Güz Güzelliktir

119
Görüntüleme

Kurgusal bağlamda iyi metin yazabilmek edebi anlamda bir manada güzel yalan söyleyebilmek olduğundan mıdır bilmem hiçbir zaman iyi bir öykücü ya da şair olamadım olacağımı da sanmam. Bu yüzden deneme diyemem ama en azından nesirlerim duygularım paralelinde hep şiirimsi metinler olmaktan öte geçmedi. Ama tek sermayem duyuşlarımdı. Daha felsefi tarzda ifade etmek gerekirse bu “duygulanımların” her insanda mevsimsel bir etkiye sahip olduğunu söylemek bilmem peşin hükümlülük olur mu? Gündemimizin ortasında gül yüzlü yavruların kaderinin ama terör ama tacizci ama sapık ama tüccarları hükmünde olan ya da o kadercikler pervasızca bu gulyabani ellerine bırakılan böyle ağır bir gündemde çiçekten böcekten bahsedilmez diyerek eyyamcılık yapmak bir edebiyat dergisinin süreklilik perspektifine pek muvafık düşmez. Gel gör ki yaza ve bahara dair umutları sarsılanlar, nisanda gülü solup Ağustos’ta titreyen ruhlara dair bir şerh düşmedir bu bizimkisi….

Yukarıda da arz ettiğim gibi İnsan hayatı ilerledikçe, mevsimler de o hayatın izlerinden yazılmış bir şiire dönüşüyor adeta. Sonbaharın hüznü, baharın sevinci sembolize ettiği klişe söylemler romanlar ve masal kitaplarında duradursun, mevsimlerin bu duygularla ilişkisi bireyin dünyasına göre değişiklik arz ediyor. Bu bağlamda nisan benim için kayıpların başladığı, beklentilerin tersine döndüğü, ruh ve bedenimde hummalar yaratan yaz mevsiminin habercisi olması itibariyle kalbimin kaygıyla atmaya başladığı ilkbaharın en kötü ayı olmakla birlikte yaz, her zaman dünyadaki cehennem ve o cehennemin tarifsiz telaşı gibidir. Böyle hallerde Alplerin serinliğine teşne olurum. Yahut bir sonbahar rüzgarının kulağıma fısıldayacağı müjdeler dolu ezgilerle gönül telime dokunacağı günün huşyarlığı ile işte şimdi yeniden diyerek dizime gelecek ferin gözümden döküleceği günü beklerim. Öyle demez mi Yunus:

Her dem yeni doğarız

Bizden kim usanası

Öyle de eğer sonbahar son olsaydı, hiç çocuklar o mevsimde dünyaya göz açar, yapraklar cezbeye gelip sarara sarara kendilerini telaşla yere vururlar mıydı? Öyle olmasa bu telaşlı helecan nasıl dirilmemek üzere bir ölümle izah edilirdi? Sonbahar sadece ayrılıkla, tükenmekle izah edilen bir “son”un tarifi olsaydı üstad Haşim:

Bir taraf bahçe, bir tarafta dere

Gel uzan sevgilim benimle yere

Suyu yakuta döndüren bu hazan

Bizi gark eyliyor düşüncelere.

Bu nasıl bir “hazan” ki suyu yakut kıymetine yükseltirken, şairin düşünce dünyasını yeşertebiliyor. Bu misalleri hislerimde yalnız olmadığımı belirtmek için yazdım.

Zira her lerzeye gelişimde bir kuru dalın özündeki yaşlığa tutunduğum, yazın cehennemde yanma süresini tamamlamış olarak telafi için yeniden derlenip toparlanmanın ikrarını solukladığım, bahardan başlayıp ağustosta tamama eren her “sevmek beklediğim nazarın” dünyevi tokadıyla sarsılırken, kutsiyetini gözlerinde toplamış bir nazendenin gelişiyle yanıma gelen canın, badı sabasıyla dirildiğim mevsimdir sonbahar…

Sonbahar sadece his değil düşünce itibariyle de görmek istemediğimiz acı hakikatleri ve acı yüzleri görüp onları sindirerek onlara rağmen yaşamayı, dik durmayı, diri durmayı, vakarlı durmayı bize aklen kabul ettiren bir öğretmendir. Dün, tutulduğumu sanıp peşi sıra gittiklerim, mürşid bilip “uğru sıra” iz sürdüklerim, değişir deyip, değiştirme adına kendimi tükettiklerim, neredeler? İşte bu sayede bunlar, bugün yalancı ve aldatıcı suretleriyle değil siretleri ile hayat romanımın sayfalarında yahut hatıra defterimin öykü çekmecesinde, ya hırslı ve saf çıkarcı bir kahraman, ya aciz yahut acuze birkaç aklı evvel olarak yerlerini almadılar mı? Bu hali en güzel Nazım Hikmet’in şu satırları özetler:

çiçekli badem ağaçlarını unut.

değmez,

bu bahiste

geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.

ıslak saçlarını güneşte kurut

olgun meyvelerin baygınlığıyla parıldasın

nemli, ağır kızıltılar…

sevgilim, sevgilim,

mevsim

sonbahar…

Kim bilir geri gelmesi ya da hiç gelmemiş olup gelmeyenler belki gelememeli gerektiği için gelmemeliydiler ve gelmediler. Düştükleri zilletler bize hazanın en ibretlik dersi değil miydi?

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi:

Durgun havuzları işlesin bırak

Yaprakların güneş ve ölüm rengi,

Sen kalbini dinle, ufkuna bak.

Düşünme mevsimi inleten rengi

Elemdir mest etsin ruhunu

Eser rüzgarların durgun ahengi.

Yan yana sessizce mevsimle keder

Hicrana aldanmış kalbimde gezin

Esen rüzgarlara sen kendini ver.

Ver ki anlayasın sonbaharın ya da güzün güzelliğini…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Savaş ve Savaş / Ay Vakti
Eğitime Dair / Şeref Akbaba
Dolar / Nurullah Genç
Çok ene’l-hak taşıdım / Selami Şimşek
Dışarısı / Hüseyin Akın
Tümünü Göster