kış hâlleri 2

213
Görüntüleme

Kış gecesiHep çocukluğunu hayâl ediyorsun, uzun kış gecelerinde akşam yemeği sonrası, uzanıp biraz şekerleme yaparken.Bunu ezberledik artık.Çocuklar odanın ortasında, onlar da uzanmışlar, ders yapıyorlar. Zaman zaman sesleri yükseldiğinde, ya da herhangi bir konuda anlaşmazlığa düştüklerinde, “Baba uyuyor!” uyarısı yapıyorlar birbirlerine.Büyük oğlan ayda bir ancak gelebiliyor artık; yolu uzak. Bir de, üniversite için işi sıkı tutuyor bu yıl; radyo-televizyon bölümünü çok istiyor. Birden özlüyorsun onu! İnceden bir sızı hissediyorsun burun kemiğinde; bırakıyorsun kendini, iyice bırakıyorsun ama! Varsın sızlasın diyorsun, uzun uzun sızlasın, yakıp kavursun istiyorsun. Öyle de oluyor ve yavaş yavaş iniyor sızı, gelip çörekleniyor yüreğinde bir yerlerde… Ve hârika bir rahatlama duyuyorsun ardından da…Hanımın bulaşıkları ‘halletmiş’, senin ve çocukların ‘yarınki’ ütülerine girişmiştir.Çay yarım saate kalmaz hazırdır.Sense, bir taraftan yazman gereken yazıyla boğuşurken, diğer yandan da çocukluğuna doğru başladığın yolculuğuna devam ediyorsun daha da hızlanarak; üstelik bugünkü veli toplantısında beş sınıfta ayrı ayrı yaptığın o ‘etkili’ konuşmaların da karışıyor hayâllerine, bunu engelleyemiyorsun.Bir de, Ortadoğu’daki kanlı bedenler, özellikle çocuk bedenleri, onlar da bırakmıyor seni.İşte ‘böyle’ bir yolculuk bu ve sen her defasında yaşıyorsun bunu; daha da büyüyor kalbindeki yaralar, sıçrayıp kalkıyorsun hayâllerinin en kanlı yerindeyken yattığın yerden.Sen böyle kanlar içinde doğrulurken, tuhaf bir tedirginlik ev halkında birden! İri iri açılmış gözlerle, tuhaf bir tedirginlik…Sense ufak ama, tatlı bir tebessümle geçiştirmeye çabalıyorsun bu ‘tedirginliği’.Zihnindeyse, altı yaşındayken gecenin bir vaktinde uyandığında, merhum babanla anacığının, gaz lambası ışığında Hz. Osman’la(r.a.) Hz. Ali’nin(r.a.) şehâdetlerini okuyuşları ve okurken ağlayışları… Anacığın açıktan açığa ağlarken, babansa titreyen sesiyle bastırmaya çalışıyor bunu…Senin şu mısraların o günlerin, dahası ‘o gecenin’ özetidir sanırım: “…bir de babamın, okudukça ağladığı ve cümlemizi ağlattığı o kitapta kaldı incecik çocukluğum…” Kış masalı’Tın tın kabacık, nerede kaldın babacık?’Nasıl da zifirî karanlık her taraf. Hay Allah! Ne yapsam acaba? Gelmek zorunda mıydık sanki bir sürü vahşi hayvan çığlığının sardığı bu acâip ormana? Hem sonra, hepsi de yüzlerce metre uzunluğunda her türden binlerce ağaç; üstelik hiç birisi de bakımlı değil, ne tıraş olmuşlar, ne de ütülemişler giysilerini. Anneleri yok mu bu ağaçların, onları da bırakıp gitmiş mi babaları? Ya ablaları nerede? Sabahları kim götürüyor onları okullarına? Öyleyse,’bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde’  tekerlemesini söyliyeyim de bir masala dönüşsün içinde bulunduğum bu umutsuz ve tuhaf durum.Hah! Tamam. Şimdi oldu.Bir masalın içindeyim artık ve günlerce yürüyebilirim böyle.Korkmadan çakallardan, kurtlardan, ayılardan…Ürkmeden ormanlardan, yalçın kayalıklardan, azgın akan nehirlerden…Dost olarak yedi başlı devlerle, ejderhâlarla ve Şahmârân ile…Yürüyebilirim kırk gün ve kırk gece boyunca, hem içime ve hem de dışıma doğru…Eğer uyuya kalırsam yorgunluktan, meraklanmayın hemen, sevgili Ankâ kuşu gelip alır beni ve götürür Kâf dağının ardındaki varmam gereken ülkeye; orada çünkü halk, ölen sultanlarının yerine yeni bir sultan seçecek imiş. Ve ben oraya vardığımda, uçurdukları bir kuş döne döne gelip üç kez başıma konacaktır sultan olduğumu ilân etmek için. Her defasında itiraz etse de benim bu çocuk hâlime ahâli, sonunda kabullenecektir sultanlığımı benim.Sonra mı? Ülkenin dört bir yanında, kırk bir pâre top atışlarıyla sultanlığım ilân edilecektir hemen.Ve ben serpilip büyüdüğümde, büyük bir ziyafet vermek olacak ilk işim. Bunu ülkemin ve sultanlığımın onuru için ve bir de ‘tuz kadar sevdiğimi söylediğimde’ müthiş öfkelenip beni sarayın cellâdına teslim eden babama büyük bir ‘ders’ vermek için tabii ki… Çünkü o gün pişmekte olan bütün yemekler, vereceğim tek bir emirle ‘tuzsuz’ olacaktır!Eğer uyuya kalmak yerine ey okuyucu, farkında olmadan bir dipsiz kuyuya düşersem, ne olur telâşlanıp endişeye kapılmayın! Vardır elbet onun da bir çaresi. Ya, oradan geçmekte olan bir kervan bulup çıkartır beni ve Mısır denilen ülkeye götürür; ya da, düştüğüm derinliklerde dostum Şahmârân ile bir masal boyu yaşayıp gideriz… Belki zaman zaman şöyle seslenirim yukarılardaki yeryüzüne büyük bir hasret ile bakarak:’Tın tın kabacık, nerede kaldın babacık?’ Kış uykusu“Rusya’da Aralık ayına gelinmesine rağmen sıcaklıkların sıfırın altına düşmemesi, insanların yanı sıra hayvanları da etkiledi.Moskova Coğrafya Enstitüsü Müdür Yardımcısı Arkadiy Tişkov, global ısınmanın hayvanlar dünyasındaki dengeleri bozduğunu, kuşların güneye göç etmediğini, bazı çiçeklerin de erkenden açtığını ve Rusya’nın merkez kesimlerinde ayıların hâlâ kış uykusuna yatmadıklarını söyledi.”                                                                                                                                                                                                                                                         – Basından.-

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

zemheri / Şeref Akbaba
yolculuğunu bitirmiş ayakkabılar / Mehmet Öztunç
türkü mercan / Alâaddin Soykan
sütunsuz bir bağ / Şadi Aydın
şitâ ü leyl / M.Aşır Karabacak
Tümünü Göster