suya düş kalışlar II

199
Görüntüleme

Berika iki yaprağı tutmuş elçidir, rüzgarı dokunur gölgelere. Su’ya bir hayalin göçünü kımıldar, Babil’den bin atlı zırhına girer, Berika önlerinde edeple bir gizemi kucaklar. Berika uyuduğunda bir şölenle damlalar düşer. Ürkütücü,  sırtlarımızı ısırır gibi çarpar. Özlerdeki gururun her bir parçasını israfı düşünmeden  içimizden dışımıza akıtır. Berika uykunun komplosuna kurbandır. Oysa sana ne kadarda düşkündü. Duruşunu yeni sözcüler türeterek tasvir ederdi. Onunkisi her damlanı üleştirmekten sakınan renkli bir düştü.       Bırakabilseydi seni, Züleyha dile düşerdi. İmkanı zor boyutlarda gözleri darmadağın olurdu. Bir ordu bir dere yatağında galibiyet ihtimalini düşünmeden düşmana teslim olurdu. Ey Su:Azalarından evcil büyülerin tütsüleri yollara düşmüşMecazi bir toprak yürüyorsun bulutlara sindiğin Bak hala Berika’da sahici şeyler duruyorsun, her şeyinle onda kalıcısın. Fakat sonradan, ona sıradan bir ömür bırakma ve onu basit yaşatma.  Önce ömürlerinizi uzatmaya dualar et. Ayıplanmayacak sözlerini biriktir ve bir akşam ona sun. Bir parçanı maviliğin derinliğinden al ve bedeninin kıyısına ulaştır. Onu şöhretinin hazzıyla beze.Bilir misinki sen Berika’da kelimelerle Fuzuli’nin dilisin. Denizin tuzu,  sultanın ayak bileğindeki kolyedeki renkler, eğilip yavaşça öpülesi duruşlara bürünüşsün. Bilir misin sen, bizde beyaz sinenle derince yaşanan bir düş, her şeyleri yücelere çıkaran tamlıksın.Körelen kalabalıklardan aşırıp bir yerlere duyulan istekle bizlere suretini göster.  Dağ tepelerini tutan haydutlar cadı kazanı kaynatsa da, sen tanıdık eşkalle dizlerini kırmış halde kayarak şehirlerimize gir. Öfkeden titreyen bedenlerimize gururu bağışlamayı öğret. Azınlık kalmış zürriyetlerimize Berika’dan nesiller düş, bitmeyen bir doyumla geriye kalanlarımızı çoğalt. Yanıldığımızda da bizi kendine dahil et, senden olmayana bırakma, yanına al ve bizi tamamla.Böğrünü parçalayıp ıstırabı doğuranlar, sırrını dahi yakamaz. Emanetlerini bulaştırdığı yaprağın düşüşündeki çılgınlık, sende gölgene de sığmayacak zevk ve arzuya dönüşür. Mahreminden anlık yontuluşu ve kopuşu kutsiyete dokur, bir avuç toprağın çırpıntısız, vazgeçilmez olgunluğa büründürürsün.Bizleri de bir gece yarısı yollara düşür,  önümüzde sen olduğun halde huzura ulaştır, sağ koynundaki defterinde bizleri de kayıt altına al. Çünkü ürkekçe durmuş senin heybetine bakıyoruz., sen yağdıkça, sokağımızın ortasında tenimize dikili hasretini senli hallerle kırbaçlıyoruz. Çünkü anlaklarımız sensizken küllere düşmüş, sarhoşlukla savrulup duruyor.      Sen toprağın özüsün, fakat toprak gibi sarıp sarmalarken, onun gibi kara değilsin. Yorulup düş görmüyorsun. Belki de eksik kalışımız, senden uzak duruşumuz bundandır.  Bu yüzden bazen dilin yabancı geliyor, özün topraklığın yabancı… Seni sağ yanımızdan uzaklaştırmışız ve yanlış adaylar peşindeyiz. Unutmuşuz sen yoksan adayın yanlış, denizin uzak, ardıcın uzun, Buhara’da nazara varmanın hayal olduğunu. Çünkü suretlerimiz sana sönük, heyecanımız firaridir.Bir sabah yine yanılgılarımızdan kurtulup daha dik olduğumuz halde kuvvetine bakıp terleyelim. Derinlik ve sükûnetle bizi övgüye ulaştır ki tenimize renk verenleri çantalarımıza doluşturalım, ölmüş dedemin salıncağında sallanarak gülüşelim. Sürgünlerinden Berika’nın sırtına hafifliğini yükleyelim. Bir gece bizlere Yakup’un rüyasını anlat Sana çıkan merdivenler koy önümüzeBir gece İsmail’in doğumunu müjdele İbrahim’in Rabbine olan aşkını hatırlatBir gece Isfahan’dan hoş dizeler düş yollara Vakti gelince ruhlarımıza bir şenlikle gir Sana selamımız olsun bakışımız, çarpılıp kızıl renklerle doluştuğum damlalardaki ışıklar.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

uyarı ve yakarış kitabı: safahat / A.Vahap Akbaş
suya düş kalışlar II / Celal Türk
silahlar / Ay Vakti
saklı mektuplar XXIX / Şiraze
safahat (bir alıntı)-5 / Mehmet Akif
Tümünü Göster