râm ola, rahşân ola sîmâsına ay doğa

198
Görüntüleme

Natalya o gün gelmediertesi gün de, daha sonraki günlerde de…yaklaşık üç haftadan fazla göremedik onu, yortu’lar buna sebepsık sık aklımdan geçirdiğim cümlelerden biri beni rahatsız etmeye başlamıştı yine“ben hiçbir şey yapamıyorum”Natalya’nın yokluğu, bu cümlenin beni ziyaretini kolaylaştırmış gibiydifotoğraf sergisi açamamış, râst ağırlıklı bir konser verememiş, gazetede bir köşe edinememiş, yüksek yapamamış, bir baltaya sap olamamıştım… “oku oku okukoş Ali koştut topu tutAli topu tut” boşa geçirilmiş bir ömrün neden boşa geçirildiği konusu da ayrı bir kavgaydı benim içinönümde duran Danozetti’ler ütü yaptırdılar banabuhar kokusunu seviyordum, sıcaklık yayılıyordu odaya; iyi hoştu daama ben neden ütü yapıyordum ki?Danozetti’ler ütü yapmayı mı bilmiyorlardı, ütü yapmaya zamanları mı yoktu, ütü yapmaktan hoşlanmıyorlar mıydı, yoksa ben ütü için mi vardımo halde neden bir ütü okulundan çıkmadım?ütü derslerinde en yüksek notu almak için çalışır, ütü bezi hakkında edebi metinler yazardımyıllar sonra da ütü yaparken canım sıkılmaz, elimdeki ütüye hayran hayran bakabilirdimönümde duran Danozetti’ler ne var ise yapmak istemediğim onu yaptırdılar bana“ne var ise yapmak istemediğin” okulunda yıllarca mürekkep yalasaydım kendimi gereksiz hissetmezdim bu kadarhem gereksiz, hem fazla ya da büyük bedenNatalya gelseydi o gün ve diğer günler bütün bunlar olmayabilirdi üstelikhatırladığım en bedbîn kelimelerle boğuşmak canımı yakıyorduoysa bir kısmını Gobi’ye gömdüğümü, bir kısmını Alatoo’ya fırlattığımı, bir kısmını Besarabya’da suya bıraktığımı, geri kalanları da Aden’den Umman Denizi’ne hediye ettiğimi sanıyordumsanmak işte, her şey sanmak’tı benim için ve sana sana yaşamak… “Cihânda âşık-ı mecrûha sanma râhat olur Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur” *bu yüzden sus çektim dilimeBüyük Ada’ya hiç gitmedim diye geçirdim aklımdan birden, durduk yere; gitmedim Şehremini’ye, gitmedim Yüksekova’ya, Ardahan’a…gitmeler bir alışkanlığa dönüşmüş, onları içine çekildiğim bir hortum olarak kabul eder olmuştumhani gitmezsem olmazmış gibiydi“Sen de gitme Triyandafilis” kadar özlenen ve beklenen ve aranan değildim sonuçtahani gitsem daha iyi, gitmesem ne olacakmış gibiydihani gitsem hafifleyenler olacak, gitmesem beni bir yere sığdıramayacaklar gibiydibazen çok olmak, bazen yok olmak, bazen de hiç olmak gibiydiadrenalin meselesi “Çöl Kitabı”ında yazıyor Maurizio Maggiani “… içini sarsan en küçük sarsıntıya bile dayanamayan, duyguları                                               na kapılıp sonunda duyarlılığının altında ezilen insanlar vardır.”“okunması ne zor bir kitap” demeden geçemeyeceğimher seferinde “şimdi bırakacağım elimden” diye diye sayfaları çevirmek“sona ne kadar kaldı” merakından bir türlü kurtulamamak…kitap zorlaşınca daha bir kalınlaşıyordu, ağırlaşıyordu; ter basıyordu, hararetim artıyordu; cinnet boyutuna yaklaştırıyordu benisıkıntı üstüne sıkıntı kökünü kazıyamadığım, elimde bir alev topu tutuyormuşum da çaresiz çığlık atmaya çabalarken sesim soluğum çıkmıyor da kendi çevremde döne döne şirazemden kurtuluyormuşum gibiyapıştı elime kitap, son cümlesine varmadan çözülmeyecek biliyorumbu da benim sancılı çilem ne hoş;         “Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcumdan tabîb Kılma dermân kim helaküm zehri dermânundadur” ** ifadesizleşmek her yanıma sirâyet etmişti işte sonundatoz olup havaya karışma endişesine dek varacaktı bu işne ürkütücü ve ne vahim ve ne engebeli vaziyetteyimNatalya’ya söylesem gülerdi bana eminim, çok güzel gülerdi Natalya, sarı saçları parlardıparlayan saçlarını taramak geçerdi içimden; râm ola, rahşân ola, sîmâsına ay doğa…parlayan sarı saçlar, ben ve Natalyaşimdi çok uzaktalar, saçlar ve Natalya; Natalya ve sarı saçlarrusça’yı onun diliyle sevdim ben, bütün vurgular döver gibi değildi de sanki kanat çırpan kuş süzülüşündeydi; hafif, narin, nazik…hiç susmasa ben dinlesem Natalya’yı, ben dinlesem o susmasa… ne olurdu? “… şimdiye kadar sizin bu derece güzel olduğunuza hiç                                         inanmamıştım. Şimdi bu şehirden gidecek olursanız, sizi                                         hep şu andaki halinizle hatırlayacağım. Sizi net, aydınlık                                        hatırlayacağım…”*** *     Şeyhülislâm Yahya **   Fuzulî*** Knut Hamsun
 

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

zemheri / Şeref Akbaba
yolculuğunu bitirmiş ayakkabılar / Mehmet Öztunç
türkü mercan / Alâaddin Soykan
sütunsuz bir bağ / Şadi Aydın
şitâ ü leyl / Aşır Karabacak
Tümünü Göster