Bırakma Beni

97
Görüntüleme

2007’in yazıydı.
Akıllı bombalar, kimyasal silahlar yeri göğü kavurmadan önceydi. Güneşin yüreğimizi de ısıttığı bir yaz mevsimiydi. Şam gözümüzün nuru, Halep tarihsel hafızamızdı.
Bir asır öncesinde koparıldığımız topraklarla yeniden buluşmaya başladığımız mevsimdi. Şam’ın havasına, suyuna, camilerine ve çarşılarına öyle alışmıştık ki…
Doyamadık…
Zaman, nelere kâdir! O yıllarda savaştan kaçıp Suriye’ye gelen Iraklılar vardı her tarafta.
Sahipsiz, aç ve bitap haldeydiler.
Son üç asırdır özellikle de son yüzyıl İslam dünyası paramparça. İşgal ve kan gölünün tam ortasında. İnsanımızı, şehirlerimizi, benliğimizi kaybettik. Hem de çok kötü kaybettik.
Mekânlarımız yerle bir ediliyor.
Şam’ın, Musul’un, Kerkük’ün, Herat’ın, San’a’nın, Bağdat’ın, Kandahar’ın, Beyrut’un hatta Mekke’nin ve nicesinin hali artık arayanın bulamayacağı ve gidenin göremeyeceği bir durumda. Ne acı…
Sevgili okur! Bu bir sinema yazısıdır.
Sinema hayatın tam ortasındadır.
Bağrımızı dağlayan, yüreğimizi mıhlayan bu hadiselerin yazıdaki yeri de burasıdır. Aida Begiç, Bırakma Beni filmini çekmeseydi doğum neşesinin ölüm sessizliğine döndüğü bu mecradan kaçmak, susmak ve gözümüzü kapatmak isterdik belki de.
Bırakma Beni, Suriye’den Türkiye’ye gelmiş üç yetim çocuğun hikâyesini anlatıyor.
İsa’nın annesi ölmüş. Ahmet, babasını savaşta kaybetmiş. Motaz’ın ise annesi başka bir adamla evlenmiş, kendisini yetimhaneye terk etmiş.
Savaşın çocuklarıdır onlar. Savaşın karanlık yüzünü görmüş çocuklar. Anneler sarmadan bombaların sardığı çocuklar…
Nu tuhaftır ki, bazen hüzne gark olunduğunda yeniden bir nefes üflenir insana. Tıpkı filmdeki gibi. Kader birleştirir onları. İsa, Ahmet ve Motaz dost olurlar yetimhanede. Orası da dar gelince bu üç çocuk, yetimhaneden kaçarlar.
İlkin kâğıt mendil satarak kendi paralarını kazanmaya çalışırlar. Motaz, annesine ulaşmak için ‘Yıldız Sensin’ yarışmasına katılır. Bir diğeri çok sevdiği güvercinlerin peşindedir. Film, buraya kadar savaş çocuklarının atmosferine ustaca dâhil ediyor bizi.
İzleyici bir yandan büyük bir ıstırap duyuyor. Yanı başında, sokakta, mahallede gördüğü Suriyeli çocuklarla yüzleşiyor. Aynı anda umudun bitmeyen hazinelerini, çocuklar üzerinden hissediyor.
Bırakma Beni filminin başarısı bu. Zannedilenin aksine savaş mağdurları için ümit, bitmiş değil. Hayat devam ettikçe…
Yönetmen Aida Begiç, Bosnalıdır.
Bosna savaşını yaşamıştır. Şimdiye kadar ki Kar, Çocuklar ve diğer filmlerinde Bosna’nın savaş dönemini konu alır. Bırakma Beni filmi de bu sinematografinin devamı. Acı nerde olsa acı. Savaş nerde olsa savaş.
Filmin dengeli olarak kurduğu atmosferi yitirmesi ise çocukların yetimhaneden firar etmesiyle başlıyor. Türk milletine dair ancak bu kadar kötü olur denilecek tasvirlere girişiyor. Yetim çocuğu döven garson, Suriyeli temizlikçiye parasını eksik ödeyen ev hanımı, paragöz güvercin satıcısı ve dahası. Kısacası film, Türk devletinin şefkatine, korumasına (yetimhaneler, kamplar vs.) selam duruyor, Türk milletine gelince öfke kusuyor.
Hâlbuki gerçekler öyle mi?
Suriyelilere kapılarını kapatan Avrupa bir yana Arabistan ve diğer Arap ülkeleri bir yana. Beş milyon Suriyeliye yedi yılı aşkın sürede bakan/bakmaya devam eden bir ülke, burası.
Bu topraklarda mültecilere sadece devletin sahip çıktığı algısı doğru değil. Sivil toplum kuruluşları, dernekler ve vakıflar ya da ismi bilinmeyen gönül insanları.
Kadraja girsinler, gözümüzle görelim demiyorum. Bu insanların zaten böyle kaygıları yok. Fakat Bırakma Beni filmi de keşke insaflı olsaydı. Girişte yakaladığı anlamı ve dili kaybetmese, başka bir yere sürüklenmeseydi.
Peki, filmin bahsettiği olumsuzluklar yok mu?
Elbette var.
Unutmayalım ki milyonlarca insandan bahsediyoruz. Milyonlarca insanın bir anda bir ülkeye sığınmasından söz ediyoruz. Sorunların olup-olmamasına değil, bahsettiğimiz kitle içinde ne kadarına tekabül ettiğine bakmalı…
Bütün bunlar olurken, Türk sineması da gözlerini kapatsın. Kulaklarını tıkasın. Deve kuşunu taklit etsin. Pazarlaması kolay yavan komedileri ve üçüncü sınıf korku filmlerini çekmeye devam etsin. Suriye’ye dair, mülteciler hakkında naif öyküleri, gerçekçi bir sinema diliyle kameraya almak gibi zahmetlere girmesin.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Nöbet Değişimi / Ay Vakti
Shakespearyn Draje / Kâmil Eşfak Berki
Karanlığı içine çeke çeke sabahlar / Selami Şimşek
Ölümü Erk’in / Ali Yaşar Bolat
Ey Ölüm, Çabucak Kucakla Beni! Yaşıyorum- İçimden;... / Ali Yaşar Bolat
Tümünü Göster