Coğrafyayı Vatan Kılan Türküler

48
Görüntüleme

Türküler… İnce yüreklerin zamana saldığı bir velvele, bir feryat, gökyüzünü tutan bir nağme tufanı, bir söz mahşeri… Aşkların, acıların, yüreğe sığmayan mağrur bakışların, narin ve derin anlayışların, görülen, duyulan, hissedilen matemlerin ve sevinçlerin iç içe sarmalanarak söze ve nağmeye dönüşmesi… Haykırışları sonsuzu tutan insanların ruhlarından kopan parçaların uzayıp giden zamanda; adeta sonsuzluğa şerh düşüyormuşcasına yüreklerinden kopup gelen ve dillerinden, seslerinden, nefeslerinden dökülen halk verimleri… Gün gelmiş kavgalarıyla sevdalarını eş ettikleri, gün gelmiş acılarını ince bir gülüşle örttükleri, gün gelmiş vakarlı ve gururlu bir eda ile cihan bağından göçtükleri bir anda, gidişlerinin ardından, kalanların büyük bir sarsılışla, içine biraz can, biraz hicran, biraz sabır kattıkları ve kendilerini teselli etmek için söyledikleri, soyumuzun, kültürümüzün, nereden geldiğimizin ve nereli olduğumuzun izini sürdüğümüz yolun nişaneleri türküler… Türküler… Ah bu türküler…

Zaman bizi acılarla, hoyrat işlerle, kavgalarla, sonu gelmez nefret ve kinlerle, ümitsiz aşklar ve bitimsiz sancılarla sınadığında… Ömrümüzü bir harman gibi rüzgârda savurup, değirmende öğüttüğünde… Çiçeklerin, bahçelerin kokusu ortalığı sarıp, yüreğimize dolduran bir sevinçle göğsümüz kabardığında… Şaşkın, yolunu şaşırmış bir kelebek gibi bir o yana bir bu yana savrulduğumuzda… Nazenin bakışların yaktığı kor bir ateşte ciğerimiz kavrulup, gözlerimiz ağlamaklı olduğunda ve bu şekilde bir hicran sabahında uyandığımızda… Şair Necati Cumalı’nın “Adına Yaktığım Türküler” diyerek, mısralarla övdüğü can yongası, gönül yarası, dağ çiçeği, deniz yosunu, bulut rengi türküler çıkagelir ve sorar:

Ne söyler bu türküler/ Ay karanlık gecelerde yüzen gemiler / Sevilip sevdikten sonra / İnsan böyle yalnız mı kalır / Bahtına hatırlamak mı düşer / (…) Pencerem denize karşıdır / Oturur düşünürüm bazı günler / Seni beni mahzun eden bu haller geçer / Gün gelir herkes gibi ben de ölürüm / Bu aşk yürekten yüreğe yeniler / Bir gün ağızdan ağıza dolaşır / Adına yaktığım türküler

Türkülerle yöre yöre güzel ülkemizin dört bir yanını nağmeler eşliğinde dolaşabilir, sözlerini kendimize eş ederek, şehirlerden, köylerden, dağlardan, ovalardan, vadilerden ve bin bir yağmurdan süzülüp gelmiş nehirlerden geçerek denize ulaşabiliriz. Bu coğrafyada yaşayan ve asırlar öncesinden kopup gelen bu eserlere sahip çıkan herkesin ortak değeri olan türküler yaşadıkça ve yüreklere bin bir duygu eşliğinde kondukça; bu topraklar, bu memleket hep bizimdir ve bizim olarak kalacaktır.

Yıllardır ülkemizde meydana gelen yürek dağlayıcı terör hadiseleri sebebiyle halk olarak büyük bir üzüntü içerisindeyiz. Hemen her gün evlatlarımız, elimizde kalan “son vatan parçası” nın bölünüp parçalanmaması, düşman çizmesi altında kalmaması için kanlarını döküp, canlarını vermektedirler. Ülkemizin huzuru, refahı ve emniyeti için şehit olanları bu vesileyle bir kere daha rahmetle anıyor, gazilerimize acil şifalar diliyorum. Nağmeleri ve sözleriyle, bazen bir millet olduğumuzun sevincini, bilincini, gönencini yaşatan türkülerimiz; bazen de dayanma gücümüze katkı sağlıyor, akıttığımız gözyaşları eşliğinde teselli oluyor bizlere… Ve coğrafyayı vatan kılmanın nişanelerinden biri olan türküler; aynı zamanda bu ülkede yaşayanların ruh hallerinin tercümanı, acıyla dağlanmış yüreklerimizden süzülen hüznün sesi, aidiyet hissimizin, anlaşma, birleşme ve bütünleşme idrakimizin çok önemli bir parçası olacaklardır her zaman…

Onun içindir ki; “Türküler dinlerdik / Başımız göğe değerdi / Görünce bir aşk delisi

Acımız tazelenirdi / Türküler dinlerdik / İçimizde sabahın coşkusu tüterdi / Sürer olurduk yeniden gençlik demlerimizi / Başımızda kavak yelleri eserdi / Türküler dinlerdik / Üstümüzden sevda bulutu geçerdi / Islanırdık doyasıya sevda yağmurlarında / Kalbimiz keman teli gibi titrerdi / Türküler dinlerdik / Umutsuz aşklar yakamızdan tutardı / Geceye vururduk kendimizi / Damarlarımızdaki kan deli deli akardı / Türküler dinlerdik / Çoğalırdı sevdamız habire çoğalırdı / Uzak bir hayal olurdu vuslat / Yolumuzu devler keser, elimizi yoksulluk bağlardı”(İsmail Bingöl, Ay Düşleri, s.57.Ares Yayınları 2009, İstanbul)

Yine onun içindir ki; birileri tarafından unutturulmaya çalışılsa da, Anadolu’nun her tarafı hâlâ türkü diyarıdır ve boy boy, mısra mısra, nağme nağme türküler yükselir her bir yanından… Dağı bir başka söylenir türkülerde, ovası bir başka, vadisi bir başka, meyvesi bir başka, insanı bir başka… Bu sebeple bir güzellikler bütünüdür Anadolu ve hiçbir güç, hiçbir kuvvet ayıramaz, parçalayamaz onu… Zira bu topraklarda yaşayıp, bu coğrafyayı vatan kılma gayretini, inancını ve becerisini gösteren bütün insanlar, asırlara sırtını vermiş koca bir tarihin ortak mirasçısıdırlar. Farklılığın zenginliğiyle bir başka güzeldir, bir başka çekicidir, bir başka hayranlık uyandırıcıdır; göreninde, gezeninde, onu tanımak isteyeninde…

Bazen yaralı bir yüreğe ilaç gibi gelir türküler, bazen bir hançer olup ruha saplanır. Dinleyenine başka, okuyanına başka, yazanına başka şeylerden haber verir, başka zamanları çağrıştırır. Sözü bir başka güzeldir türkülerin, makamı bir başka… Hüznü bir başka güzeldir, coşkusu bir başka…

Millet olmanın ve millet olarak yaşayıp, mekân tutulan toprakları vatan kılmanın en önemli ayrıntısı; ortak bir geçmişin yüzyıllar içerisinde oluşturduğu ortak bir kültürdür. Ve bu ayrıntının en başat, en göze çarpan ve herkesi yüreğinden yakalayan unsurlarından biridir musiki… Millet olma kavramı içerisinde sözünü edebileceğimiz herkesin bir musikisi, ortak değerlerini dile getiren bir ses dünyası mutlaka vardır. Bu oluşumda; sayının, büyüklüğün bir önemi yoktur; önemli olan o kişileri bir ülkü, bir amaç, bir hedef etrafında toplayan bir sembolün, onları sevinçte ve tasada birleştirecek olan bir elementin bütün ruhlarda kendine yer edinebilmiş olmasıdır.

İşte bizim halk müziğimiz bu söylemek istediğimizi çok iyi bir şekilde yerine getirir ve onu seven, onu dinleyenler arasında sınırları çizilmemiş bir coğrafya oluşturur. Onun içindir ki; müziğimizin bilindiği, söylendiği ve anlaşıldığı her yer bizim vatanımızdır. Çünkü bizim dilimizin ve o dille ruhlara üflediğimiz türkülerin yankısı vurur bütün o yüreklerde ve o yüreklerin coşkuyla attığı topraklarda… Bugün başka isimle anılan bir ülkede kalmış olsa da bu kişiler; aramızdaki bu kültür bağı, bu türkü ortaklığı; her daim bizi onlara, onları bize yakınlaştırır ve ortak bir kökten geldiğimizin, ortak bir değerin insanları olduğumuzun bilincini yaşatır, böylelikle aramızdaki mesafeleri kısaltır.

Dolayısıyla biz de çocuklarımıza ve gençlerimize; sadece türkü söylemeyi değil, bir coğrafyanın vatan olarak şekillenirken türkülerin buna olan etkisini de öğretiriz, öğretmeliyiz. Çünkü türkü söylemek ve dinlemek sıradan bir iş değildir. Dilinizle, ses tellerinizle söyleseniz de; bu işin asıl yapıldığı yer, zihin ve yürektir. Yüreğinizi vererek söylemedikten ve zihninizi o türküye yoğunlaştırmadan dinlemedikten sonra; ne türkü dinlemenin bir önemi vardır ve ne de söylemenin…

Ve bilinmelidir ki; herkesin bir türküsü vardır ya da mutlaka olmalıdır. Zira şair Yavuz Bülent Bakiler’in “Anamın Türküleri” adlı şiirinde söylediği gibi; “bayrağımız bile tarifsiz bir türküdür”.

(…)”Yüreğim “ay balam”lı türkülerimle büyür.
Beni sonsuzluğa hep türkülerim götürür.
Gel ey Kırımlı Sinan, atını ufkuma sür.
Sesim Estergon’da yine gümbür gümbürdür.
Benim Bayrağım bile tarifsiz bir türküdür!”

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Savaş ve Savaş / Ay Vakti
Eğitime Dair / Şeref Akbaba
Dolar / Nurullah Genç
Çok ene’l-hak taşıdım / Selami Şimşek
Dışarısı / Hüseyin Akın
Tümünü Göster