Râm Ola, Rahşân Ola Sîmâsına Ay Doğa

261
Görüntüleme
Natalya o gün gelmedi
ertesi gün de, daha sonraki günlerde de…
yaklaşık üç haftadan fazla göremedik onu, yortular buna sebep
sık sık aklımdan geçirdiğim cümlelerden biri beni rahatsız etmeye başlamıştı yine
“ben hiçbir şey yapamıyorum”
Natalya’nın yokluğu, bu cümlenin beni ziyaretini kolaylaştırmış gibiydi fotoğraf sergisi açamamış, râst ağırlıklı bir konser verememiş, gazetede bir köşe edinememiş, yüksek yapamamış, bir baltaya sap olamamıştım…

“oku oku oku
koş Ali koş
tut topu tut
Ali topu tut”

boşa geçirilmiş bir ömrün neden boşa geçirildiği konusu da ayrı bir kavgaydı benim için
önümde duran Danozetti’ler ütü yaptırdılar bana
buhar kokusunu seviyordum, sıcaklık yayılıyordu odaya; iyi hoştu da ama ben neden ütü yapıyordum ki?
Danozetti’ler ütü yapmayı mı bilmiyorlardı, ütü yapmaya zamanları mı yoktu, ütü yapmaktan hoşlanmı­yorlar mıydı, yoksa ben ütü için mi vardım
o hâlde neden bir ütü okulundan çıkmadım?
ütü derslerinde en yüksek notu almak için çalışır, ütü bezi hakkında edebî metinler yazardım
yıllar sonra da ütü yaparken canım sıkılmaz, elimdeki ütüye hayran hayran bakabilirdim
önümde duran Danozetti’ler ne var ise yapmak istemediğim onu yaptırdılar bana
“ne var ise yapmak istemediğin” okulunda yıllarca mürekkep yalasaydım kendimi gereksiz hissetmez­dim bu kadar
hem gereksiz, hem fazla ya da büyük beden
Natalya gelseydi o gün ve diğer günler bütün bunlar olmayabilirdi üstelik hatırladığım en bedbîn kelimelerle boğuşmak canımı yakıyordu
oysa bir kısmını Gobi’ye gömdüğümü, bir kısmını Alatoo’ya fırlattığımı, bir kısmını Besarabya’da suya bıraktığımı, geri kalanları da Aden’den Umman Denizi’ne hediye ettiğimi sanıyordum
sanmak işte, her şey sanmak’tı benim için ve sana sana yaşamak…

“Cihânda âşık-ı mecrûha sanma râhat olur
Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur”
*

bu yüzden sus çektim dilime
Büyük Ada’ya hiç gitmedim diye geçirdim aklımdan birden, durduk yere; gitmedim Şehremini’ye, git­medim Yüksekova’ya, Ardahan’a…
gitmeler bir alışkanlığa dönüşmüş, onları içine çekildiğim bir hortum olarak kabul eder olmuştum hani gitmezsem olmazmış gibiydi
“Sen de gitme Triyandafilis” kadar özlenen ve beklenen ve aranan değildim sonuçta hani gitsem daha iyi, gitmesem ne olacakmış gibiydi
hani gitsem hafifleyenler olacak, gitmesem beni bir yere sığdıramayacaklar gibiydi bazen çok olmak, bazen yok olmak, bazen de hiç olmak gibiydi adrenalin meselesi

“Çöl Kitabı”ında yazıyor Maurizio Maggiani

“… içini sarsan en küçük sarsıntıya bile dayanamayan, duygularına kapılıp sonunda duyarlılığının altında ezilen insanlar vardır.”

“okunması ne zor bir kitap” demeden geçemeyeceğim
her seferinde “şimdi bırakacağım elimden” diye diye sayfaları çevirmek “sona ne kadar kaldı” merakından bir türlü kurtulamamak…
kitap zorlaşınca daha bir kalınlaşıyordu, ağırlaşıyordu; ter basıyordu, hararetim artıyordu; cinnet boyu­tuna yaklaştırıyordu beni
sıkıntı üstüne sıkıntı kökünü kazıyamadığım, elimde bir alev topu tutuyormuşum da çaresiz çığlık atma­ya çabalarken sesim soluğum çıkmıyor da kendi çevremde döne döne şirazemden kurtuluyormuşum gibi
yapıştı elime kitap, son cümlesine varmadan çözülmeyecek biliyorum bu da benim sancılı çilem

ne hoş;
“Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcumdan tabîb
Kılma derman kim helaküm zehri dermânundadur”
**

ifadesizleşmek her yanıma sirâyet etmişti işte sonunda toz olup havaya karışma endişesine dek varacaktı bu iş ne ürkütücü ve ne vahim ve ne engebeli vaziyetteyim

Natalya’ya söylesem gülerdi bana eminim, çok güzel gülerdi Natalya, sarı saçları parlardı
parlayan saçlarını taramak geçerdi içimden; râm ola, rahşân ola, sîmâsına ay doğa…
parlayan sarı saçlar, ben ve Natalya
şimdi çok uzaktalar, saçlar ve Natalya; Natalya ve sarı saçlar
rusça’yı onun diliyle sevdim ben, bütün vurgular döver gibi değildi de sanki kanat çırpan kuş süzülüşündeydi; hafif, narin, nazik…
hiç susmasa ben dinlesem Natalya’yı, ben dinlesem o susmasa… ne olurdu?

“… şimdiye kadar sizin bu derece güzel olduğunuza hiç inanmamıştım. Şimdi bu şehirden gidecek olursanız, sizi hep şu andaki hâlinizle hatırlayacağım. Sizi net, aydınlık hatırlayacağım…”***

* Şeyhülislâm Yahya
** Fuzulî
*** Knut Hamsun



Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Okuma(k) ile Yazma(k) Arasında / Necmettin Evci
Zemheri / Şeref Akbaba
Yolculuğunu Bitirmiş Ayakkabılar / Mehmet Öztunç
Türkü Mercan / Alâaddin Soykan
Sütunsuz Bir Bağ Bî-Sütun ya da Maktel-i Ferhad... / Şadi Aydın
Tümünü Göster