Acıksız Yaşam Öyküleri I

241
Görüntüleme

Aslında her şey rüyalarıma gökkuşağını şahit tutmamla başladı. Aldanmalarım da. Alnımdaki çizgilerin suçlusu, sahici olmayan ne varsa, “içimde birisi aşk, kalanların tümü kurudu”. Bir Eylül vurgunu mu, yoksa eğe kemiğim midir sancıyan, sancının iptidasından sonra öğrenecektim bunu.

Anamın koyduğu isimle duruyordum, sonra oldu, büyüdüm, gözüm kör oldu. “Doğmak bir saldırıya maruz kalmaktı, bilmek de yanmaya…” Zaten cahil ve nankör insan almıştı emaneti” ve de zalim… Başkalarının  arzusuysa varlık sebebim, veya kerameti kendinden menkul bir kısmet üzereyse kaderim,kader de ne ki, hangi takdir üzereyim, bilmek isterim. Şayet payımıza  düşenlerse bir yerlerden, ben neyim neceyim, kendi zindanlarımı yıkmak isterim.

Heidegger usta henüz başucuma ilişmemişti.

Ellerim ufaktı ve daha dündü, saçları sarışın rüzgârlarda savrulan Tarkan’ı okuduğumuz. Ben Tarkan olurdum, Vahap da Viking savaşçısı. Ursula en hassas yeriydi çocukluk kalbimizin. Tek gözlü Ciro da, en güçlü yanımız. Gündöndü saplarından mızraklarımız vardı, tencere kapağından da  kalkanlarımız. Hayalimizde çizdiğimiz Atilla’nın savaşçılarıydık biz. Saçlarımızı yana taradığımız zamanlardı. Dünya hızlı bir toptu, ayak altlarımızda devinen…

———–

Odamda en çok burukluğum var, bir de Puşkin’in mahzun bakışı. Ondan sonra ne Tarkan’ı gördü gözlerim, ne de şu kalbimin en sarışın yerini. Gitmeler başlamıştı, aşınmalar da yürekte. Her gitme bir şeyleri daha götürüyordu, isimle Ateş arasına düşmüştüm, başlayan bir şey bir şeyleri daha başlatıyordu, eksilen bir şey bir şeyleri daha eksiltiyordu, gitgide nakıs varlıklara dönmüştük, deli zamanlarımızmış, bilemedim…

Umutlarım diyorum bir de, ne kadarı benimdi, ne kadarı kışkırtılmış, verili. Öğrenecek, ondan sonra her dem ölecektim. Hayallerim mi deseydim, veya bir ablam olsaydı, ya da bir abim, hasret hep olmayana mıdır,

“kadın gibidir aşk, hasret kalır, ben çeker giderim”

Ne yaparsan yap gönlüm, işte  bak tamamlanmıyor ellerim.

Geç yatmalarım geceyi  ertelemek içindi. Geceler de yoktu aslında, upuzun akşamlar vardı, uykuyu kaybettiğim. Bir de hep sabaha karşı gelen ölüm haberim. Ayak seslerini duyurmadan çoğu kez, oysa yapacak çok şeyi olanlardanım. Yıldızlarını söndürmek mesela

molotof misali

elimde patlasa da  ömrüm ne fark eder

şunun şurasında ne kaldı.

Masamda henüz soğumamış bir çay, akşamdan kalma üç beş şiir, ne bileyim, elim ayağım, tenim, bir de. Beni hiç terk etmeyen yasak düşüncelerim. Nerede başlar nerde biterim, baştan sona illegalim, yolunu şaşıran deniz fenerleriyse, bunda anılarımın hiç mi payı yok, tarihim, toplumum, bunlardan mülhem bedenim…

Şimdi Nakkaştepe’deyim. Gidemeyenlerin yasını alamadım yanıma.Yaşama muttasıl gurbetler içre, dünyam bir sürgün yeri, ya da ilk sürgünün bir süreği.

Anam benim ölümümü görecekse ben anamın, tabutlara sığıyorsa çocuklar, babalar ölüyor da silme yetimse artık yaşamlar,

Sesim dağ başlarında bir avuç külse savrulan, sırtı çiğden ıslanmış yorgun  bir çobandan geriye kalan,

Bütün mezarlar tek kişiliktir burada,

ve soğuk,

Sen başka türlüsün caney, isyan başka türlü, öyleyse dünyayı ayağa kaldırmanın vakti geldi demektir.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Sırrın Ağzı / Mehmet Öztunç
Zamana Bir Velvele Salmak İstese de Yüreğim / İsmail Bingöl
Yirmi Beş Issız Gece-4 / Mazlum Civan
Yedinci Yıl Nobel ve Karışık Kafalar / Ay Vakti
Ver Bana Gözlerini Bu Akşam Yolum Irak II* / Şeref Akbaba
Tümünü Göster