa, kaba sözler söylenilmesine, ağız dalaşmalarına değin değişmelerle uyuşturucuların ağlarını ördüğü artık devletin yetkililerince bilinen gerçeklerdendir. Bir ihtiyaca binaen oluşturulmuş olan bu türden müesseselerin; insanları ve toplumu hayra, hakka, doğruluğa götürecek, bilgilerini artıracak yuvalar olarak görmek daha erdemli gelmektedir.  Umuyoruz ki yeniden köklerimize dönerek kaybolmaya yüz tutan bu ve benzeri teşekküller yeniden asaletli dönemlerine erişir. Öyle olursa toplum uzlaşması, kardeşliğin güçlenmesi, birliğin sağlanması daha kolay olacaktır. Cami cemaatinin kalabalığını, kapitalizmin kafelerinin tuzağına bırakılamayacak kadar önemli olduğunu da hatırlatmış olalım.

Şehirler büyüdükçe, toplum zenginleştikçe kurumlar, tesisler, kamusal alanlar ya da bu türden buluşma mekânları da farklılaşmaya, değişmeye başlıyor. Kahvehaneler lebalep dolu mekânlardır. Oyunların oynandığı, çayların içildiği, yalnızlıktan kurtulma mekânları olduğu kadar dostlarla, arkadaşlarla vakit geçirmek için de bir kurtuluş yerleridir. Bundan dolayıdır ki bir araya gelen her insan birikimleriyle, kültürleriyle, siyasal anlayışlarıyla bir araya gelmektedir. Kardeşliğin tesisinde önemli hizmetler yaptığı muhakkaktır. Sosyalleşmeden siyasallaşmaya, yardımlaşmadan iş bulma mekânlarına, kültürün ve sanatın icrasında işlev görmektedir-görmelidir. Evlerinde duramayan erkeklerin kaçış menzilleridir kahvehaneler yani kıraathaneler. Erkekler, neden evlerinde durmazlar sorusu önemli bir soru olmakla birlikte toplum mühendislerini, psikologları, sosyologları ilgilendirdiğini de ifade edebiliriz. Özellikle seçim çalışmaları başladığında kahve sahiplerinin siyasi görüşlerine yönelik müşteriler oluşmaya başlar. Tarihin tanıklık ettiği konferanslara, oturumlara, tiyatrolara ev sahipliği yapan, saz âşıklarını, bilgeleri ağırlayan bu mekânlar yeniden menziline dönmelidir.

Dün olduğu üzere bu günde ateşli seçim konuşmalarının yapıldığı yerlerdir. Kampanyalar, kulisler buralarda gerçekleşiyor hala. Elbette unutulmaması gereken bir durumdan da bahsetmekte yarar vardır. Özellikle kahvehanelerin kurulduğu XVI. ve XVII. Yüzyılda oluşan bu müesseseler pek kolay kabul görmüş değildir. Dönemin yöneticileri tarafından boşta gezenlerin doluştuğu, gevezeliklerin yapıldığı, miskinlerin dolup taştığı dolayısıyla dedikodu merkezleri diye nitelendirildiği bilinmektedir. Bu pencereden meseleye bakıldığında 1567 yılında Suriçi’nde başlayarak İstanbul’un genelindeki kahvehaneler kapatılmıştır. Kapatmalar tedricen yapılmış, toplumun tepkisine neden olunmaması dikkate alınmıştır. Fitne ve fesat yerleri diyerek, toplum düzenini, ahlakını bozuyor düşüncesiyle kapatılmıştır. Siyasal güç merkezleridir, uyuşturucu tacirlerinin mekânlarıdır diyerek kapatılmıştır.

Alternatifleri siz düşünmezseniz-oluşturmazsanız birileri düşünür. Halkın ihtiyacı olanı sizler arayıp bulmalı ve problemleri çözmelisiniz ki emperyalist eller boşlukta kalsın. Aksi takdirde başkaları başka türlü çözecektir. Karmaşalar, akıl oyunları böyle gelişiyor. Hayatta boşluğa yer yok. Bıraktığınız her boşluğun birileri tarafından kullanılacağını asla unutmamalısınız. Yasaklar çözüm değildir, problemleri çözerek toplumu ikna etmek doğru olanıdır.

Kanuni Sultan Süleyman’nın Devlet Başkanlığı döneminde İstanbul’da 50 civarında kahvehanenin varlığı kayıtlarda mevcuttur. 16. Yüzyılın sonunda 600 olduğu, 19. Yüzyılın başlarında ise 2.500 civarında kahvehanelerin-kıraathanelerin bulunduğu zikredilmektedir.

Demek oluyor ki bir ihtiyaç belirginleşince çözüm bulunuyor. Kıraathaneler yani kahvehaneler aynı zamanda kültürün, sanatın, şiirin, ozanların merkezleri haline geldiğini, kültürel mirasımız üzerindeki etütlerin devam etmesinin sağlıklı olacağını ifade etmekte yarar görüyoruz. Bugün kıraathanelerin kütüphanelerden müteşekkil “Millet Kıraathaneleri”ne dönüşüyor olması toplumun büyük kazancı olacaktır.  Kitaplardan bir dünya kuruyorsanız eğer, orada düşünce, sanat, edebiyat, şiir, şuura dönüşerek tefekkürün kapılarını açacak ve gelişecektir.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

DALLAR HÛ / Yavuz Selim YAYLACI
Ahraz / Talat ÜLKER
VAROLUŞA HAYRANLIK VE… / Semra Saraç
ene’l-hû / Selami Şimşek
Baykara / Nurullah Genç
Tümünü Göster