Tırmık

65
Görüntüleme

Bir tane daha alacaklarmış; kabul etmedim tabi. Tafrayı bir görsen… Asabî asabî oturup kalkmalar… Kapılar sert sert vuruluyor. Suratları zaten asık… Biliyorlar aslında, eskiden beri korkarım kedilerden. Bakışları korkutuyor beni. Alışamıyorum işte, zorla mı? Kaplumbağaya alışmıştım; ama o kedi gibi değildi ki. Onunla bile macera yaşadık ya neyse… Bizimkine sorsan bütün suç bende. Gūyâ hayvanları sevmiyormuşum, onlarınki sevmekse öyle sevmiyorum ama haksız mıyım? Gece kalktım, söylemesi ayıptır yatmadan da kavurma yemişim; dilim damağım kupkuru. El yordamıyla mutfağa vardım. Gözüm de açılmıyor ki uyku semesi. Bizim tombul sürahi var ya masanın üzerinde, bilirsin. İlk bardağı doldurduğum gibi diktim; fakat doyamadım bir tane daha doldurdum, daha gözlerim kapalı. Tam son yudumu aldım, o anda tıkırdamaz mı bardağın içinde. Benim gözler ardına kadar açıldı; fakat o da bana bakıyor. Kafayı toplayamadım, donup kalmışım. Aslında ne olduğunu da anlayamadım ya, ondan şaşkınlığım. Marul desen marul değil, ot desen ot değil. Böyle şaşı şaşı bakıyor burnumun ucunda ıspanak yeşili… Sonra korkudan bardağı fırlattım, ne bileyim. Sese uyanmış bizim hanım: “Hayvanın ödünü koparmışsın.” demez mi? Hanıma sorsan onu da Allah yaratmış, ne zararı varmış. Yaratmış ama sor bakayım niye yaratmış. Sana oyuncak olsun diye mi yaratmış? Git uzaktan sev, belgeselini falan izle ne bileyim. Ama taa dünyanın öbür ucunda hayvanı tutup burada fanusun içine sokmanın âlemi ne? Hayvanın tabiatına ters bir kere… Sonra da neymiş efendim, hayvan sevgisiymiş peh! Sabah öğrendim, meğer Ahmet suyunu değiştireyim derken sürahiye atmış; sonra da işi çıkmış çocuğun, unutmuş gitmiş. Sanki evde kap yok, sürahiye kalana kadar! Hala aklımdan çıkmıyor yeşil yeşil. O kış rahmetli oldu; soğuğa gelemedi demek ki. Dedim ya abi, tabiatına ters hayvanın. Okyanus nere, Sivas nere?

Balıkları da telef etmişlerdi zaten. Onların da faili ufaklık… Hafta sonu kayın valideye gitmiştik; dönünce baktım suları soğuk. “Oğlum şunun içine biraz sıcak su koyun.” dedim. Lafı tersinden anlayacak ya, sen kalk fanusu ocağın üstüne koy, sonra da odasına bilgisayar başına… İçeri bir girdim, “Bu ne ki?” diye düşünüyorum. Bulaşık suyu desem değil. Çay suyu hiç değil. Başına vardım ki ne göreyim, bizim zavallı Japonlar hokur hokur kaynıyor. Biri zaten çatlayıp öldüydü, yemini çok vermişler. Öbürü de soğuktan donmuş. Bunları da haşlayıverdik. Ne hayvan sevgisi ama! Yazık oldu yazık…

En son da bizim Tırmık. Asıl macera onda zaten. Dedim ya tırsarım diye, bildikleri halde alıp gelmişler güya bir hafta kalacakmış. “Nereden buldunuz?” dedim. Dayılarından almışlar. Köpek olsa kapıdan sokmam, kediden de tırsarım zaten. Ama bakışlarına aldandık işte. Öyle bakıyor ki, gel de acıma. İçeri pislemezmiş, kendini temizlermiş falan. İyi, bir hafta kalsın bari dedim. Ama merdiven altında! Şimdi bu geldi ya, bizim mutfak yol oldu. Dolapta ne buldularsa Tırmık hanımın önüne… Etlisinden butlusuna, sütlüsünden tatlısına… Yer mi yemez mi soran yok. Tatildeki açık büfe vardı ya o küçük kalır. Sen gel bizim merdiven altını gör. Çok geçmedi zaten, üç güne koku bastı merdivenleri. Mideyi bozmuş hayvancağız. Aslında kiracıya eziyet oldu, adamın burnunun dibi ama ses edemiyo;, mazlum bir tip. Sonunda ben çıkıştım “Böyle olmaz çıkarın şunu tavan arasına, hem fare tutar da belki hayrı olur” dedim. Ne hayrı olacak? O gece bizim çanak çekmez oldu, rüzgâr yok bir şey yok, tam da devre arası. Feneri aldım çıktım; ama içim hiç rahat değil. Tırsıyorum işte ne bileyim. Korktuğum da başıma geldi zaten. Baktım santralin ışığı yanmıyor hemen anladım; kablosuyla oynarken fişi çekmiş hayvan. Ben ona bakınırken bir şey bacağıma sürtünmez mi? Allah’ım! Nasıl bağırdım, ne dedim hiç bilmiyorum; komşu bile çizgili pijamayla çıkıp gelmiş. Zıplayınca kafayı da yarmışız, üç dikişlik. Ama düştüm mü, çarptım mı hiç aklımda değil. Tavan arasından da çıkarttık, artık balkonda yaşayacak. Hiç damdan düşen kedi gördün mü sen? Bizimki düştü işte. Saf gibiydi zaten, dengesizdi hayvan. Ben böyle camdan bakıyorum bu önce korkuluklara çıktı. Oradan su oluğuna zıpladı. Ben hala bakıyorum. Su oluğuna çıkarken bir iki patinaj yaptı ama, sonunda becerdi; ben tam perdeyi örtüp içeri gireceğim “Mavv” diye acı bir ses gelmez mi? Üçüncü kattan doğruca kiracının arabasının tepesine… Arabanın tavanı karpuz kadar göçmüş, kedide bir şey yok. Yok dedikse kırığı çıkığı yok, ama depresyona girdi ondan sonra. Kendini yerine koy abi, araba altında falan kalsan bir derece mâkūl ama damdan düşüyorsun, ne derler adama? Ondan sonra da eve girdi zaten. Bu anlattıklarımda bir haftalık iş değil ha! Ailenin ferdi oldu artık, yollatmadılar ki. Eve girdi ama, bu defa da benim huzurum kaçtı. Gece tuvalete kalkıyorum karanlıkta iki çakmak göz in midir, cin midir? Sonra tam yatacağım yorganın altına girmiş benden önce, gel de tırsma. Ama çocuklar mutlu. Bir ara baktım kedi bir garip, aksırıyor tıksırıyor falan. Sonra anladım meseleyi. Bizimkiler giriyorlarmış banyoya kapı da kilitli. Bakıyorum kedi de ortalarda yok. Her gün böyle sokuyorlarmış içeri, şofbenin telefonu da ellerinde. Şampuanı basıp mıncık mıncık çitiliyorlarmış garibanı. Ördek olsa dayanmaz. Çok yaşamadı ondan sonra. Ama çocuklara söylemedim, bir kutuya koyup bahçeye gömdüm gizlice. Kaçtı sanıyorlar, varsın öyle bilsinler. Kaldıramaz çocuk yüreği.

Ya işte arkadaşım, onları yaratan nasıl bakacağını ne kadar da iyi biliyormuş meğer. Hepsinin yediği ayrı hastalığı ayrı. Kimi sıcak sever; kimi soğuk ister. Hiç şaşırıyor mu, yanlış yapıyor mu bak… Hem de kaç bin çeşit. Hepsine ne de güzel bakıp besliyor. Bizde tek çekirdek beynimizle güyâ hayvan bakacağız. Telef ettik garibanları. Asıl sahipleri ne de güzel bakıyordu hâlbuki…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Savaş ve Savaş / Ay Vakti
Eğitime Dair / Şeref Akbaba
Dolar / Nurullah Genç
Çok ene’l-hak taşıdım / Selami Şimşek
Dışarısı / Hüseyin Akın
Tümünü Göster