Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -22

327
Görüntüleme
nedâmet bu
deşer yüreği
su mu, toprak mı, ateş mi
söyle hangisi


tutunurum Şirâze, sana
dallarım çöker
uzaktan bakarım hayaline, sen o en dik hâlinde
bense eğri bir gövde
saçlarından damlayan yağmurdur gece gece
ben o yağmurun soğuk yanı
şimdi hebâ edilmiş ömre ahdimi bozup koşmalıdır
38’den kaçan Aral’dır karşıma çıkan
biten dünyanın resmidir o
Ob ve İrtiş kalır öyle mahzûn, Sir Derya hâkeza
âhirde Pamir dağlarındaki buzul çatırdarken

koray eşlik eder bu acıya
Şirâze,
Asya’da başlar söz, Asya’da sürer
dinle

ben sözlerin gözyaşıyla yoğrulduğu topraklardan geçerken

vadilerin derin yarıklarından bakarım oluşan cümlelere,
dillenememiş acılar güne uyanırken artarak
gizli yaşların nemi düşer çiğ diye ota, çiçeğe; bahçeme, sonra her yerime
bir akrep sessiz sokulur Şirâze, sessiz gezinir kumların üzerinde
can yakmak için pencerelerden süzülür içerilere
ben sınırlar aşıp gelmişim
düz binalar soluk bakar bana, donuk bakar bana, ruhsuz bakar bana, boş bakar bana
gerilerde eski­miş hayatlar nefes alır, verir mi anlaşılmaz Şirâze
sefâletin kırılmış elleri, bükülmüş beli, incelmiş yü­zü, varla yok arası görünüşü; aynı göğün altında yaşayan bin can ah! Şirâze eğilir, dökülür, devrilir de
anlamını, aklını yitirir yetmiş küsur yılda,
lâkin Şirâze bir kere an­lam yitmeye görsün
bir daha bulunur mu bilinmez

“bir tebessüm” dedim Şirâze, karşılaştığıma;

dedi “insan bir ömür hiç yapmadığını nasıl yapar”
“söyle” dedim Şirâze
dedi “susan artık unutmuştur kelimeleri dizmeyi”
“anlat” dedim Şirâze, dedi “hep anlattım, kimse duymadı”
“küsme” dedim Şirâze, dedi “küstüm kendime, küstüm Tuva’da yiten her şeyime
leylime, evvelime, ahirime…

tennûremden dökülen, zeyl düştüğüm meftûh olmayan kelâm-ı kibârıma”

bulutlar yüklü, taş bırakıyorlar yere;

ben bir bir topluyorum biçim biçim taşları ve yığıyorum içime
taş üs­tünde taş, aşk üstünde aşk bırakmayanların feryadı kulaklarımda
onlara dönüyorum yönümü hınçla, belki hırsla, belki intikamla
ve seni arıyorum yine bulutlar arasında, bulutların döktüğü taşlar arasında;
bir kendime diyemiyorum da, ben seni arıyorum Şirâze
bundandır bu denli kay­boluşum, bundandır bu denli gidişim, bundandır bu denli sen oluşum
“sormadığım kalmadı” desem inanma, her gün bir yenisiyle karşılaşıyor bu gözler

ah! Şirâze, dil unuttu kelâmı, o gün bu gündür lâl
ben unuttu ben’i, o gün bu gündür sen
nihâyet-ün-nihâye bütün olan biten bu yüreğe “tak” Şirâze

özlemindir direnişime destek
olmasaydın olmazdım Şirâze


Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Uyarı ve Yakarış Kitabı: Safahat / A.Vahap Akbaş
Suya Düş Kalışlar II / Celal Türk
Silahlar / Ay Vakti
Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -22 / Şiraze
Safahat’tan / Mehmet Akif Ersoy
Tümünü Göster