Şiir Köşeye Sıkıştırınca Şairi…

70
Görüntüleme

Gri bir gökyüzü altında ufka doğru yürür… Kalbi bir keder yumağı… Kırgınlıklar mahşerinden bir parça… Üzgünlüğünü tarif edecek kelimeler bulmanın sabrı ve gayreti içinde, dönüp durur manzaranın en ince ve en derin yerinde… Gönlünü ve kulağını dayamıştır öteler ötesine… Duyar sesini eski zaman şairlerinin hazin bir nağme eşliğinde… Çare olarak yıllardır içine akıttığı büyük hissedişlerden pay almanın onulmaz endişesi içerisinde…

Panzehri şiir olan bu daralmanın ve savrulmanın yankısı vurdukça kadim çağlardan beri yüreklere… Bir gül düşer toprağa… Bir fidan kırılır. İnceden bir yağmur yağar. Toprak bir başka kokar o vakitlerde… Yeşil daha bir yeşil olur, büyütür yeni ve büyük bir hüznü sinesinde… Bir gülü, yeni bir aşkı, yepyeni bir sevdayı, yaralı bir ceylana gösterilen ihtimamla büyütürcesine…

Şiir köşeye sıkıştırınca şairi…

Buluşur; kaybedilmiş, terkedilmiş, öksüz bırakılmış bağlanışların hepsi bir sahilde… Kıyıyı döver hırçın mı hırçın dalgalar… Bir ses duyulur zamanın ötesinden; ruhtaki derin yarayı hikâye eden… Köpük olup köpürür deniz.

Yankısı yeni yankıları çağırır, dalgalar yeni dalgaları… Martılar bile isyan eder bu ayrılığa… Rüzgâr; teselli olsun diye yeni masallar uydurur. Aşar gider ikindi güneşi dağları, şavkı ovaları, vadileri doldurur. Düşer yanılgılarının acısı yüreğine şairin… Geceyi şahit tutarak umudun koynuna sokulur ve anbean yeni bir yalnızlığa doğru ayak sürür.

Şiir köşeye sıkıştırınca şairi…

Elleri yeni bir kavgaya uzanır. Yeni bir ateşte yanmanın… Ve yeniden sınanmanın… Ve de şiirin yardımıyla yeni acılara karşı koymanın, kötülere ve kötülüklere, vefasızlara ve vefasızlıklara, yıllar yılı yapılan iyiliklere gösterilen nankörlük ve kadirbilmezliklere direnmenin, kendini savunmanın zamanı gelmiştir. Doğru; kendini anlatır, yanlış; bir sinsi pusuya yatar.  Şair bu arada mısra ile kimi çözüp, kimi ayağa kaldıracaktır? Gerçeğin keşfi adına, hangi yana dönüp, kimin yüzüne bakacaktır?

Büyüdükçe zulüm dağları… Çoğaldıkça zalimin hükmü sonucunda mazlumların ahları… Ezildikçe adaletten yana tavır koyanların manzum ve nesirden oluşan, binlerce mateme gark olmuş haykırışları… Şair; yeni ve daha bir gür ses yakalama azmiyle, gece ve gündüz, haftalar ve aylar boyunca, dolanır obaları, sahraları… Şehirleri, kasabaları…

Şiir köşeye sıkıştırınca şairi…

Kimden yardım alır ve kime anlatır ruhunu delik deşik edenleri… Yakıp kavuran ve canından can koparanları… Adına dost, adına arkadaş, adına kardeş dediklerinden yediği vurgunlukları… Pişmanlıkların sancısıyla ciğeri dağlananları… Bir yavru kuşu gibi çırpınan yüreğini merhametsizce aldatanları… Sürgünü olduğu o eski sevdaları… Sevgi açlığıyla sarsılıp yorgun düşmüş ruhundan dökülenleri…

Gördüğü manzaraları hep kendi adına yorumlayanları… Ve her gün biraz daha büyüyen, içindeki o kocaman boşluğu… Ara sıra düşüncelerine hücum eden delilikleri… Her şeyi ve herkesi bir anda bırakıp, bilinmeyen bir yere doğru kaçıp gitme nöbetlerini… İnsanların hoşuna gitsin diye takmak zorunda olduğumuz maskeleri… Riyakârlıkları, namertlikleri, yeryüzünde hep başkalarını incitmek için dolaşanları… Vefasızlık ağacının gölgesinde oturanları… Bir hiç uğruna heder edilenleri… Kime anlatsın, kime hikâye etsin içinin dehlizlerinde gizlediklerini… Sevdiklerini… Sevemediklerini… Sevmeye cesaret edemediklerini. “Seviyorum” diyemediklerini… Korkusunun kimseyi sevmeye izin vermediklerini…

Şiir köşeye sıkıştırınca şairi…

Kendini kendinden, ruhunu bedeninden ayırır. Bir arayış tutturur gecede; kendini onarmak, kendini yeniden tanımak, kendini anlamak ve kendine varmak için… Hayatı hakkında yeni kararlar almak ve bunları kesin olarak uygulamanın sabrına ulaşmak için…

Bir ağlayış… Bir inleyiş… Bir gözyaşı döküş ki sormayın gitsin… Zamana yanar, mekâna yanar, insana yanar. En başta da, kendine yanar. Aradığını bulmak, anladıklarını anlatmak yolunda saatlerce döner durur gecenin siyahında…  Çevirir yolunu aşk şarkıları, hüzün türküleri, sevda şiirleri… Yoluna baş koydukları… Siyahın içinden çekip çıkardıkları… Gönül ateşinin yakıp kül eyledikleri, sarhoşa çevirdikleri, hüsrana mahkûm edip, gayya kuyusuna attıkları… Gecenin uyandırdıkları… Gecenin uyutmadıkları… Ve gecenin sahte ışıltılarının aldattıkları…

Ve kendi aldatılışından doğan korkunç bir azaba duçar olmanın inanılmaz, anlatılmaz ve güvenip kimselerle paylaşılmaz hikâyesinin başka bir zamana doğru evrilmesi…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

DERİN BİR NEFES ALIYORUM ANADOLU GİBİ / Mustafa Uçurum
kar suyu / Müştehir Karakaya
NERDESİN / Nurullah Genç
ne çok kendini gösterdin ey nefsim / Selami Şimşek
DAĞ YÜKÜ / Semra Saraç
Tümünü Göster