saklı mektuplar XXIX

288
Görüntüleme

tutunurum Şiraze, sana / nedâmet budallarım çöker deşer / yüreğiuzaktan bakarım hayâline, sen o en dik hâlinde                       su mu?.. toprak m?.., ateş mi?..bense eğri bir gövde söyle hangisi?Şiraze                                                                                     saçlarından damlayan yağmurdur gece geceben o yağmurun soğuk yanışimdi hebâ edilmiş ömre ahdimi bozup koşmalıdır38’den kaçan Aral’dır karşıma çıkanbiten dünyanın resmidir o ŞirazeOb ve İrtiş kalır öyle mahzun, Sir Derya hâkezaâhirdePamir dağlarındaki buzul çatırdarken koray eşlik eder bu acıyaŞirazeAsya’da başlar söz, Asya’da sürerdinle! ben sözlerin gözyaşıyla yoğrulduğu topraklardan geçerken vadilerin derin yarıklarından bakarımoluşan cümlelere. dillenememiş acıların güne uyanışında akıtılamayan yaşların nemi düşer çiğ diye ota, çiçeğe, yaprağa. bir akrep sessiz sokulur Şiraze, sessiz gezinir kumların üzerinde. ben sınırlar atlayıp gelmişim düz binalar soluk bakar bana, donuk bakar bana, ruhsuz bakar bana. bahçelerde eskimiş hayatlar nefes alır, verir mi anlaşılmaz Şiraze. sefâletin kırılmış elleri, bükülmüş beli, incelmiş yüzü, bakar görmez gözleri, varla yok arası görünüşleri; aynı göğün altında yaşayan bin can, ah Şiraze eğilir, burkulur, devrilir de bir ömrün anlamını yitirdiğinin farkındadır, lâkin Şiraze bir kere anlam yitmeye görsün nerede bulunacağı kestirilemez. “bir tebessüm” dedim Şiraze, karşılaştığıma. dedi “insan bir ömür hiç yapmadığını nasıl yapar?”“söyle” dedim Şiraze. dedi “susan artık unutmuştur kelimeleri dizmeyi.”“anlat” dedim Şiraze. dedi “hep anlattım, kimse duymadı.”“küsme” dedim Şiraze. dedi “küstüm kendime, küstüm Tuva’da yiten her şeyime. Leylime… evvelime… âhirime… tennuremden bir bir dökülen, zeyl düştüğüm meftûh olmayan kelâm-ı kibârıma…” kapılar çaldım Şiraze vakti tayin etmeden. kapılar çaldım açılır açılmaz bilemediğim, açılsa kim çıkar karşıma tahayyül edemediğim. kapılarda sabahladım, kapılarda aşk üstüne dizdim ardarda sayıklamalarımı. geçtim Şiraze. diyar üstüne diyar geçtim. sonu yokmuş gibi duran yolların üzerinden bir yolcu edâsıyla geçtim. Şiraze çık diye karşıma, her dağda konakladım, her anda uykulardan uzak kaldım, ki hangi vakte denk düşmüşlüğünü keşfe kâfi değil hislerim. gelirsin de göremezsem geldiğini Şiraze. gelirsin de görmezse gözlerim seni. eyvah Şiraze! bulutlar yüklü, taş bırakıyorlar yere. ben bir bir topluyorum taşları. yığıyorum içime Şiraze. taş üstünde taş, aşk üstünde aşk bırakmayanların feryadı kulaklarımda. onlara dönüyorum yönümü. seni arıyorum da, bir kendime diyemiyorum bunu. ben seni arıyorum Şiraze. bundandır bu denli kayboluşum, bundandır bu denli gidişim, bundandır bu denli sen oluşum… “sormadığım kalmadı” desem inan Şiraze. her gün bir yenisiyle karşılaşıyor bu gözler… ah Şiraze dil unuttu kelâmı, o gün bu gündür lâl Şiraze. ben unuttu ben’i, o gün bu gündür sen Şiraze. bütün olan biten bu yüreğe “tak” Şiraze. özlemindir direnişime destekolmasaydın olmazdım Şiraze Şiraze’den Şiraze’ye…
 

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

uyarı ve yakarış kitabı: safahat / A.Vahap Akbaş
suya düş kalışlar II / Celal Türk
silahlar / Ay Vakti
saklı mektuplar XXIX / Şiraze
safahat (bir alıntı)-5 / Mehmet Akif Ersoy
Tümünü Göster