Yük

144
Görüntüleme

Bazen çocukların kendinden büyük çantaları taşıdıklarına şahit oluruz. İşçilerin sırtında kocaman, çuvallar, kasalar görürüz. Erken yaşta babasını kaybeden erkek çocuklar “evin yükünü” üstlenir. Devlet yönetenlerin yükü ağırdır. Sadece devlet yönetenlerin değil mesleğini sorumluluk bilinci içinde yapan herkesin yükü ağırdır.

Yusuf Atılgan’ın “Yük” adlı hikâyesi küçük bir fabl örneğidir. Güneye göçen bir Kırlangıç’ın başından geçen bir olay anlatılır. Göç sırasında soydaşlarından biri sırtına konar ve göç bitine değin kendini taşımasını ister. Kırlangıç ilkin bunun imkânsız olduğu söyler ve ters dönerek bu “davetsiz misafiri” sırtından atmaya çalışır. Bu sefer Diğer Kırlangıç tırnaklarını etine geçirip ona tutunur. Kırlangıç çaresiz uçmaya devam eder. Bu göç sırasında denizi geçemeyip düşen kırlangıçlar olur. Kırlangıç’ın yükü çok ağırdır. Üstelik buna bir de Diğer Kırlangıç’ın çenesi eklenmiştir. Aileden eşten dosttan sürekli anlatmaktadır. Kırlangıç yorulmuştur. Hala kanat çırpmaktadır. Derken kara görünür. Kırlangıç, sırtındaki Diğer Kırlangıç ile yere iner. Tökezler, ayakları üzerinde durmaya çalışır. “Olmaz bu olmaz,(der) düşememek gerek, ayakta kalmam gerek” sözleri bu kısa anlatının son cümlesidir.

Kuşatıcı bir kelimedir yük. Çağrışımı, anlam evreni geniştir, ağırdır. Akıl sahipleri için bağlayıcılığı yüksektir. Burada “akıl sahipleri” terkibini/tamlamasını kendini tanıyanlarda bulunan bir eklem/yeti olarak kullanıyorum. Bilindik tabir olan “okuryazar” kavramı harfleri birleştirme yeteneğinden öte okuduğunu anlayan/bilen/düşünen/üreten –toplamda- kendine yeten bir vasıftır. Akıl sahibi diye nitelenen insandan bu niteliğe uygun davranışlar göstermesi beklenir. Bu ve bunun gibi vasıflar “can”ın, eşref-i mahlûk olan insanın bünyesinde bir araya gelerek somsuza ulaşır. Yukarıda bahsi geçen tabirler bu eklemlerden sadece ikisidir.

İnsan kendine neyi yük eder, etmelidir? Neyin ağırlığı altında ezilmeli, neyi istese de omuzlarından atamamalıdır? Bu yük yorucu, yıpratan, tüketen mi (?) veya kıymetli, değer katan, yücelten, yaklaştıran bir yapıya mı sahiptir? Kişi kafasındaki “yük” kavramının içine daha nicesini katıp düşünebilir.  Eşyaları, olguları; kişileri, kurumları kendine yük edinebilir. Cevahir bir yüke muhatap olabilir ya da hayata –sınırlı ve sonlu olana değil- tanıklığında biriktirdiği yükün altında ezilebilir. Çözmediği sıkıntılar bir sıkıntı yumağına dönüşüp gitgide ağırlaşan bir yük halini alabilir.

Kelimenin anlamı geniştir. Olumsuzu çağrıştıracak evreni bir kenara bırakırsak İnsan bazı yüklere talip olmalıdır. Kendini tanıma, insana emanet edilen ağır bir yüktür, sürelidir. Kolay yutulur lokma değildir, menzili uzundur. Bu tanıma işi için kullanılan deyimler dahi ağırdır. Yük, görecelidir. Yeri gelir sorumluluk olur, yeri gelir keder olur insanın içine çöker. Ama inanılır ki “insanın gücünün yeteceğinden başkası” değildir. İnsanı olgunlaştırır.

Velhasıl, yükümlülükler tanıklığımızın köşe başındadır: Karar verdirir, mecbur bırakır, sabır tüketir, göğe çıkarır, yere indirir, tanır, tanıtır, mesafe kat ettirir. Yük taşımanın bedeli ağırdır. Yeri gelir bazı kelimeler “yük”e kardeş olur. Yeri gelir insanın kendine yük ettiği şey, onu yoldan saptırır. Güldürür de ağlatır da… İşin aslı yük taşırken asla olan yolculuğu unutmamaktır.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Nöbet Değişimi / Ay Vakti
Shakespearyn Draje / Kâmil Eşfak Berki
Karanlığı içine çeke çeke sabahlar / Selami Şimşek
Ölümü Erk’in / Ali Yaşar Bolat
Ey Ölüm, Çabucak Kucakla Beni! Yaşıyorum- İçimden;... / Ali Yaşar Bolat
Tümünü Göster