Susma Vakti

83
Görüntüleme

Karman çorman bir hayattı yaşadığım gök kubbenin altında. Kalbime saplanan mermilerin sebep olduğu yaralar kabuk bağlamıyordu artık. Dünyanın karmaşasında çırpındıkça batıyor, battıkça hislerimi kaybediyordum. Sebepsiz duvarlar örüyor, setler çekiyordum her tarafıma. Hevesle yürüdüğüm yollar sonunda tükenmişti. O kadar tekrar ettim ki ‘hadi sil baştan’ olmuyordu artık hiçbir şey. Olan olmuş, biten bitmişti.

Baktıklarımı görmüyordum çoğu zaman, gördüklerim olursa da hiç umursamıyordum her nedense. Bir hâller olmuştu bana son zamanlarda. Oysa ben hiç de vurdumduymaz biri değildim. Olanı biteni asla görmezden gelemezdim. Söyleyecek bir sözüm olurdu hep. Kalabalıklardan kaçmak istiyordum, ama nereye gideceğimi de bilmiyordum. Bir yol gösterenim de yoktu. Yalnız kalıp sessiz düşüncelere sığınıyordum çoğu zaman. Bu bana biraz olsun iyi geliyordu.

Hafta sonları erkenden kalkıp sahilde yürümek çok hoşuma giderdi. Yine öyle yaptım. Kışın gelmesiyle birlikte etraftaki ağaçlar yapraklarını tamamen dökmüştü. Rüzgâr esiyor, etraftaki çer çöp oraya buraya savruluyordu. Hemen önümdeki banktan tuhaf sesler yükselmeye başladı. Durmak ile durmamak arasında tereddüt etsem de biraz yavaşlayarak kulak misafiri oldum konuşulanlara.

       /“Senin Allah’ın yok mu?” diyerek hiddetle bağırıyordu kadın, “Yok mu Allah’ın senin?” diye de yineliyordu sonra. Sinirinden ellerinin titrediğini görecek kadar yakınlarındaydım. “Varmış gibi mi hareket ediyorum!” diye cevap verdi muhatabı olan adam. Duydukları karşısında daha da sinirlendi kadın. Adamın gözleri ölü gözü gibiydi âdeta. Kadının acı çektiği her hâlinden belli oluyordu. Adam öylesine umarsız görünüyordu ki sebep olduğu vahşet sıradan bir iş gibiydi onun için sanki. Gördüklerim karşısında ürperdim, yavaş adımlarla oradan uzaklaştım. Geriye dönüp bakma cesareti bulamadım kendimde./

Herkes ve her şey bana yabancı geliyordu. Belki de yabancı bendim. Hiç bilemiyorum. Tutunacak bir dal arıyordum bazen. Ne mümkündü! Ağaçlar kökünden kurumuş, dallar kırılmış, yapraklar dökülmüştü dünden.

Tatlı bir bakış, belki hoş bir sözdü beklediğim. Kuyulardan çıkaracak, uçurumlardan uzaklaştıracak bir eldi hayalini kurduğum. Belli ki nafileydi bütün ümitlerim. Her yer karanlıktı ve herkes kendi dünyasındaydı. Gözler kapalıydı, kulaklar sağırdı başkalarına.    

İçimde bir şeyler değişiyordu. Bunu çok iyi duyumsayabiliyordum! Günden güne başka biri oluyordum. Hiçbir işe elim varmıyor, her şeyi başlamadan bitiriyordum.

     /Kenardaki ağaçtan bir gürültü koptu. Önüme siyah bir karga düştü. Nereden geldiğini tam olarak anlayamadığım bir taştı isabet eden. Düştüğü yerde öylece kalakaldı. Kanadı kırılmıştı sanırım. Bir süre baktım. Kırık kanadını sürüye sürüye bankın altına girdi. Kafasını uzatıp arada bir bana bakıyordu. Hiç oralı olmadım. Yürüdüm./

Hep mi böyle olacaktı acaba? Gidenlerin pişman oldukları şeylerden ne zaman vaz geçecektim. Bugün gördüklerimi yarın görememe ihtimalim her an bulunmasına rağmen nedendi bu kabına sığmama hâlim.

 Olup bitenlere hayıflansam da geçip gidenlere üzülsem de elimden hiçbir şey gelmiyordu. Hayat dokunurdu bazen ve hizaya sokardı insanı. Öyle bir şey işte… Hiçbir şeyin tadı kalmadı. Her şeyden ürküyordum. Kaçmak da bir yere kadardı. Kurtulmak ne mümkündü bu durumdan.

       /Biraz ilerlemiştim ki ihtiyar bir adam gördüm. Altmış yaşının üzerinde gösteriyordu. Belki de daha fazla… Saçı sakalı birbirine karışmış, üstü başı kir içindeydi. Belli ki burada sabahlamıştı. Üzerine örttüğü kaban yere düşmüştü. Altında karton parçaları vardı. Bankın kenarındaki poşette sanırım yiyecek içecek birkaç öteberi vardı. Görmedim saydım. Yoluma devam ettim./

Temiz kalmak için illa yalnızlığı tercih etmek mi gerekiyordu. Kalabalıklar neden bozuyordu insanı. Kötülerden uzak durmak bu kadar mı zordu. Gasp ediliyordu hayatımız, bize hiç sorulmadan. Sebepsiz gidenler vardı bir de, yıka yıka hayalleri.

Hayattan soyutlanmak çözüm müydü hiç bilemedim. Kıymamalıydı insan sevdiklerine, hep onların yanında bulunmalıydı. Dalıp dalıp gitmeler bir son bulmalıydı artık. Durması gerektiği yerde durmalıydı insan.

Karar verdim. Edebe uyar bir şey yapmalıydım. Haddimi bildim. Vakit susma vaktiydi. Sustum. İşime baktım. En çok da kalbimi yokladım.

       /Gittiğim yollardan geri döndüm. Ne adamı ne kadını ne de ihtiyarı görebildim. Siyah karga da ortalıkta görünmüyordu.  Belki de hayaldi hepsi. Eve geldim. Hava kararmıştı. Pencereden dışarı baktım. Kar yağıyordu. Gece hiç bitmek bilmedi her nedense. Takvime baktım, kış gündönümü yazıyordu./

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

DERİN BİR NEFES ALIYORUM ANADOLU GİBİ / Mustafa Uçurum
kar suyu / Müştehir Karakaya
NERDESİN / Nurullah Genç
ne çok kendini gösterdin ey nefsim / Selami Şimşek
DAĞ YÜKÜ / Semra Saraç
Tümünü Göster