Şiirin Munis Yüzü: Mustafa ÖZÇELİK

253
Görüntüleme

Hangi harfe sığınsam
Tükenmeyen bir yalnızlıktır hikâyesi
Özçelik

Şiir, açık uçlu sonsuz ihtimalli bir dil evrenidir. İmge ve eğretilemeyle iletisinde gizlediği anlamın çoğul vasfı, okuyucunun ergin kişiliğiyle çok boyutlu bir dizgeye dönüşür. Şairin anlam dizgesinde ürettiği bu yapı, dil ve zihniyet bakımından çağını aşmaya aday olur. Şiirin hükmü, şairin ufku ile sınanır. Kalıcılık serüveni, söz konusu bu sınanmayla belli olur. Şair, sahip olduğu düşünce dünyasına göre bazen tebliğ, bazen telkin eder. Donkişotlaşan kimi şairler, şuursuzca dünyaya saldırır. Kalemi, kargıyla bir tutanların tamtamlı şiiri, uzaktan hoş gelen bir davul sesine teşbih edilebilir. Hâlbuki susmakla seslenmek arasında bir ırmağı andıran kimi şairler vardır ki, bunların şiiri, bir keman solusu, bir ney taksimini hatırlatır. Bu şiir, rahmetin toprakla buluşması kadar ince ve nazik, sevimli bir çocuk yüzü kadar munis olur. Mustafa Özçelik, var olmanın sırrına eren ve yunuslaşan bir şairdir. Onun şiiri, şefkatli bir ninniye benzer. Bağırmaz, çağırmaz; kendi halinde hisli bir türkü gibi gönle girmeyi başarır. Lirik şiiri, bereketli bir nisan yağmuru gibi yürekleri cezbeder, kendi aczini betimlerken okuyucunun bütün hissiyatına da tercüman olur.  Yunus’un masivadediği dünyayı bir pula satan Özçelik, yaratılmanın erdemine inanan Fuzûlî gibi her şeyi ilk olan’a -aşk’a- yorar:

“Çünkü aşk diyor ne varsa âlemde
Böylece hep diri kalbim
Ayağımın altında bütün dünya”(s.74)*

Şair, söyledikleri münevver; yaptıklarıyla kılavuzdur. Güncel olana muhalif, kalbinde olana dosttur.  O kimliği çok renkli bir gökkuşağı, geceden kara, gündüzden aydınlıktır. Kadim geleneği bilenlerin yolunda olmak, O’nun rengine boyanmak dil limanında emin olmaktır. Mustafa Özçelik, kendisiyle aynı topraklarda yetişen Yunus’un yolunda olmayı amaç edinmiştir. O’nun akıcı Türkçesiyle zaman ve mekâna galip gelmenin anahtarını bulmuş bir şairdir:

Konuştu Yunus
Işıklı kelimeler döküldü dilinden
Bütün zamana
Bütün mekâna
Kuşların dili
Renklerin ahengiydi dili (s.19)

Özçelik, şiirdeki söyleyici olarak “ ben”den çok “biz”i tercih eder. Öteye ait bir dilin temsilcisi olarak egonun tacını yere çalmayı bilmiştir. O’nun renginde olmak, O’nun sesine katılmış bir kafiye olmak her şeyden daha önemlidir. Bu bağlamda “kendini bilme”nin gerekliliğine inanan şair, karanlıktan aydınlığa kavuşmanın şuurlu eylemini seçer:

“Ey sevgili bağışla bizi
Sesimizi senden bir parça say
Çünkü karanlıktaydık
Sönmüştü kandiller
Vakti hep gece sandık” (s.12)

Şairin bütün dileği, Mecnun’la bir olup aşkın güneşli yüzüyle karanlıklara karşı savaşmaktır. Dünyayı saran karanlığa karşı aşk silahıyla kuşanmak; dervişçe bir duruş, hikmetli bir eda, özgün bir duadır. Fizikötesi bir algının gereğidir bu. Âdemoğullarını kamburlaştıran dünyevilikten kurtulmanın temel ilkesi “aşkın olana” sığınmaktır.

“Tanrım duam budur işte
Bizi Mecnun kıl bu aldanışlar çölünde
Ki aşkla yürüyelim
Bu zalim karanlığın üstüne”(s.47)

“Gel bölüşelim ekmeğimizi” diyen Özçelik,yerli yalnızlıklara kapı aralayan kimi şairlerin aksine; sesine, sofrasına, gönül od’una çoğul özneler davet etmekten yanadır. Politik ve ideolojik saplantılardan uzak, kadim tarihin bilinçli coğrafyasında keşifler yapmayı tercih eder. Tarih, ders alınması gereken şuurlu bir takvimdir:

“Ah o unutkan bellek
Kan ve gözyaşı dolu tarih sayfaları
Şimdi biz müzelerde
Ellerimizde fotoğraf makineleri</em
Hangi yüze baksak bize küskün
Küskün bize bütün çocuklar…” (s.71)

Özçelik’in şiiri, çağrışımlarla zenginleşmiş kendi özünü yakalamış bir evrendir.  Geleneksel olanla moderni dilce harmanlayan şair, tekil özneden çoğul olana geçişi ustaca başarır. Uzak metaforları öyle ustaca kullanır ki, şiir birden yazlık bir sinemaya döner. Okur, perdeye yansıyan güzelliği, munis ve mütebessim bir çehreyle okur.

Güvercin oradaysa
Mağara buradadır
Bir olurlar bir’den yana
Dil olurlar
Dosta düşmana karşı(s.16)

“Bacalarında acılar tüten evler de var” dizesiyle toplumsal hissiyatını dışa vuran şair, şiirlerinde anne ve çocuk temalarına sıkça yer verir. Onun şiir izleği, mistik mayayla karışmış aşk, hüzün ve insandır. İçimizdeki yoksulluğu,zamanın çaresizlik aynasında resmetmeyi önceler:

“Hava puslu, kar sesi var
Ne yana dönsem yoksulluk
Ateşe özlemi çoğalıyor çocukların
Bakıp bakıp anne yüzlerine”

Kuyu şiirinde “özüm Yusuf yüzüm Yakup’tu” dizesiyle şairliğini özetleyen Özçelik, beslendiği pınarı da ifşa eder. Şiir, ruhunu aşkın sırrıyla besleyen sadık dostunzehri tiryak bilmesidir. Şükür makamında sevince karışan gözyaşı, teslimiyetin hüviyetine sunulan kasidedir. Bu makamda ne korku ne de endişeye mahal var:

“Kaygı teslim almaktayken Ebubekir’i
Öyle bir sırra ram oldu ki
Ne korku kaldı içinde
Ne endişe dostuna dair
Yılan zehrine karşılık
Sadece gözyaşı damlası
Şükür makamında eğdi başını”(s.17)

İnsan, içinde yaşadığı zaman ve mekânın sınırlarını kendince çizer. Algılarımızı değiştiren temel unsurlar edindiğimiz bilgi ve tecrübedir. Zihni yapımızı şekillendiren his ve fikir dünyası, uzun bir süreçte meydana gelir. Hayatı anlamlı kılan ögelerin varlığı, yaşantıya eklediğimiz mirasımız olur. Özçelik, geleneksel doğu düşüncesini temsil eden zihinsel bir kurgunun içinde yer alır. Buna göre aklıdeğil, gönlüöne çıkarır:

Akıl susar
Göz kapanıp gönül açılır
Ne buğday kalır
Ne içini geren tutku(s.21)
 

“Bize su gönder çeşmelerinden
Bağışla bizi
Çünkü aşkı
Sen diriltin gönlümüzde
Billur saatlerinde zamanın
Yasin ve Taha okuyarak
Senin adını anıp uyandı badem ağaçları(s.13)

Onun şiirlerinde Zarifoğlu’nun sesi ile Karakoç’un edası vardır. Şiir amaca giden bir araç, özü yansıtan bir resim, düşleri notaya dönüştüren bir metindir. Gelenekle imgeleşen anlam nesneleri, kendi renginde açan yerli çiçeğe evrilir.

Özçelik, etik olanı samimi bir ruh haliyle ifade ederken tekrar düşmez. Lakin “dağ, mağara, su, kapı çocuk, anne” gibi imgeler; onun şiirinde vurgulanan ögeler olarak öne çıkar. Uhrevi algıyı yumuşak bir tonda söylerken, ürküten değil müjdeleyen olması, onun farkını ortaya koyar. Mistik olanı içselleştiren şair, sahici bir hikmetin düşsel güzelliğini telkin eder. Kendi şiirini var ederken şiirin tarihsel serüveninde karşılaştığı dervişane sesleri rehber edinir. O, aşina olduğumuz kadim güzelliği yeniden yorumlar. Şiiri, yatağını bulmuş usulca akan berrak bir nehirdir.

* Bu çalışmadaki şiirler şairin “Dilim Ol Söyle” kitabından alınmıştır. Çıra Yayınları, 2017, İstanbul.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Nöbet Değişimi / Ay Vakti
Shakespearyn Draje / Kâmil Eşfak Berki
Karanlığı içine çeke çeke sabahlar / Selami Şimşek
Ölümü Erk’in / Ali Yaşar Bolat
Ey Ölüm, Çabucak Kucakla Beni! Yaşıyorum- İçimden;... / Ali Yaşar Bolat
Tümünü Göster