saklı mektuplar XXVIII

278
Görüntüleme

kenarda gördüm kendimitelâşın içinde ben bir hîre imişimgel etmeayyûka varsa bile dilrubanaşksız farâza imişsin bir bardak kerkede serinletirdi kimilerini Sabır Dağı’nda gat meclisleri görürdüm ve nargile içen çocuklarKâhire Kalesi küserdi, devirirdi yüzünü şehre diyeolmayacaktım şekva Taiz’den, dolaştırırken senisiyah ferâcem var; siyah terliklerim, siyah ellerim ve siyaha bulanma telâşında düşüncelerimsan  ki;unuttum sesini, rengini, yetmiş üç bin kere tekrar ettiğin sözleri…san  ki;çıkarttım tenimden parmak iziniama yeniden doğmalı bellisensizlik ile senlilik; ikisi de bir, ikisi de aynı esinti titrek bir düş ışığının gölgesinden kayarak uğradın dün gece Şiraze. parmaklarımın arasından noumenon gibi kayıp gittiğini hissettiğimden belki uyumaya bıraktım gözlerimi. aynı sahnenin tekrarında uyanan Şiraze, bir daha hiç bulamayacağım ağırlığıydı seni. bir acı Hadramut civarındaki kuyuların neminde beslenmiş gibi çöreklendi Şiraze. artık bile bile yürüyorum körfeze artık göre göre dalıyorum feramuş diye düştüm yine bir yalan buna sebep yine ve yine aldanan ben Şiraze âherim göremiyorlar Şiraze. resmin başı var, ortası silik, sonu yok Şiraze. bakan gözlerime, hep sus dilime kanıp yük üstüne yük yüklüyorlar. haddimi bir sende aştım ben Şiraze. bir sende çok gördüm kendimi. gerisi zir ü zeber imiş. olup biten bir zelzele imiş. ömür gidiyor dünya sekeratta imiş. gerçek pek yakında gaflet almış başını gitmiş. bu vaziyyet Şiraze gözlere çekilmiş mil imiş. içim daralıyor, “kendimi şu eğrilikten bir kuratabilsem” diyorum belki düşecek iç ateşim. Şiraze üzüm bağlarını terk ettim, Alba’yı çok geride bıraktım, kilometreleri kat kat katladım, hüzmeler bıraktım benden geriye, kışa uzaktan el salladım. Şiraze bir seni yanıma aldım da Cebeci civarında turladım. sonra usulca koydum kaldırımda kayan kalabalığın arasına. Orada mı bulmuştum seni Şiraze, yoksa orada mı kaybetmiştim? Çok değişmiş mekânlar tanıyamadım da, “hiçbir yere geri dönülmüyor, dönülse de bırakılan bulunamıyor” dedim Şiraze. feyfayım, sebep aşk tutuşmuşum, kendime yok hayrım Şiraze. bir arap şeyhinin cümlelerine rastladığımda “Şiraze” dedi, “hurma bahçelerinde kaylulede.” içim titredi Şiraze. ümidsizim, fersizim, fütursuz geçen her güne ah etmedeyim. Şiraze külünü Ganj sularında arayan bir acûzeyim.yok işte câr, her yanım bîzar. Şiraze ben nâçar, ben hâr, sensiz işte hepsi başımdalar… yerim Al-hoban.bir bak bana veradan ey suzanbak da gör kalmış mı bende senden başka meramkül unuttu beniİstanbul desem tanımaz ne vakit uğrasamne Ayestefanos, ne Beykoz…pürâhenk dolaşırım, remzimi bulan el etsinel etsin de bir kanadım doğu’ya, bir kanadım batı’ya uzansınŞiraze’den Şiraze’ye…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

zamana bir velvele salmak istese de yüreğim / İsmail Bingöl
yirmi beş ıssız gece-4 / Mazlum Civan
yedinci yıl nobel ve karışık kafalar / Ay Vakti
ver bana gözlerini bu akşam yolum ırak / Şeref Akbaba
tablo / Aytekin Orhan
Tümünü Göster