Satır Arasına Gizlenenler

51
Görüntüleme

Eski ve yeni, taklit ve tahkik, dün ve bugün, durağanlık ve tekâmül, gelenek ve yarın.
Kendimizle söyleşirken, bu ve bunun gibi daha kaç mukayese ve muhasebeye kapı aralar, etüdler yapar ve bir sonuca varmaya çalışırız. Önceliklerini tespit ve tayin etmiş bireyler ve oluşumlar bu noktada bir yenilenmeye tabi tutulsalar da, topyekün bir değişim yaşamazlar. Öncelikler önem arzetmekle beraber, hareketler kökleriyle de ilintili olmak zorundadırlar. Kendi köklerinden kopmuş yalnızlıkların bâkiyesi yoktur.
Taklit süreci gerekli midir? Benzerlikler aramadan, kendi alanındaki öncülerin ortaya koydukları eser veya hareketleri incelemeden, onlar gibi olmadan adım atmak, onların sesi, soluğu, kimliğini edinmeden bir yere varmak mümkün müdür? Kendi tarzını oluşturmadan önce, başka tarz ve usûlleri denemek, onları taklit ederek ortaya bir şeyler koymak orijinallikten hali olmak mıdır? Yeni sayılabilecek, yeniden söylenecek ya da yenilenerek ortaya konabilecek eserler de taklit değil midir? Zirve sayılabilecek eserleri, hareketleri aşmak mümkün müdür? Bakan göz ve duyan kulağın alıştığı ritimlerin dışına çıkmak, kabul görmemek, benzeri şeylerin olmamasından ötürü yadırganmayı, yakınmayı göze almak kolay mıdır? Bir eski ve yeni, taklit ve tahkik mukayesesi
bizi nereye götürür? Durağanlık, gelenek ve dün muhasebesi tahkik için gerekli midir?
Taklit sürecinin olması elbette doğaldır. Her insan kendine örnek aldığı şahıs ve eserleri taklit ederek bir şeyler ortaya koyar. Bu noktada dikkat edilmesi gereken, kabiliyetin varlığı ve işlerliğidir. Bu kabiliyet, olma noktasında, olgunlaşma sürecinde farklı parıltılar ve sesler çıkarır, taklitten arınır ve kendisi olmaya başlarsa, orijinal şeyler ortaya çıkar.
Orijinallikten uzak ama tahkik sürecinde özel ürünler de orta¬ya konabilir. Kabiliyet birinci derece de önemli olmakla beraber, çaba ve gayretlerin alışılmışın dışında bir tarz ve metotla, mevcudu zorlayan bir ahenk ve yöntemle sunulması gerekir. Zor olan budur ve zoru başaracak olanlar da, kalıcılık ve orijinallik hüviyetine sahip olacaklardır.
Bir çalışmaya orijinal mantalitesiyle yaklaşmak ayrı şey, onun kendi türleri içinde bir çalışma olduğunu kanıksamak, kabul etmek ayrı şeydir. Kaldı ki, bu onayı verecek olan sırf o alandaki söz sahibi insanlar, ya da ilgi duyanlar değil, gelecek zamanlar ve eserin özüdür. Mantık bu olduğu zaman, yapılacak olan az ama öz, hatasız, kendi imkân ve şartları doğrultusunda bir şeyler ortaya koymak ve tüketime kurban etmemektir. Bugün tüketim mekanizmaları daha da etkin ve yoğundur. Ancak, kabuğunu kırmayı, toprağı çatlatmayı becerecek olanlar bu tuzaklara kolay kolay düşmeyeceklerdir, düşülen tuzak; buralarda dahilerin, yeteneklerin, kabiliyetlerin aranması tuzağıdır.
Bu bir beyhûde ve olmayanı, olmayacağı yerde arama girişimidir ki, neticesi de yoktur.
Taklit sürecinde tehlike arzeden hususlardan biri de, öncü konumunda olanın ya da bireyi besleyen kaynakların taşıyıcılıktaki becerisi ve hak edişidir. Kimi görüntüler bir varlık ifade etmese de, kendilerinin bağlayıcılığıyla yetenekleri köreltmekte ve yol vermemektedirler. Özgün ve özgür eser ortaya koyma, ya da bir hareketin ileri safhalara taşınmasını sağlamanın yolu, tutuculuk değil akıcılık yönünde şekil vermedir. Bir şey ortaya koymadıkları halde, çorbada tuzları bulunmadığı halde, kendilerini yeteneklerin önüne model olarak sunanlar bir takım menfaatler elde etseler, kendilerini öncü gibi gösterseler de, sonuçta gülünç duruma düşeceklerdir. Önüne iyi bakmalı herkes ve büyümeyi engelleyen engelleri önce ortadan kaldırmalıdır.
Taklit safhası hem eser hem de insan için kaçınılmazdır. Bu kaçınılmazlık zaman içinde bir tahkike dönüşecek ve kemale erdirecektir sahibini. Ve kemâl noktasında, varsa bir orijinallik zaten görünecektir. Mum ışığı yakıp da, güneş diye tarif etmek mümkün müdür? Sabır temennisi bir vazgeçilmezliktir ve sabretmeden bir mesafe almak mümkün değildir. Şartlar ve imkansızlıklar yüzünden ertelemek ne kadar abes bir şeyse, mevcûdu geliştirme cihetine gitmek yerine oldum havasında tükenmek, sabretmemek de o kadar abestir.
Satır aralarına gizlenerek söylenmek istenenler anlaşılmıştır sanırım. Bir nefeslenmek, bir kendimize çekidüzen vermek, göz ardı ettiğimiz hakikatlerle yüzleşmekten kaçınmamamız için söylendi bunlar.
Bir aşılmaz nokta da insanın kendini taklit etmesi ve bu çıkmazda harakiriye devam etmesidir. Bu kısır döngü alan değişimi ile neticelenmezse, bir kabiliyet kendi çıkmazında yok olup gidecektir.
İnişi ve yokuşu çok olan bir yolculuk.
Merdiven yok.
■s

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Kovalanan Cümleler / Naz
Edebiyatımızda Ramazan / Alim Yıldız
Hubut / Taner Taştekin
Satır Arasına Gizlenenler / Şeref Akbaba
Gelin Tanış Olalım / Ay Vakti
Tümünü Göster