SUS ADASI ÜZERİNDEN SUSMAK ÜZERİNE

109
Görüntüleme

Sus Adası’nın teması sessizlik ve susmak üzerinedir. 

Kitabın içinde ki en gürültülü şiir ‘İtiraftır’ mesela. Onda da şiir akarken fonda ağlayan birini duyarsınız ki o da yoğunlaşmış bir sessizliğin ürünüdür.

Bence bu hayatta çekeceğimiz ıstıraplardan birisi de gecenin sessizliğini yırtarcasına bağıran özel yapım egzoz sesi, motor sesi olsa gerektir.

Dinlemek sanattır sözü neden denmiştir?

Susmayı bilmeyen dinleyemez çünkü.

Din, dinmek, dinginlik, dinlenmek hep aynı kökten kelimeler.

Dinlemek derken samimi, içten, can kulağı ile dinlenmeyi kastediyorum.

Dünyadaki bütün kötülükleri, düşmanlıkları bitirecek bir sinerjiye sahiptir dinlemek.

Neden? Psikologlar saptamış ki; oturup konuştuğunuzda ıstırabını dinlediğiniz birine o andan sonra ki hayatınızda artık düşmanlık yapamazsınız.

Kemal Sayar bir programında bahsetmişti. İki derviş uzun bir aradan sonra bir araya gelmişler.

Ev sahibi buyur etmiş.

Bir yer minderine çekilip ve birkaç saat susarak karşılıklı oturmuşlar.

Sonra aynı anda kalkmışlar. Sarılıp vedalaşırken ev sahibi demiş ki; “Yine gel olur mu?

Ne güzel sohbet oldu.”

Hira mağrasında efendimize haftalardır süren sessizlikten sonra Cebrail(a.s.) gelmiş ve “Oku” demişti.

Efendimizden gelen ve aynı zamanda ilk hadis olan cevap: “Bilmiyorum.”

O da orada sessizliği seçmişti. Zira sessizliği seçmezseniz olan biteni anlayamazsınız.

Ruhunuza hitap eden sesleri de işitemezsiniz. Haftalarca mağarada ki sessizliğin hikmetine gelince; bizler önce kendimizi dinlemeyi öğrenemiyorsak başkalarını da dinleyemeyiz.

Kendi ruhunun sesine kulak vermeyeni kimse dinlemez zaten.

Unutmamak gerekir ki her insanda konuşmaya değer bir hikâye mutlaka vardır.

Dinlemeye dönersek, doğru dinlemek karşınızdakini anlamayı gerektirir. Anlamak ise başlı başına sorumluluk yükler omuzlarınıza. Zira anlamak değişmeyi dayatacaktır. Bu yüzden kaçmak isteriz bazı gerçeklerden, düşünmekten, anlamaktan korkarız.

Neden? Çünkü anladığımız an, sorumluluk başlamış demektir. Karşımızdaki insana karşı düşüncemiz, fikirlerimiz değişmek zorundadır onu anladığımızda. Ve bu durumda artık o eski insan değilizdir.

Anladığımız ve dinlediğimiz insanla böyle bir durumda aynı fikirde olmamız gerekmiyor. Öyle olsa zaten birbirimizi dinlemeye gerek kalmaz. Yani işte o sessizce oturan dervişler birbirlerini öyle iyi anlıyorlar ki; saatlerce birlikte oturdukları halde konuşmaya ihtiyaç duymuyorlar.

Dikkatle dinlemek sevdiklerimize sunacağımız en büyük armağanlardan biri olsa gerek.

Hz. Peygamber (s.a.v) bir çocukla karşılaştığında onunla göz göze gelmek üzere kendisini ayarlar.

O şekilde çocuğun hatırını sorarmış. İşte ne kadar basit görünen bu durumda, saygı var, dinlemek var, anlamak isteği var, sevgi var, muhabbet var.  

Adam tv karşısında can kulağını haber spikerinin hizmetine sunduğu kadar hanımefendiye sunsa dünya herhalde daha güzel olurdu.

Bu konunun hülasası şudur ki; Mademki hayatta hemen herkesi dinlemek durumunda kalıyoruz. O halde önce eşimizi, çocuklarımzı bir can kulağı ile dinleyelim/dinlemeliyiz.

Bizim onları dinlememiz onlara ilginin özünü sunmamız demektir. Ki bu durum bulaşıcıdır. Onların da bizi ilgiyle dinlemesine yol açar.

Demek ki susuşumuzu, karşımızdakileri önce dinlemeye sonra anlamaya eğersek, hayatımız daha güzel olacak.

İnsanlar birbirini anladıkça yüzlerde güller açacak.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

DERİN BİR NEFES ALIYORUM ANADOLU GİBİ / Mustafa Uçurum
kar suyu / Müştehir Karakaya
NERDESİN / Nurullah Genç
ne çok kendini gösterdin ey nefsim / Selami Şimşek
DAĞ YÜKÜ / Semra Saraç
Tümünü Göster