Şükür

41
Görüntüleme

“Senden başka kimse gidemez oraya!” dedi biri. Başka biri “ Göğe uzanan ışıkların kaynağını ancak sen bulabilirsin!” diye ünledi. “Sesler çekilmez oluyor ve her gün biraz daha yaklaşıyor!” diye bağırdı uzaktan öteki. “Pis kokular geliyor burnumuza!” dedi en yaşlı olanları.

Daha fazla duramazdı. Kendisinden beklenileni yapmalıydı. Uçsuz bucaksız ormanın tehlikelerle dolu derinliklerine doğru emin adımlarla ilerlemeye başladı. Başı dikti, onurlu ve gururluydu. Ağaçların arasından süzülerek yapraklarda hoş bir parlaklık bırakan ay, ona eşlik ediyor ve yolunu aydınlatıyordu. Ve hatta günün ilk ışıklarına kadar da onu yalnız bırakmayacaktı. Çok sayıda bitki ve hayvan türü vardı burada. Herkes ve her şey derin uykulara dalmıştı, o ise her zaman olduğu gibi yine ayaktaydı. Alışmıştı bu hâl üzere yaşamaya. Birkaç saatlik uyku ve dinlenmeyle yetiniyor, sürekli bir yerlere koşturuyordu.

Yaşlı bir aslandı o. Hâlâ dinçti ama. Buralar ondan sorulurdu. Kimse yan gözle bakmaya cesaret edemezdi ona. Kötüler ve kötülükle olan mücadelesinden asla taviz vermemişti yıllarca. Karşısına her kim çıktıysa hüsrana uğramış, bu vesileyle namı bütün bölgeye yayılmıştı.

Kısa zaman içerisinde güzel işlere vesile olmuş, kendine duyulan güveni boşa çıkarmamıştı. Geride bıraktığı hoş anıların hatırası hâlâ zihnindeydi ve taptazeydi. Gece gündüz demeden uğraşmış, didinmişti. Bu gayretli çalışmaları neticesinde hedefine ulaşmıştı. Civardaki ormanlar, dağlar, ovalar, yaylalar, dereler, göller hep onunla güven içindeydi. Onun haberi olmadan yaprak kımıldamazdı. Bulunduğu bölgede kısa sürede güven tesis etmiş, sığınılacak liman olmuştu. Herkes onu hayırla yâd ediyor, dualarını başına onun adını koyuyordu. Tarif edilmez bir sevgiydi ona duyulan. Hâlden anlıyor, düşenin elinden tutuyordu. Onun sayesinde huzur beldesi adıyla anılır olmuştu o bölgeler.

Gelecek güzel günlerin hayali onu her zaman diri tutuyordu. Biliyordu ki yarın bugünden daha iyi olacaktı. İyiliğin, adaletin, kardeşliğin hüküm süreceği günler çok yakındı. Sadece biraz daha çalışması ve sabretmesi gerekiyordu. Son zamanlarda canını sıkan birkaç hadise olmuştu. Farkında olmadığını sanıyorlardı, ama o arkasından kazılmaya çalışılan kuyunun da kuyuyu kazanların da farkındaydı. Dönüşte onların icabına bakacaktı.

Ormanın ortalarından geçen derenin kenarında durdu, suyun sesiyle zihnini dinlendirdi bir süre. Yoluna devam etti sonra. Zirveye çıkmasına az kalmıştı. Hep merak edip duruyordu burasını. Daha önce hiç çıkmamıştı buraya kadar. Fırsatı olmamıştı aslında. Ama bu sefer kararlıydı. Oraya çıkacak ve merakını giderecekti.

Yolculuğu sırasında yanına çok güvendiği arkadaşlarından da almıştı. Akarsular geçti, tepeler aştılar. Yol uzadıkça endişesi nedendir bilinmez arttı. Hiç bu kadar uzun süre ayrı kalmamıştı topraklarından. Gerçi genç bir aslana emanet etmişti geride kalanları, ama yine de ne olur ne olmazdı. Elini çabuk tutmalı, bir an önce ulaşmalıydı zirveye. Sonra dönmeliydi hemen.

Biraz istirahatin ardından hareketlenmişlerdi ki hiç beklemedikleri bir şey oldu. Çakalların ve yılanların saldırısına uğradılar. Etrafları kuşatılmıştı. Bunlara güzergâhlarını kim verdi bilemedi. Hâlbuki bu yolculuğun istikameti sır gibiydi. Büyük bir arbede yaşandı. Çakallar ve yılanlar gerekli dersi aldı bir süre sonra. Her biri ayrı bir tarafa kaçıştı. Yılanlardan bir tanesini yakalamayı başarmışlardı. Hemen öttü. İçerdeki hainleri söyledi. Yaşlı aslan geri dönüp baktı, ama işbirlikçi tilki ve birkaç arkadaşı dünden ortalıktan kaybolmuşlardı.

“Ya Sabır!” deyip yola devam ettiler. Birkaç saat sonra zirveye ulaştığında daha önce hiç görmediği bir manzara ile karşılaştı. Gökyüzüne doğru uzanan ışıkları ve devasa binalarıyla şehri gördü. Gözü bir süre kamaştı bu dehşetli görüntü karşısında. Daha iyi görebilmek için sabaha kadar beklemeye karar verdi. Şehri bakışlarının arasına alıp bir kayanın dibine uzandı. Arkadaşları da etrafına toplandı. Başını ön ayaklarının arasına alıp gözlerini yumdu. Bir gözü daima açıktı.

Gecenin ilerleyen saatlerinde uyuyor olabileceğini düşünüp bunu fırsata çevirmek isteyenlerin saldırısına uğradı bu sefer. Bunlar yanında taşıdığı dost bildikleriydi. Ne ki sadece kendilerine zarar verdiler. Yaşlı aslan saldırıyı fark eder etmez gereğini yaptı. Kenardan talimat verenler tehlikeyi sezince bir bir kaçtılar. En büyük zararı saldıranlar gördü. Her gecenin bir sabahı vardı ve o da oldu.

Sabahın ilk ışıklarıyla kalktığında şehri bütün detaylarıyla görebiliyordu artık. Kalabalık, kargaşa, gürültü, binalar, araçlar, fabrikalardan çıkan dumanlar, pis kokular… Bunlar uzaktan seçebildikleriydi. Asıl tehlikeyi hemen dağın eteğindeki kamyonlar hareketlenince fark etti. İş makinaları ormanın içinde kazı çalışması yapıyordu. Şehirden dağın eteğine kadar yol açılmıştı. Bu yolun kendi bölgesinden de geçeceği fikriyle ürperdi. Yurtlarını terk edip daha güvenli yerler bulmak zorunda kalabilirlerdi. Geçmişini bırakıp karanlık bir geleceğe adım atmaktı bu. Bu durum büyük bir zulüm ve hatta ölümdü. Allah esirgesindi.

Tehlikenin bu kadar yakında olabileceğini hiç tahmin etmemişti. Bir an önce ayrılmalıydı buradan. Arkadaşlarına toparlanmaları talimatı verdi. Dağın yamacına hâkim bir noktaya birkaç nöbetçi bırakıp geldikleri yollardan hızla geri döndüler. Yukarıdan aşağıya doğru inmeleri daha kolay olmuştu. Aşağıya inince kendisini merakla bekleyenlere gördüklerini tek tek anlattı.

Pek çoğu korktu duyduklarından. “En kısa sürede buraları terk etmeliyiz!” diye söylendi bazıları. Böyle giderse şehrin ve şehirlinin kurbanı olabileceklerini dile getirdi kimisi. Yaşlı aslan, dostlarıyla göz göze geldikten sonra “Hiçbir yere gitmiyoruz!” dedi ve ekledi “Biz buraları en ufak bir tehlikede kaçmak için yurt edinmedik.”

Sonraki günlerde yolun güzergâhıyla ilgili keşif yapmak üzere pek çok kere görevliler geldi huzur beldesine. Her baktıkları yerde yaşlı aslan ve arkadaşlarıyla karşılaştılar. Aslanlar, kurtlar, tavşanlar, kargalar, serçeler, kartallar, baykuşlar, kanaryalar, muhabbet kuşları, sakalar, karıncalar, sincaplar, kaplumbağalar… Hep bir arada ve kardeşçe yaşıyorlardı. Onların bakışlarındaki dostluğa şahit oldular. Onları bir arada tutanın ne olduğunu bilemediler. Sadece şaştılar bu duruma.

Arkalarına bile bakmadan kaçıp yerlerini yurtlarını terk eden yılanlar, tilkiler, çakallar dağın arka yamacındaki kazı çalışmalarının akıbetinden haberdar olamadılar. Sıkıntılı günlerin ardından dağın zirvesinden dönen nöbetçiler beklenen haberi verdiler. Huzur beldesinde oluşan bu güzelliği bozmak istemeyen mühendisler yolun güzergâhı değiştirmişlerdi. Olmayacak şey olmuştu işte.

Hakikat peşinde koşunca yorulmak ne mümkündü. Niyetler halis olduktan sonra her şey yoluna girerdi. Şüphesizdi. Biraz sabırdı. Ne ki Allah da çalışana karşılığını mutlaka verirdi. Bazen de hayır görülende şer, şer görülende hayır olurdu. Ve sınanmak icap ederdi ara sıra. İlahi nizam şaşmazdı. Allah ne diyorsa oydu. Su akar yolunu bulurdu. Bu böyleydi. Şükürdü.

Yaşlı aslan, ağaç yapraklarının hoş sesler çıkardığı bir haziran sabahında şırıl şırıl suyu akan çeşmenin bulunduğu meydanda toplanan kalabalığa, “Kaçanlar zaten gitmesi gerekenlerdi!” diye seslendi ve ekledi, “İnandık ve başardık! Şükür olsun!” Bir süre etrafına bakındı. Herkeste güzel bir iş başarmış olmanın verdiği tatlı bir huzur vardı. Gözlerinin içi güldü.

Kütüphane memurluğundan emekli Mehmet Arif Efendi kitabı kapattı, titreyen elleriyle gözlüğünü çıkardı. “Devam! Devam!” diye hep bir ağızdan bağırmaya başladı etrafındaki neşeli çocuklar.

Durmak olmazdı. Devamdı.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

15 Temmuz / Seçime Dair / Fuat Sezgin / Ay Vakti
Bir Var Kalbinde Ateş / Nurettin Durman
Dünya Dediğin / Adem Turan
Uyan Ey Kalbim / Nurullah Genç
Bağışla Bizi Çocuk… / Özcan Ünlü
Tümünü Göster