Bahattin KARAKOÇ’un Kervanı

259
Görüntüleme

Eylül ayı içerisinde arkadaşım Cahit Koytak ile beraber Erciş Kitap Fuarına katılmıştık. Cahit’in arzusu doğrultusunda, oradan Bahattin Karakoç üstadı telefonla aradık, hal hatır sorduk. Epeyce gönül koymuştu ama bağışladı bizi, sevindik, sesi iyiydi. Ben 19 Ekim günü Kahraman Maraş Kitap Fuarına katılacağımı biliyordum. Dönüşte üstadı arayarak “çayı çorbayı hazırla Maraş’a geliyorum” diye telefon etmiştim. Birkaç aydan bu yana arayamadığım için gönül koyduğunu biliyor, kitap fuarını vesile kılarak kendisini ziyaret planlıyordum. Öyle bir sevinmişti ki aramayı sıklaştırmadığım için utanmıştım.

Bahattin Karakoç, dostları arasında rahmetli A. Vahap Akbaş’ı Edirne, beni ise Bursa Beylerbeyi olarak çağırmaktaydı. Yıllar boyu memleket içerisinde ve dışında muhtelif sanat, edebiyat etkinliklerinde birlikte bulunmuştuk. Bursa’da rahmetli eşi ile birlikte evimde misafir ettiğim bir gece, yattıkları salonun kapısını sabah namazı için tıklattığımda, kapıyı giyinik olarak açınca şaşırmıştım. Uyumadınız mı, deyince, oğul, sizin şu karşı bahçede bülbül ötüyor, ben nasıl uyuyayım, cevabını vermişti.

Kişisel kanaatime göre insanoğlunun yeryüzü hayatındaki tabii/ fıtri toplumsal değişimler, dönemin kuşakları üzerinde fiilen yaşanan farklı örf ve ahlak modelleri halinde tezahür ediyor. Bahattin Karakoç aralarında yaşadığı nesillerin güzel ahlak davranışları istikametinde bir rol modeldi. Mesela iyi insan, hakkındaki genel geçer kabul, kimsenin kalbini kırmayan şeklindedir. Oysa üstat, tıpkı Mehmet Akif hakkında Mithat Cemal’in söylediği gibi, kızan adam idi. Kızılması lazım gelen yerde birilerinin gönlü kalacak diye ortadaki Hakkı çiğnemeyen birisiydi.

O, kuşağının yaşaması gereken güzelliklerin büyük bir kısmını yaşanır kılmıştı. Mesela ziyaret ettiği kimselere eli boş gittiğini gören yoktur. İlerlemiş yaşına, mustarip bulunduğu şeker hastalığına rağmen, çantasına doldurduğu hediye yüklerinin ağırlığına aldırmaksızın, onları taşır ta Kahramanmaraş’tan dostlarına ulaştırırdı.

Bence ondaki heyecan ve coşku da kendi nesline ait bir tutumdan kaynaklanıyordu. Benzerinin gelecek zamanlarda karşımıza çıkabileceğini pek sanmıyorum. Çıksa bile ancak taklit ve kopya olacaktır. Tam on dokuz bağımsız şiir külliyatı bu coşkunun tarihi belgesi niteliğindedir. Şüphesiz bu muazzam külliyat içerisinde, bütün mısraların aynı düzeyde olduğunu söyleyemeyiz. Ne var ki bir eleştirmen, onun güçlü dizelerinden oluşan yeni bir derleme/ seçme yapacak olsa, karşımıza Türkçe edebiyatın emsalsiz, mümtaz bir birikimi çıkacaktır.

Üzerinde yaşadığımız topraklar, bir zamanlar Anatolia diye anılırdı. Yeni zamanlarda buraya artık Anadolu demekteyiz. Anatolia’yı Anadolu’ya çeviren ruh ve dokunuşu kendi dönemi ve çabası çerçevesinde, Bahattin Karakoç olarak isimlendirmek, asla yanlış olmayacaktır. Şurası malumdur ki bu memleketin yeni adı Türkiye Cumhuriyeti’dir. Biliyorum ki buna onun bir itirazı yoktu, benim de yoktur. Ancak bu isimlendirme, ardında daima resmi bir söylemin nefesini barındırmaktadır. Oysa Anadolu bu toprakların sivilleşmiş, bütünüyle bu topraklarda kökleşmiş folklorun, halk kültürünün, en yerli kervanının cisimleşmiş halidir. Onu da var kılan, yaşatan ve yaban unsurlara karşı savunanların önderliği Bahattin Karakoç isminde mündemiçtir.

Şairlerin bizim toplumun tarihinde ve günümüzdeki rolü, ulemadan daha etkin olmuştur. Biz, akait kitapları bile şiirle yazılmış nesillerin çocuklarıyız. Türk ve Kürt bu topraklarda yaşayan bütün halklara, din bile şiir üzerinden okutulup öğrenilmiştir. Benim neslimin Müslümanlaşmasında ulemadan çok Mehmet Akif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve nihayet Bahattin Karakoç imzalarının rolü vardır. Bahattin Karakoç’u şairliği haricinde bir ahlak adamıydı diye hatırlarsak, buna onu tanıyan hiç ama hiç kimse asla itiraz etmeyecektir.

Tarih profesörü Mikail Bayram, Nasıreddin et-Tusi’nin Ahi Evren, bunun aynı zamanda halk arasında bilinen adıyla Nasreddin Hoca olduğunu söyler. Onun bu kanaatini paylaşırsınız paylaşmazsınız, burada ben şöyle bir düşünceye sahibiyim. Bahattin Karakoç, bizim tarihimizde, ilmi hüviyetini asla ihmal edemeyeceğimiz, şair bir Nasreddin Hoca’ya denk gelir. Şiirlerinde gizli, derin bir ironi ve mizahı görmek için elbette bu gözle bakmak gerekir. Ancak onunla yüz yüze diyaloga girişmiş, birlikte seyahatlere çıkmış, yiyecek içeceği paylaşmış olanlar bilirler. Dostça yarenlik diyebileceğimiz bir üslubun sahibiydi.

Başlangıçta olabildiğince tok ve gür ses sahibi olan üstadın, yaşı ilerledikçe sahnelerde şiir okuması zorlaşmıştı. Kahramanmaraş’ta ilk defa bir Dolunay Şiir Şöleni esnasında uzun konuşmasını yaptıktan sonra, kendi şiirini okumak üzere beni sahneye çağırmıştı. Çok güzel sevda şiirlerinden birisini, övünmek gibi olsun, gerçekten çok güzel okumuştum. Salon alkıştan kırılıyordu. Beni değil elbette insanlar şairi alkışlıyorlardı. O tarihten itibaren birlikte katıldığımız neredeyse bütün şiir okuma seanslarında ben artık onun şiirlerinin gedikli okuyucusu olmuştum. Yaptığım işten kendisi de ben de büyük zevk alıyorduk. Nefesimin her zerresi sevgili üstadıma sonuna kadar helal olsun.

Helal olsun ama ne kadar çok isterdim bizzat kendi ağzından bana hakkını helal ettiğini işitmeyi. Olmadı, benim Kahramanmaraş’a vardığımdan sadece iki gün önce, rahmeti rahmana uçtuğunu öğrenince, ruhen yıkılmıştım. Taziye evine çocuklarına, arkadaşlarına, yakınlarına, şairlere, ediplere baş sağlığı dilemek maksadıyla uğramaktan başka elimden bir şey gelmemişti.

Burada elbette bitmedi. Onun başını çektiği Dolunay Kervanı çoktan yola çıkmıştır. Bedeni aramızda bulunmasa da muazzam bir külliyat olarak eseri bizim omuzlarımıza emanettir. Emaneti daha ileri menzillere taşımak üzere manevi azıklarımızı hazırlayarak yola devam etmeliyiz. Üstat Bahattin Karakoç’a Rabbimizin, merhametiyle davranmasını diliyorum. Vesselam.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Nöbet Değişimi / Ay Vakti
Shakespearyn Draje / Kâmil Eşfak Berki
Karanlığı içine çeke çeke sabahlar / Selami Şimşek
Ölümü Erk’in / Ali Yaşar Bolat
Ey Ölüm, Çabucak Kucakla Beni! Yaşıyorum- İçimden;... / Ali Yaşar Bolat
Tümünü Göster