Klâsik Şiirimizde Gül-Peygamber İlişkisi

239
Görüntüleme

Dinî-Tasavvufî edebiyatımızda ve klâsik şiirimizde Hz. Peygamber (SAV) ile gül arasında birçok yönden ilişki kurulmuştur. Bunların temelini, çoğunluğu sahih olmayan, Mi’râc’a çıkma esnasında Hz. Peygamber’in terlediğini ve bu terinden kırmızı ve beyaz güllerin oluştuğunu, bunların kokusunu Hz. Peygamber’in terinden aldığını belirten rivayetler oluşturur. Geniş bir inceleme gerektiren Hz. Muhammed-Gül ilgisiyle alakalı beyitlere birkaç örnek verip çoğunlukla diğer peygamberler ile gül arasında nasıl ilişkiler kurulduğu üzerinde duracağız.

1. Hz. Âdem – Hz. Havva

Hz. Âdem semâvî kitaplara göre ilk insan ve ilk peygamberdir. Allah Hz. Âdem’i topraktan, eşi Hz. Havva’yı ise Hz. Âdem’in kürek kemiğinden yaratmıştır.

Aşağıdaki beyitte geçen Levh-i mahfûz, Allah tarafından takdir edilen, olmuş ve olacakların yazılı olduğu manevî levhanın adı olup (Cebecioğlu, 1997: 428) “üzerine yazılan yazıları, silinmekten ve değişikliğe uğramaktan korunmuş düzgün satıh” (Yavuz, 2003, c. 27: 151) demektir. 16. yüzyıl şâirlerinden Gül Baba, yerde ve gökte her ne varsa Allah’ın bunu manevî bir levhaya yazdığını, dolayısıyla ilk insanlar olan Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın aşkının da burada yazılı olduğunu belirtir. O, günümüzde hâlâ kullandığımız “alnımızda yazılı olmak” deyimini çağrıştıracak biçimde, aşkın gül bahçesinin Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın yüzünde yazılı olduğunu söyler. Bugünkü aşk güllerinin kaynağının, o gülzâr olduğunu işaret eder:

Levh-i mahfûz-ı İlâhîdir zemîn ü âsumân
Âdem u Havva yüzünde yazılu gülzâr-ı aşk                                Gül Baba (Dede, 2001: 235)

2. Hz. İbrahim

Hz. İbrahim, Kur‛ân-ı Kerîm’de hayatı hakkında fazlaca bilgi bulunan, M.Ö. XII. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen, Hz/. Muhammed’in (sav): “Atalarımdan bana en çok benzeyen odur” dediği bir peygamberdir. Hz. İbrahim hakkında çeşitli kaynaklarda anlatılan çok fazla kıssa vardır. Fakat biz çalışmamızın kapsamı gereği, bu kıssalardan gül ile ilgili olanlarının beyitlere yansıyanları üzerinde duracağız. Bu beyitlerin geneli, Hz. İbrahim’in Nemrûd tarafından ateşe atılması ve ateşin gül bahçesine dönüşmesi kıssası oluşturmaktadır.

Hz. İbrahim ateşe atıldığı zaman Allah’a teslim olmuş ve “Allah dilediğini yapar” diyerek teslimiyetini ortaya koymuştur. Yunus Emre ve Ümmî Sinan, aşağıdaki beyitlerde bu teslimiyetin aşk ile olduğunu, Allah’ın da Hz. İbrahim’e muhabbeti neticesinde, “kün” emriyle ateşi gül bahçesine döndürdüğünü belirtir:

İbrâhîm’e Nemrûd odın ışkdur gülistân eyleyen
Işkdan çün irdi bir nazar gülzâr oldı nâr olmadı                         Y. Emre, 386/6

Emrine fermândur senün kün fe-kân
Nârı Halîle gülzâr iden sensin                                                    Ümmî Sinan, 123/5

Leskofçalı Gâlib, çağrışımlarla örülü aşağıdaki beytinde Hz. Mûsâ’nın Tûr dağında Allah ile görüştüğü zamana telmihte bulunmuştur. Allah Tûr dağına tecelli etmiş ve dağ dayanamayıp parçalanmıştır. Şâir, hayalini Tûr dağındaki ışık yansıyan mekâna benzetmiştir. Ayrıca beşerî aşktan hareketle İlâhî aşka ulaşan ve Leylâ’yı unutup bütün kaygısı Allah’a ulaşmak olan Mecnûn’a da telmihte bulunarak, kendi kaygısının Halîlullah’ın gül bahçesine ulaşmak olduğunu îma etmiştir:

Hayâlim şû‛lezâr-ı bâğ-ı Tûr olsa n’ola Gâlib
Gülistân-ı Halîlullah’tır endîşe-i Mecnûn                                   L. Gâlib, 96/5

Celîlî, sevgili yerine “halîl” kelimesini kullanarak çağrışımlara kapı açmak istemiştir. Yanmak, od, âzer kelimeleri ile tenasüp oluşturarak Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı vakti zihinlerde canlandırmak ister. Burada ateş anlamına gelen “azer” kelimesi bilerek seçilmiştir. Çünkü Hz. İbrahim’in babası olup putlara tapan kişinin adı da “Azer”dir. Gül bahçesi rahatın, huzurun bulunduğu emin olunan bir yerdir. Ateşin yakıcılığı karşısında gül bahçesi ferahlatıcıdır. Gülşen, mü’mine göre cennetin dünyadaki nümunesidir. Şâirler, şiirin anlamını kuvvetlendirmek için ateşle gül bahçesini tezat oluşturacak biçimde kullanır:

Ey halîlüm ş’ol kadar yandum firâk odına kim
Hâlüme rahm eyleyüp gülşen olur âzer bana                              Celîlî (Şentürk, 2006: 326)

Aşağıdaki beyitte ise Hayâlî, düşmanlarının hasedinden korkmadığını, bilakis zevk duyduğunu söyler. Çünkü Allah, Hz. İbrahim’e yardım etmiş; düşmanı olan Nemrut onu ateşe attığı zaman, o ateşi gül bahçesine çevirmiştir:

Reşk-i a‛dâdan Hayâlî zevk eder kim Zülcelâl
Verdi İbrahime gülşen âteş-i Nemrûddan                                   Hayâlî, 398/5

3. Hz. Yâkup – Hz. Yûsuf

Hz. Yâkup, hakkında Kur‛ân-ı Kerîm’de 15 âyet bulunan, İbrahim peygamberin torunu ve İshak peygamberin oğlu ve Hz.Yusuf’un babasıdır. Kur‛ân-ı Kerîm’de en tafsilatlı anlatılan kıssa Yûsuf Aleyhisselâm’ın kıssasıdır. O “Ahsenü’l-Kasâs” olarak vasıflandırılır. Dîvân şiirinde de adı en çok geçen peygamber Hz. Yûsuf’tur. O’nun başından geçen birçok olay (gördüğü rüyada kendine secde edilmesi, kuyuya atılması, ucuz bir fiyata satılması, zindana düşmesi, rüya yorumlaması, Zelihâ’dan uzak durması, Mısır’a aziz olması vb.) çeşitli vesilelerle şairlerimiz tarafından şiirlerde ustaca işlenmiştir.

Aşağıda örnek olarak verilen beyitlerde Yûsuf peygamberin gömleğinin yırtılması, goncanın açılıp gül olmasına benzetilmiştir. Leskofçalı Gâlib, kendi sînesindeki dağ ve şerhâlar sebebiyle oluşan yaraların kırmızı rengini, gül bahçesine benzetmiş ve o gömleğin kokusunun bu bahçeden kaynaklandığı hayalini kurmuştur:

Ben o Ya‛kûbum gam-ı Yûsuf’la k’etmiş tâ ezel
Bûy-i pîrâhen harîm-i gülsitânımdan zuhûr                               L. Gâlib, 30/6

Zâtî, Hz. Yûsuf’un Zelihâ’nın iftirasıyla zindana girmesine ve rüyaları doğru yorumlaması ile zindandan çıkarılmasına telmihte bulunmuştur. Şâir, goncayı zindandaki birine; goncanın açılmasını sağlayan sabah rüzgârını ise Hz. Yûsuf’u zindandan çıkaran kişiye benzetmiştir. Böylece gül Yûsuf’u, güzellik Mısır’ına (ülkesine) şâh (aziz) olmuştur:

Yûsuf-ı gül çıkdı şâh oldı tarâvet Mısrına
Goncanun açdı seher bâd-ı sabâ zindânını                                  Zâtî, 1598/2

Bâkî, aşağıdaki beytinde Zelihâ’nın, Hz. Yusuf’un gömleğini arkadan yırtmasına telmihte bulunmuştur. O, gülün açılmasını Hz. Yûsuf’un gömleğinin yırtılmasına; gülün açılmasını sağlayan rüzgârı ise Zelihâ’nın hilesine benzetmiştir:

Gülün pîrâhen-i Yûsuf gibi dâmânı çâk olmış
Nesîm-i perde-der kıldı meğer mekr-i Zelîhâyı                          Bâkî, k.15/6

4. Hz. İsâ – Hz. Meryem

Hz. Îsâ, Kur‛ân-ı Kerîm’de 22 yerde kendisi hakkında bilgi olan, İsrâiloğullarına gönderilen son peygamberdir. O, doğuşu başta olmak üzere birçok mucize göstermiş; babasız olarak dünyaya gelmiştir. O, Allah’ın izniyle, Cebrâil’in Meryem’e üflediği rûhtur. Allah, Îsâ Aleyhisselâma, nefesiyle körleri iyileştirme, çamurdan yaptığı kuşları canlandırma ve ölüleri diriltme gibi mucizeler vermiştir (Köksal, 2011, c.2: 303-351; Pala, 2005: 235-236)

Klasik edebiyatımızda daha çok yukarıda değinilen mucizevî yönleriyle kendisinden bahsedilen Hz. Îsâ, genellikle nefesiyle hayat vermesi bakımından şiirlere konu olmuştur. Dîvân şiiri anlayışında sevgilinin dudağı “âb-ı hayât” olarak kabul görür; -tıpkı Hz. Îsâ’nın nefesi gibi- âşıklara hayat bahşeder. Fakat gül-nefes ilişkisinde daha çok Hz. Cebrâil ile Hz. Îsâ’nın ilgisine temas edilir. Cebrâil nasıl nefesiyle Hz. Îsâ’nın vücud kazanmasına vesile olduysa bahar rüzgârları da aynı şekilde gülün ortaya çıkmasına vesile olur.

Aşağıdaki beyitte Nev’î, leff ü neşr sanatıyla beyti kuvvetlendirerek Hz. Meryem’i toprağa, Hz. Îsâ’yı güle benzetmiştir. Bahar rüzgârıyla gülün toprakta açılmasını, Cebrâil’in nefesi vesilesiyle Meryem’den Îsâ’nın doğmasına benzetmiştir:

Cân buldı gül nesîm-i bahâr ile hâkde
Benzetsem anları nola Îsâ vü Meryem                                      Nev’î, 440/4

Fuzûlî’nin, Rüstem Paşa’yı methetmek için yazdığı kasideden alınan beyitte de bâd-Cibrîl, gonca-Meryem, gül-Îsâ benzetmesi ustaca işlenmiştir. Şâir, gül ağacının rüzgârdan goncaya hamile kaldığını söylemiş ve bunu Cebrâil (AS)’ın nefesiyle Hz. Meryem’in hamile kalmasına benzetmiştir:

Bâddan goncelere hâmile oldu gül-bün
Öyle kim Îsî’ye Cibrîl deminden Meryem                                 Fuzûlî, k. 5/24

5. Hz. Mûsâ – Hz. Dâvud

Dâvud Aleyhisselam ise sesinin güzelliği ile bilinen, peygamberlik ile sultanlığı şahsında toplayan, Kudüs’ü fethedip başşehir yapan ilk kişidir. Kur‛ân’da 14 yerde adı geçen Hz. Dâvud’a, nasihat ve İlâhî neşidelerden ibaret olup dinî hüküm içermeyen Zebûr indirilmiştir. Bu yüzden O, Hz. Mûsâ’nın kanunları ile hüküm sürmüştür. O’nun, “mizmâr” adlı çalgı aletini çok güzel çaldığı, gür ve kalın sesiyle Zebûr’u okurken rûhunu teslim edenlerin olduğu bilgisine çeşitli kaynaklarda rastlanmaktadır (Kazancı, 1997: 271-286; Köksal, 2011, c.2: 7-115; Pala, 2005: 108). Kur‛ân-ı Kerîm’de bildirildiğine göre dağlar ve kuşlar Hz. Dâvud’un hizmetine verilmiştir ve ayrıca O, demiri eliyle yumuşatma mucizesine de sahiptir (Kur‛ân-ı Kerîm, 21/79, 38/18-19). Hz. Dâvud’un vefatından sonra yerine oğlu Hz. Süleyman geçmiştir.

Allah her peygamberine peygamberliğinin ispatı için birer mucize vermiştir. Hz. Mûsâ’nın döneminde sihir ön planda olduğu için ona da sihre benzer bir mucize verilmiştir. Kur‛ân-ı Kerîm’in birçok âyetinde Hz. Mûsâ’nın gösterdiği mucizelerden bahsedilmiştir. “Beyaz el” anlamına gelen “Yed-i Beyzâ” da Hz. Mûsâ’nın bir mucizesidir. O, elini göğsüne sokup çıkarınca eli bembeyaz bir hal alır (Kur‛ân-ı Kerîm, 7/108).

Aşağıdaki beyitte Hayâlî “kendinden geçmiş bülbüllerin Hz. Dâvud gibi güzel sesiyle ortalığı inlettikçe, gülün de Hz. Mûsâ gibi beyaz olan elini sunduğunu” söylemiştir. Burada hem Dâvud Aleyhisselamın kuşlarla olan ilişkisine, hem sesinin güzelliğine, hem Hz. Mûsâ’nın mucizesine hem de beyaz renkli güllerin varlığına telmihte bulunulmuştur:

Çekdi âvâze-i Dâvûdunu her bülbül-i mest
Yed-i Beyzâsını arz eyledi gül Mûsâ-vâr                                    Hayâlî, k. 2/4

6. Hz. Süleyman

Süleyman Aleyhisselam, Hz. Davûd’un oğlu olan, on iki yaşında iken babası yerine tahta çıkan, Kur‛ân-ı Kerîm’de kendisinden 53 âyet ile bahsedilen hükümdâr bir peygamberdir. İsm-i âzam yazılı yüzüğü sayesinde cinlere ve rüzgâra söz geçirme, hayvanlarla konuşabilme gibi mu‛cizelere sahiptir. Hz. Süleyman’ın kuşu olan Hüdhüd, uzak mesafeleri görme ve havadan yerin altındaki suyu tespit edebilme özelliklerine sahiptir (Köksal, 2011, c.2: 205-225; Onay, 2009: 426; Pala, 2005: 411-412).

Süleyman Aleyhisselam Dîvân şiirinde daha çok yüzük, karınca, Hüdhüd ve Belkıs’la birlikte anılır. Aşağıdaki beyitte Şeyhülislâm Yahyâ, gülü hükümdâr bir peygamber olan Hz. Süleyman’a benzetmiş, gülün çiçeklerin sultânı/hükümdârı olma vasfına değinmiştir. Gül, gül bahçesinin sultânıdır ve bî-çâre bülbülün dikenden çektiği sıkıntıları dinlemek için dîvân kurmuştur:

Dinledür bî-çâre bülbül hârdan feryâdını
Mülk-i gülşende Süleyman-ı gülün dîvânı var                             Ş. Yahyâ, 48/4

Sabûhî Şeyh Ahmed Dede, Hz. Süleyman’ın birçok kıssasına telmihte bulunan aşağıdaki beytinde, goncayı Süleyman Aleyhisselamın, üzerinde ism-i âzam yazılı yüzüğüne benzetmiştir:

Semen Belkıs u âb âyîne sünbül zülf-i anber-bû
Sabâ Hüdhüd çemen mülk-i Süleyman gonca hâtemdir               Sabûhî, 29/5

7. Hz. Zekeriyyâ

Zekeriyyâ Aleyhisselam Hz. Yâkup’un soyundan olup İsrâiloğullarına son gönderilen peygamber olan Hz. İsâ’dan bir önceki peygamberdir. Hz. Meryem’in teyzesi ile evli olduğu için, onun velayetini üstlenmiş, marangozluk yaparak geçinen bir peygamberdir. O, Hz. Allah’a dua ederek kendisine bir çocuk vermesini dilemiş, Allah da 98 yaşında olan Zekeriyyâ Aleyhisselamın hanımına Hz. Yahyâ’yı nasip etmiştir. Hz. Yahyâ, Hz. İsâ’dan altı ay büyüktür (MEB, Dînî Terimler Sözlüğü, 2009: 398).

İsrâiloğulları kendilerine gönderilen peygamberleri yalanlıyor, kimilerini de öldürüyorlardı. En sonunda Zekeriyyâ ve Yahyâ Aleyhisselamları da şehit ettiler. Lanetlenmiş topluluk Hz. Zekeriyyâ’ya “Hz. Meryem’i Zekeriyyâ’dan başkası hamile bırakmış olamaz, onun yanına hep o girer dururdu” diyerek iftira atmışlar ve bu iftiraya binaen Hz. Zekeriyyâ’yı şehit etmişlerdir (Köksal, 2011, c.2: 298)

Rivâyete göre Zekeriyyâ Aleyhisselam kendisini öldürmek isteyenlerden kaçıp Beyt-i Mukaddes’te bir kavak ağacının içine gizlenmiş ancak eteği dışta kalmıştır. Şeytan da bunu Yahudilere göstermiş, onlar da kavak ağacıyla birlikte Hz. Zekeriyyâ’yı testereyle kesmişlerdir (Onay, 2009: 484; Pala, 2005: 490).

Aşağıdaki beyitte Sâbit, yukarıdaki kıssaya telmihte bulunmuştur. Zekeriyyâ Aleyhisselamın testere ile kesilmesi gibi, inleyen bülbül için de her bir gül yaprağının bir testere olduğunu söylemiştir:

Şehâdet-i Zekeriyyâ-yı bülbül-i zâra
Gülün bu bâğda her berg-i sebzi desteredür                                 Sâbit, 75/2

8. Hz. Muhammed (sav)

Klâsik şiirimizde gülün Hz. Peygamber’i remzen kullanılmasına daha çok kaside, na’t ve hilyelerde rastlanmaktadır. Gazellerde ise beşerî aşk, tabiat vb. konular ön planda olduğu için Gül-Hz. Peygamber ilişkisi daha az işlenmiştir.

Dîvân şiirinin temellerinin atılmaya başlandığı dönemlerde gazellere benzeyen, daha çok tasavvuf içerikli şiirler yazan Yunus Emre, kimi beyitlerinde “gülü anlatmak için” bu dünyaya geldiğini söylemiş, bazılarında ise Hz. Muhammed’in mübarek terinden güllerin meydana geldiğini belirtmiştir:

Ne hâldeyüm ne bilem duzakdayum ne gülem
Bir garîbçe bülbülem ötmeğe güle geldüm                                  Y. Emre, 196/7

Gül Muhammed deridür bülbül anun yâridür
Ol gülile ezelî cihâna bile geldüm                                              Y. Emre, 196/8

Gül ve Hz. Peygamber kelimeleri bir araya geldiği zaman akla ilk gelen beyitlerden biri şüphesiz Fuzûlî’nin Su Kasidesi’nden olacaktır. Fuzûlî, aşağıdaki beyitte “bağbânın gül bahçesini, bakmak için uğraşmayıp suya vermesinin gerektiğini çünkü bin tane gül bahçesine baksa bile bir daha Hz. Peygamber’in yüzü gibi gül açılmayacağını” söylemiştir. Aslında Fuzûlî, bağbân ile Allah’ı, gülzâr ile dünyayı sembolize ederek Hz. Peygamber’in ölümünden sonra bu dünyanın bir ehemmiyetinin kalmayacağını, artık kıyametin kopmasının gerektiğini işaret eder:

Suya versin bağ-ban gülzârı zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzâre su                           Fuzûlî, k. 3/5

Nev‛î ise, yazdığı bir beytinde, Ka’be’yi gül bahçesine; siyah bulutları Ka’be’nin örtüsüne; şimşeğe benzettiği gülü de Hz. Peygamber’in nuruna benzeterek mürekkep teşbihe latif bir örnek oluşturmuştur:

Gülsitân Beytü’l-haremdür perdesi ebr-i siyâh
Berk urur gül sanki nûr-ı Mustafâ her gûşeden                           Nev‛î, 333/2

Ta‛cizâde Ca’fer Çelebi, gülün Hz. Peygamber’in nişanı olduğunu şöyle belirtir:

Verd-i ra‛nâ Ahmed-i muhtardan haber virüb nişân
Râyet-i sebz olup üstinde turur serv-i çemen                             T. Ca’fer Çelebi, k. 11/8

Peygamberlik makamı bir gülbahçesi, Hz. Peygamber ise o bahçenin en güzel gülüdür. Bunu “gül-i gülzâr-ı nübüvvet” tamlamasıyla ifade eden I. Ahmed, aşağıdaki murabbasında gül ve peygamber sevgisinin zihinlerde nasıl yer ettiğini gösteren güzel bir örnek sunmuştur:

N’ola tâcum gibi başumda götürsem dâim
Kadem-i nakşını ol hazret-i şâh-ı rusülün
Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sâhibidür
Ahmedâ turma yüzün sür kademine o gülün                              Bahtî

Osmanzâde Tâib’in, aşağıdaki beyitte geçen “günahsızlık zemîninin gülü” tamlaması ile sevgilinin günahsız olduğunu, dolayısıyla “ismet” sıfatına mazhar olan peygamberleri ifade ettiği anlaşılır. Hz. Peygamber’in tebliğinin hala taze ve canlılığını koruyor olması ile gülün tazeliği arasında bağlantı kurmak da mümkündür. Yine güle hasret duyulması ile Hz. Peygamber’e duyulan özlemin ifade edildiği söylenebilir:

Bülbül-i aşkumla hep meşk-i enînüm tâzedür
Dâhi ol nev-res gül-i ‘ismet-zemînüm tâzedür                           Osmanzâde Tâib, 41/1

Bâğ-ı sînem eşk-i şebnem rîze kim sîr-âb ider
Lâle-i mihnet gül-i hasret-resînüm tâzedür                                Osmanzâde Tâib, 41/2

Sonuç olarak, kısıtlı sayfalarda ele alabildiğimiz deryadan bir katre olan bu inceleme göstermektedir ki, klâsik şiirimizde gülün Hz. Muhammed’i (sav) temsil etmesinin yanı sıra gül ile diğer peygamberler arasında da çeşitli vesilelerle ilişkiler kurulmuştur.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Savaş ve Savaş / Ay Vakti
Eğitime Dair / Şeref Akbaba
Dolar / Nurullah Genç
Çok ene’l-hak taşıdım / Selami Şimşek
Dışarısı / Hüseyin Akın
Tümünü Göster