Masal İçinde Masal

318
Görüntüleme

1.
          “ecem ecem güzel ecem
          dağın tepesinde takkem
          dünyayı beşiğe yatırmışlar
          bir o köşesinden, bir bu köşesinden”

Feri evden ayrılmak için herkesin kendi yatağında derin uykulara kaymasını beklemiş. Örtüyü başına çekip kıvrılmış altında. Bütün soluklar, uykunun hükmünü sürmeye başladığını gösterdiğinde usulca kalkmış yerinden. Kıyafetlerini değiştirip son bir kez uyuyanlara bakmış. Bu bakış kendince bir veda anlamı taşıyormuş aslında. Vedalaşmayı çok uzatmadan yatağının altına sakladığı bezden yapılma, rengi zamanla solmuş küçük çantasını omzuna çarpraz asıp ahşap kapının arkasında durmuş. ‘Belki açık pencerelerden birinden çıkmalı’diye geçirmiş aklından. ‘Daha sessiz ve tam bir kaçış…’Bahçenin en uç köşesinde, kulübesine sığmaya çalışan Raza en titrek uykusuna gömülmüşmüş o sıra. Her çıtırtıda onun aslan kesileceğini bildiğinden, Feri her adımını çok dikkatli atması gerektiğini biliyormuş tabiî. Köpeği atlatmak için gündüzden yaptığı hazırlık cebinde, bir sıçrayışta toprağa basıvermiş. Kuru otların hışırtısını dinleye dinleye ileriye doğru adımlamış: Bir… iki… üç…

Tam o an işte karşısında parlayan iki gözle yerinde donmuş Feri. Ve duyduğu hır’lama, Raza’nın uykusuna hiç de düşkün olmadığını bir kez daha kanıtlamış. Fısıldayarak onu sakinleştirmeyi denemiş önce: ‘Heyy Raza, benim Feri. Senin en sevdiğin sahibin.’Raza hır’lamalarını çoğaltmış lâkin… çoğalttıkça çoğaltmış… çoğalttıkça çoğaltmış… Ve Feri, ‘yakala’diyerek büyük bir et parçasını olabilecek en uzak ve gideceği yönün tam tersine fırlatmış. ‘Koş Raza! Senin için büyük, taze, lezzetli bir hediye.’Fakat Raza başka zaman olsa sevinçle ardına atılacağı bu pahalı hediyeyle hiç ilgilenmemiş. Parlayan iki göz, gecenin tam ortasında daha bir parlaklaşmış sanki hınzırca. Feri, fısıltısının onu rahatsız ettiğini düşünerek birazcık sesini yükseltmiş. ‘Raza’demiş. ‘Kulübene dön ve uyu. Sorun yok. Her şey yolunda. Hırsızlar gelmedi. Bahçemize kurtlar dolmadı. Hadi Raza!’

Raza gözlerini kısmış ve iki parıltı ince bir çizgiye dönüşüvermiş. Feri tedirgin tedirgin evden tarafa bakmış. ‘Raza… Hemen buralardan uzaklaşmam gerekiyor. Bak bu gece dolunay var. Yolumu aydınlatan ışığımı kaybetmeden yol ver bana. Raza… Çekil de gideyim.’ İki parlak göz karanlıkta birden kayboluvermiş. Feri yavaş yavaş ilerlemiş bahçe kapısına doğru. Raza’nın davranışına bir anlam veremese de ‘çok mu kolay oldu’diye sormuş kendi kendine. Kapıya yaklaştığında kolu tutup onu açmak yerine düz duvara bir solukta tırmanıvermiş. Yoldan tarafa atladığında ayaklarından çıkan ‘pat’sesi ile birlikte bir toz bulutu havalanmış. Ve ipini koparmış bir esir gibi başlamış koşmaya. ‘Koş Feri… koş Feri… İleride bu köyden daha büyük bir dünya var’diye diye. Kim bilir kaç saat koşmuş Feri böyle kovalanıyormuşcasına. Yorgunluktan ayaklarını artık kaldıramayacak hâle gelince de bir ağacın gövdesine sığınmış. Yığılmış yere. Nefesi kesilmiş. Boğazı kurumuş. Ter içinde kalmış. Yorgunluktan gözleri hiçbir şeyi seçemez olmuş. Başı fırıldak gibi dönmeye başlamış. Kulaklarının içinde ziller çın çın çınlamış.

Biraz soluklanınca nerede olduğunu anlamak için sağına soluna bakınmış sonra. Karanlık her şeyi büyütüyormuş gözünde. Gündüzün resmi ile geceninki birbirine hiç benzemediğinden bildiği yerleri bile yabancısamış oturduğu yerden. Birden karşısında iki parlak göz belirmiş yine. ‘Raza’diye fısıldamış Feri. ‘Sen misin Raza?’Parlak gözler yaklaşmış… yaklaşmış… yaklaşmış… Tam önünde durmuş. ‘Nereye gidiyorsun böyle’diye sormuş köpek. ‘Nereye varacağını zannediyorsun?’Şaşırsa mı, korksa mı bu dilleniveren köpekten karar veremeden, Feri ne diyeceğini bilememiş önce. Düşüncelerini toplayınca da ‘Dünya ile tanışmak istiyorum’diyivermiş. ‘Dünya dediğin, senin yaşadığın köyün milyon kat büyüğü o kadar’demiş Raza. Feri karanlığın uzakta ayrılışını görmüş o an. Gece sona ermek üzereymiş. ‘Gidip kendim görmek istiyorum bunu. Beni durdurmayı düşünme sakın’demiş çok kararlı. ‘Seni durdurmayı zaten düşünmüyorum. Ama sen de beni durdurmayı düşünme’diye karşılık vermiş Raza da. Feri en sevgili köpeğinin ne demek istediğini hemen anlayamamış. ‘Neden’diye sormuş. ‘Nereye gidersen ben de geleceğim. Hep arkanda iki göz olacak’karşılığını vermiş Raza. Kararlıymış. Dirençliymiş. Haddinden fazla da inatçıymış üstelik.

Feri onu engelleyemeyeceğini farkedince kalkmış ayağa, aydınlığa doğru yürümeye koyulmuş. ‘Hadi madem’demiş. Raza peşisıra, her kokuyu içine çeke çeke takibe başlamış. Birden uzaklardan, sanki derinlerden bir yerden gelen tiz sesle olduğu yerde durmuş Feri. ‘Üstüme basma… üstüme basma…’Feri Raza’ya bakmış, Raza Feri’ye bakmış. Kimin bağırdığını görememişler önce. Sesin sahibi, ‘buradayım, tam önünde’diye seslenmiş. Feri eğilmiş, dikkatlice bakınca bunun sarı bir karınca olduğunu görmüş. Feri, ‘basmayacağım üzerine korkma’demiş karıncaya. ‘Ama insanlar çok dikkatsiz ve küçük olana hiç önem vermiyorlar’karşılığını vermiş karınca elini kolunu sallaya sallaya. Raza ciddiyetle, ‘bütün insanların böyle düşündüğünü sanmıyorum’ demiş. Karınca başını iki yana sallamış inanmadığını göstermek için. ‘O hâlde sen de bizimle gel. Dünya ile tanışmaya gidiyoruz’davetini yapmış Feri ona. Karınca heyecanla ve hiç düşünmeye gerek duymadan‘bekleyin beni’demiş ve önündeki yarım buğday tanesini kıskacıyla yakalayıp minicik bir delikten aşağıya bırakıvermiş. Sonra da‘Görev tamam! Gidebiliriz!’demiş ve ellerini çırparak ‘yolculuk ne tarafa?’diye sormuş. Feri karıncayı iki parmak ucuyla usulca alıp omzuna yerleştirmiş. ‘Adımlarımızın bizi götürdüğü tarafa gidiyoruz’diye de eklemiş gülerek.

Üç yolcu yola koyulmuşlar. Karşılarına bir tabela çıkana kadar yürümüşler… yürümüşler… yürümüşler… Saatler sonunda karşılarına çıkan bu devasa tabelada ‘saçlarını satana yetmiş yıllık ömür hediye’yazılıymış. Feri okuduklarına inanamamış, ama bu işin ilginç olabileceğini düşünerek tabelada işaretlenen yöne doğru yönelmiş. ‘Macera başlıyor’diyerek akışına bırakmışlar kendilerini zamanın. Bir tebessüm yayılmış yüzlerine. Üç arkadaş, üç yolcu bu bilmecenin cevabını bulmaya kararlıymış.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Nöbet Değişimi / Ay Vakti
Shakespearyn Draje / Kâmil Eşfak Berki
Karanlığı içine çeke çeke sabahlar / Selami Şimşek
Ölümü Erk’in / Ali Yaşar Bolat
Ey Ölüm, Çabucak Kucakla Beni! Yaşıyorum- İçimden;... / Ali Yaşar Bolat
Tümünü Göster