Seçki Meselesi

210
Görüntüleme

“ Zira kitap, bilincin yazıya dökülmüş şeklidir. Bir insanın veya bir milletin dünyaya bakış tarzını değiştirmek mi istiyorsunuz? Ona okumasını öğretinve okunacak kitaplar verin.”

Yazıma Mehmet Kaplan’ın “ Kitaplar medeniyetin Anahtarıdırbaşlıklı denemesinden bu alıntıyla başlamak istedim. Okunacak kitaplar sunmak, seçki önemli bir meseledir. Geçen yılki 10. Sınıflar Türk Dili ve Edebiyatı dersinde “ deneme “ konusu için seçilen örnek okuma metinlerini inceledim. Montaigne’in “ Ölüm Üstüne ”, Ahmet Haşim’in “ Baş Parmak “,Suut Kemal Yetkin’in “ Canım Kitap“ adlı metinleri iyi sayılabilecek örneklerdi. İsmet Özel’in çok daha iyi denemeleri varken “ Zarafet veMedeniyet “denemesinin seçilmesini zayıf buldum. Hele ilk okuma parçası olarak Enis Batur’un          “ Kâğıtsız Yazı “denemesini okuyunca neden bu metni seçmişler ki, diye hayıflanırken gün içinde Hüseyin Su’nun “ Takvim Yırtıkları “adlı güncesini okurken şu satırlara rastladım:

“ … Asım Bezirci, Enis Batur’la ilgili bir yazısında diline ilişkin şöyle demişti: ‘ Ağzında bir avuç çakıl taşı var Enis Batur’un.’ Tam da böyleydi sanırım.Bu cümleyi Tahsin yücel içinde söyleyebilirizrahatlıkla.”

Sadece ben böyle düşünmüyorum diye sevindim desem yeridir. Evet, deneme türü Nurullah Ataç’ın tabiriyle  “ Benin ülkesi “ olabilir ama “ ben “ için yazdığınızın çoğunluk için de düşünsel anlamda besleyici olması önemlidir. Herkes deneme yazabilir ama herkes iyi deneme yazamaz. Sanat- edebiyat, psikoloji- felsefe, sosyal- siyasal,- dini, şehre dair ve karışık konulu denemelerde yazabilmek için belirli bir kültürel doygunluğa ulaşmak gerekir.

Gönül isterdi ki okuma parçalarının ilki Mehmet Kaplan’ın “ Sevgi ve İlim “adlı deneme kitabından seçilsin. Yerli, yabancı birçok kaynak, yazar, şair, düşünür, hayata dair tespitler bulursunuz denemelerde. “ Kitaplar Medeniyetin Anahtarıdır, Kütüphaneler, İlim, Tarih, Kültür, Kompozisyon, Okumak, Gençler  “ gibi deneme başlıkları bile bu düşünceme dayanaktır. Midas’ın Kulaklarıadlı denemesinde sözü Sezai Karakoç’un hakikat sekiz köşelidir, sözüne bağlamadan önce şunları söyler:   “ Sosyal sahada açık olan her şeyin doğru ve sağlam olduğuna kaniyim. Kasap veya bakkal bir şeyi size sırtını dönerek veriyor veya tartıyorsa hile yaptığından şüphe etmekte haklısınızdır. Demokrasinin diktatörlüğe üstün oluşu, her şeyi meydanlarda, kürsülerde, gazetelerde açık açık tartışmıştır. Bir göz yanılabilir. On göz, bin göz daha az yanılır.

Vehim ve Hakikat’te hakikatın şanının her türlü tenkide rağmen ayakta durabilmesi olduğunu belirtip fikirlerini narin bir vazo gibi her türlü tenkitten uzak bulunduran insanlara acımak gerektiğini vurgular.

Sait Faik’in “ Kınalı, bir mil uzakta, kocaman,hafif ışıklıbir böcek halinde yanıyordu.”tasvirini örnek göstererek böyle bir tasviri deniz, ada görmemiş bir bozkır çocuğunun okuyunca görmüş kadar olacağını söyler Dış Âlem’de.

Zamanın en büyük eleştirmen olduğunu Stendhal’ın ölümünden yıllar sonra anlaşılacağını söylemesinin ve söylediğinin gerçekten de doğru olduğunu vurgular Zaman Ve Eseradlı denemesinde.

Modern Sanat ve Bohemlik’te sarık ile hoca olunmadığı gibi bere ile de ressam olunmadığını, mühim olanın görünüşü ile herkesten ayrılmak veya herkes gibi olmamak değil de bir kıymete gönül verip onun için yaşamak olduğunu belirtir.

Hatıraların şarap gibi üzerinden yıllar geçtikçe sarhoşluk verici kudretinin artıp teferruatın unutulduğuna; daha doğrusu hâlihazırın daima biraz sert olup yılların bu sertliği törpülediğine işaret ederken vicdan azabı denilen şeyin, hatıraların eseri olduğuna dikkat çeker Hatıralar’da.

Doğu ve Batı medeniyetinde konuşmaya verilen değeri kıyaslarken konuşmanın kendi içinden dışarı çıkıp insanlarla temasa geçmek, sosyal bağlar kurmak, cemiyete müessir olmak, dünyayı değiştirmek olduğunu vurgular Konuşma Sanatı’nda.

  1. Abdülhamit’in paraya ihtiyacı olmadığı halde sırf meşgul olmak, oyalanmak, güzel şeyler vücuda getirmek için marangozluk ve oymacılık yaptığını belirterek marangozluk, oymacılık, oya, nakış gbi el işlerinin para getirmeden de insanı mutlu ettiğini anlatır Saadet Elimizdedir’de.

Yunus’un ilahisini, Nasreddin Hoca’nın fıkralarını, Fuzuli’nin gazelini, Fikret’in sonesini, Yahya Kemal’in Ses’ini;  yanlış tefsir edilmiş tabiat hadiselerinden doğan efsaneleri, medeniyetin Medine’den geldiğini, medinenin şehir demek olduğunu, Sokrates’in ölürken bile ders verdiğini, Beethoven’in Dokuzuncu Senfonisi’nde, Mevlana’nın Mesnevi’sinde, Yunus Emre’nin şiirlerinde “ Bana seni gerek seni “ diye haykırışlarını ekmek veya et ihtiyacıyla açıklamanın insanı gerçekten anlamamak ve küçültmek olacağını, kendini ve şartlarını benimseyerek ona derin ve güzel bir şekil vermenin şahsiyet olduğunu açıklar birçok denemesinde.

“ Güneş, Toprak ve Su “denemesinde bakkal  dükkanının tabiatın yerine geçince insanların büyük ve asıl kaynağı, Tanrı’yı da unuttuklarını, istediği her şeyi bakkaldan alan insanın tabiata ve Tanrı’ya gitmesi için ekmekten tarlaya, sardalya kutusundan denize, su şişesinden yağmura gitmesi gerekliliğine dikkat çekerek biraz düşünürsek musluktaki sudan kilometrelerce borular vasıtasıyla büyük göllere ve barajlara varacağımızı; musluğun bizi düşünmekten alıkoyan konfor olduğunu belirtir.

Kitaplar da önemli kaynaklardır. Bir kitabı okurken niçin okuyorum, okuduğumda ne arıyorum, ne buldum sorularına doyurucu cevaplar bulmak gerekir. Okumayı seçmek tercihtir. İyi, faydalı kitabı seçmek de hünerdir. Okuma yolculuğuna yeni başlayanlara “ okumayı öğretmek “ ve “ okunacak kitaplar sunmak “ ilk görev olmalıdır.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Nöbet Değişimi / Ay Vakti
Shakespearyn Draje / Kâmil Eşfak Berki
Karanlığı içine çeke çeke sabahlar / Selami Şimşek
Ölümü Erk’in / Ali Yaşar Bolat
Ey Ölüm, Çabucak Kucakla Beni! Yaşıyorum- İçimden;... / Ali Yaşar Bolat
Tümünü Göster