onüçüncü ay IX

205
Görüntüleme

Serap Mehmet’in telefonunu kapattıktan sonra; hızlı adımlarla otoparka yöneldi. Arabasına biner binmez, radyoyu açtı. Yorgundu, endişeliydi, acıkmıştı. İç dünyasında ve dış dünyasında gelişen olayları paylaşarak hafifletmek istiyordu. Ağır bir yük taşıyormuş da omuzları çökmüş gibi hissetti. Fark edilir bir gayretle omuzlarını geriye alıp, koltuğunda dimdik oturdu. Başındaki sinsi ağrıya rağmen radyonun sesini biraz da yükseltti. Bir şarkı tuttu, “Selimden olsun” diyerek.Şekip Ayhan Akışık’ın aşina bestesi sinirlerini yatıştırmıştı. Yorgunluktan olmalı, giriş müziği bildik gelmesine rağmen güftesini  hatırlayamadı. Yüzüne  yerleştirdiği gülümseme ile bekledi. “Gönlümde açmadan solan bir gülsün. Her zaman gamlıyım her zaman üzgün Beklerim yolunu aylar boyunca Yeter ki gel bana senede bir gün.” Gülümsemiyordu artık. Çocukça bir samimiyetle fal tuttuğu şarkı, taptaze hissedişlerine uygun değildi. “Saçmalıyorum, liseli genç kızlar gibi şarkılardan fal tutmak da neyin nesi” diye geçirdi içinden. Radyo sunucusu saat sinyalinden sonra, akşam haberleri için haber stüdyosuna bağlanacaklarını bildiriyordu. Veto edilen kararnameler, benzinin yükselen varil fiyatı, kaçak yapılaşmaya karşı alınan tedbirler… Boğaz köprüsünden geçiyordu bu sırada. Sağına ve soluna bir çırpıda göz gezdirdi. Hayrandı bu şehre ve kaçak yapılaşma için artık kesinlikle  tedbir alınmalıydı. Düzensiz ve kağıt yığını gibi görünen Beykoz tepelerine ilişti gözleri. Sahilde; diğer yapıların önünde, ışıl ışıl Kuleli Askeri Lisesi asil bir beyzade gibi duruyordu sanki. Çocukluğunda daha yeşil olan Boğaziçi şimdi küme küme, düzensiz, şekilsiz beton yığınları ile dolmuştu. Bir servet, miras yediler gibi harcanıyordu. Kişisel menfaatlerin önüne geçilmeli ve canım Şehir korunmalıydı.Haber spikerinin söylediklerini aklında çek ediyor, İstanbul’un korunmasından yana taraftar bir biçimde sesli onay veriyordu ki; Spikerin söylediği son cümlede geçen isim iliklerini dondurmuştu. “Hakkında gıyabi tutuklama kararı alınan Selim H.’nin yurt dışında olabileceğini” söylüyordu. “Gerekli birimler harekete geçmiş, çöken büyük otel inşaatının , devlet hazinesi içinde, henüz sonuçlanmamış davasına rağmen inşa edildiği  ve çöküş sonrası yaklaşık yetmiş işçinin can güvenliğinin olmadığı” belirtiliyordu.Ürkmüştü. Böyle birini düşlüyordu son birkaç gündür. Yetmiş kişinin hayatından sorumlu, ülkesinin ormanını gözden çıkarıp, kişisel menfaatine öncelik tanıyan birini. Oysa, Selim, sunduğu televizyon programında ne de dürüst ve haklıdan yana bir portre çiziyordu. Haber sunucusunun olay mahallinde yaptığı röportajları, içinde ki gürültüden duymuyordu.Üsküdar kavşağından ayrıldı. Tüm sahil şeridini hayranlıkla izlerken, Selim’in düşüncelerinde ki yerini tartmak istedi. Arabayı uygun bir yere park edip, karşı kıyıları izleyerek yüreğini ve aklını yokladı. Aklı Selim’i bir parça öteliyor, Yüreği, “Olanları birde ondan dinlemeli,  belki medyanın başka sancıları vardır.” diyordu. Sahip olduğu bilgiler o kadar az ve sınırlıydı ki net bir değerlendirme yapması mümkün değildi. “Ertelemeliyim, sakince değerlendirmeliyim” diye düşündü. Pazartesi günü; Selim Yurt dışında ise görüşemeyeceklerdi Pazartesi günü. Bu bilgi içini açıtmıştı. Reisin dediği gibi; “Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler.” diyerek hareket etti.Bostancı sahiline indi. Ancak park yeri ararken, Mehmet aklına gelmişti. Aracı park edip, telefonuna baktığında, Mehmet’in üç kez aradığını gördü. Konuşmaları üzerinden bir saat geçmişti. Telaşlı adımlarla her zaman dürüm  yedikleri mekana yöneldi.Mehmet, beklentilerini küçültmesi gerektiğini ,kendine izah edemese de, bir sevgiliyi değil bir dostu beklediğine dair kendini ikna etmeye çalışıyorken; mekanın; sahil kenarında ki küçük derme çatma bahçesine inen merdivenlerde Serap’ı görünce, kalp atışlarının hızını, kanının hızla devir daim yapışını ve midesine giren minik krampı fark etti. Elleri buz kesmişti. Gerçi havada epey serindi. Merak ve endişesi; masasında beklemeyi bırakıp, Serap’a doğru yürümesine neden olmuştu. Serap mahçup;-        Çok beklettim seni bağışla dedi.-        Estağfirullah, kötü bir şeyler mi oldu? (duraksadı ve doğru kelimeyi bulup) farklı görünüyorsun . dedi.-        Anlatırım, zor bir gündü.-        Tamam hadi otur, hazırlatmıştım, sen geç gelince iptal ettim. Hemen söyleyelim, bir şeyler yemelisin öncelikle.-        Tamam , her zamankinden.Mehmet garsona siparişi verirken, Serap serinliğin, güvenli bir dostun ve İstanbul’un çok az yerinde görülebilecek, kum ve dalgaların kendisine iyi geleceğini düşünüyordu. Mehmet hiç sesini çıkartmadan Serap’ı izliyordu. Sormadan, sessizce. Tüm meraklarını alt ederek. Endişelenmişti. Hem de çok. Ama Serap iyiydi ve karşısındaydı. Suskunca izledi. Sabırla, sabrına şaşırarak. Rüzgar koyu kestane saçlarını savuruyor, Serap, ince uzun parmakları ile iki yakasını sıkıca kapatmış, yüzüne düşen saçlarına umursamadan, solgun güzü ile uzakları seyrediyordu. Mehmet,-        Üşüyorsan içeri geçelim” dedi.Serap uykudan kalkmış gibi mahmur bir eda ile Mehmet’e dönüp-        Biraz serin ama üşümüyorum, soğuk kendime getirecek beni.-        Nasılsın demeye korkuyorum. Ama demeliyim, dedi merakını bastıran bir gülümseme ile.-        İyiyim Mehmet iyi olmasına da, tuhaf şeyler oluyor son zamanlarda. Onca sakin hayatımın tersine, değişik olaylarla karşılaşıyorum.-        Eee yaşlanıyoruz Küçük hanım, karşılaştıklarımızda yaşımızla birlikte değişiyor.-        Doğru söylüyorsun. Dedi ve Serap susuverdi.Mehmet öylece dinlemeye amade bekliyordu. Bir şey sormadı. Sormayacak, sık boğaz etmeyecekti. Serap bir sabun gibi kayıp gidebilirdi hayatından. Varlığı kafi idi, sevdasına cevap alamasa da. Serap gözlerini ötelerden alıp Mehmet’e döndü;-        Şirkette tam bir gerilim, Ayfer tüm kompleksleri ile bağırıp çağırıyor son zamanlarda Ve yarın iş var. Ayaklarım geri geri gidiyor, düşündükçe mideme ağrılar giriyor. Reis kalp krizi geçirdi. Selim hakkında tutuklama kararı varmış. Derman Dedenin söyledikleri kulaklarımda çınlıyor. Arkadaşlarıma zaman ayıramıyorum, resim yapamıyorum, bizimkileri çok özledim. Yalnızlığım yoruyor artık beni. Deyiverdi ve bir çocuk masumluğunda başını öne eğdi. Zayıflık gibi geliyordu. Zayıf ve ihtiyaçlı olmak, Serap için zulüm gibi idi. Mehmet’in bir şey söylemesine fırsat vermeden, söylediklerini geçiştirmek istercesine;-        Sen nasılsın? Konuşamıyoruz , o gece çay içecektik ,birden gittin..?-        İyiyim dedi  Mehmet. İyiyim. Diye yineledi. Ve devam etti. Benim hayatımda çok fazla değişen bir şey olmuyor. Bildiğin rutin bir hayat, hep sıkılıp sıkılmadığımı merak ettiğin rutinlikte yani. Sıkılıyorum ama güvenli oluşu bana iyi geliyor. Söylediklerin… (durakladı yine yanlış bir kelime seçmekten korkuyordu) Konuşursak iyi gelir. Dedi. Reise üzüldüm diye ekledi. Durumu nasıl?

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

zamanı gözlerinden yakalamak / Eyüp Azlal
yokoluşun cazibesinde yaşamı düşünmek / Necmettin Evci
yirmi beş ıssız gece-2 / Mazlum Civan
Yalnızlık Büyütüyor Seni Diyecektim / Nurettin Durman
yakındır / Alâaddin Soykan
Tümünü Göster