ödünç bir şeyler

188
Görüntüleme

Toprak, rüzgara emanet dursun ne çıkar. Varsın yolların yorgunluğunu da duysun. Elleri açıkta kalmış, kazağını annesinin ördüğü, kirli, kapağı resimli bir çocuk kalsın. Bazı geceler sümüklü böceklerin kayarak salyalarından izler bırakmasına sussun. Sıcak bir günün ortasında tırpan sallayan kadınların ayaklarına serinliği dursun.   Sokak ortasından fışkıran, damalı ceketini iliklemiş mayısböceğini beslesin, mısır tanelerinin içini doldurup bir  kırlangıcı doyursun. Küçük iskemlelerine oturmuş, o küçücük insanların yüzlerine renk versin, içlerine nemden bir su damlası, akşamları çocuklarının ağızlarına naneşekeri erisin. Ömrü ona borç versin. Ödünç alınmışömürle…   Esmer tenli çocuk, balçıktan şekil verilmiş karınca yuvaları önünde karpuz sularını ağız kenarlarından akıtır, karpuz çekirdeklerini diş aralarından sıçratıp yeşermesi için toprağa kendinden bir tat bırakır. Ağırlığını vermişlikle ayak parmağını geçirir, eşelenir, kendinden olan kum parçalarıyla parmak aralarından tanışır. Sırtını dayadığı sıvasız duvardan, aşağılarda sararmış stepleri izlerken; kirli, göveren donunda taşıdığı kumlar üzerinde uyur kalır. Serince yorulmuş reyhana döner. Ödünç alınmışömürle… Sabahın aydınlığı ağır gövdesini ortalığa haykırana dek sabreder. Sır olmaktan uzak, kolonya kokulu mendil dolaşır. Menteşelerin gıcırdadığı çırakların ustalık mekanlarına girer. Her köşenin karnından çıktığı, inceden inceye alaylı böceklerin türediği dükkanları dolaşır. Almaya istekli, babasından ödünç çaldığı, bozukları olmayan cüzdanı açar; ilkin iki fırça sorar, ardından renkler arar. Her dükkandan yok cevabını almış halde sevinçle çıkar. Dükkandan çıkışlarında gülerek, yaşlı bir adamın sakalını sıvazlayarak öper ve ona göz kırpar. Ödünç alınmışömürle… Önümüzde kara adamlarca, her parçası hır gürle, iri taşlarla bölünmüş ganimet olma kaygısıyla yüklü tepelere ayak izlerini bırakır. Kara kaplı rafların arasından etrafa bir ahenk tozlarıdır üfürülür. Çünkü dallarındaki sütten dili kabarana dek incir ağaçlarının gövdesinden kayar, sürgünlerini baldırlarına geçirmiş halde ayaklarını yokuşlarla güreştirir. İşediği toprağı küplere böler, havuz kenarlarına küçük ahırlar kurar. Ödünç alınmışömürle… Boyunun uzadığı bazı geceler rüyalarında yüksekten düşmeleri yaşar, iniltili hırlamalarını, çırpınışlarını annesinin kucağında keser. Isınabilmek için ocağa dalları yeşil kurutulmuş çalıları atar: Önce uçlarından yanışını, gölgelerinin çardaklarda büyüyüşlerini, küçülüşlerini, sonra tükenişlerini izler. Direklerle örülü evlerinde buğday ambarlarına saklanır. Habersiz annesinin üzerine buğday döktüğü, tozlaşan saçlarının çeşme havuzlarında yıkandığı yaşları yaşar. Çam kabuğunu oyarak yaptığı kamyonuna toprak yüklediğinde kardeşinin doğum haberini alır, babasının çıngıraklarından. “Çıngırakları bir babanın Kahve damlarından aşar Küpesiz avratlarının Loğusa yatağında emzikli Üretken   Kollarının taş çiziklerini budarDoğumlar sonrası Çıngırakları…” Bazı zamanlarında çer çöpün arasına gizleniverir. Sapan taşı büyüklüğünde oturur, kavakların büyüyüşlerini izler iç çeker. Küçülüşlerinden büyütür onu, bulamadığı iki fırçayla ve renklerinden yeşertir. Çünkü ayaklara denge veren toprağı yürür. Anne karnından şilte üzerine öykü doğduğundan beri elleri babasının burnunu tutmaya isteklenmiş çocuk gibi bir avuç haşarı rüzgar durur. Ödünç alınmışömürle… Yan dönerek ceviz kabukları içinden şakak kemiklerinin büyüdüğünü gösterdiği genç kızlara vurulur: allı pullu, zarafeti yürüyen, gözleri kısık, saman kokulu…Kızlara tutulur: sesleri kısıldığı, türkü söyleyemediği, adını duyuramadığı, erik ağaçlarından düşüşlerinde ağlayamadığıKızlara bağlanır: yakınından yürüyemediği, yüzünü gösteremediği…Kapı arkalarından kendine kızarak avurdunu şişirmiş halde kalır bazen. “Vurmalı çalgılar gibi ötmeli Ellerimizde çoban değnekleriyle Keven dumanları arasında Saçları yatıran ıslaklığı katmalı Yarin ayak bileklerinden gözlerine Karşısında Beyaz gömlek, çorap içinde Mavi postallarla durmalı” Ödünç alınmışömürle… Dağ başlarında, olanca serinlikle gazeller altında, iki tilkinin avı olmaktan kurtulmuş bir keklik dönülür. Gözükara tavırla, mavi postallarını fark ettirdiği kızı koyar babasının kerpiç damına. Örgülü şilteler serer duvaklarına, anne olmaya aday gösterir, düğün alaylarından uzak… Ödünç alınmışömürle…   Toprağa en yakın anlarda da ölünür. Ağız sularından toprağa bıraktığı tatla buluşmak üzere çıbanı delinmiş dirseklerinden insan boyundaki çukurlara girilir.Üzerine en yakın çirişten tohumlar atılır.        Ödünç alınmış birömürle… Bir çocuk,babasına mezar taşı durur.
 

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

zamanı gözlerinden yakalamak / Eyüp Azlal
yokoluşun cazibesinde yaşamı düşünmek / Necmettin Evci
yirmi beş ıssız gece-2 / Mazlum Civan
Yalnızlık Büyütüyor Seni Diyecektim / Nurettin Durman
yakındır / Alâaddin Soykan
Tümünü Göster