Şiirin Eflatun Ufku: Alâaddin Soykan “Vay Sevda Karam”

231
Görüntüleme
Şeref Akbaba ve Alaaddin Soykan / Pınarhisar

Sen önde giden alevsin
Bense rüzgârım peşinde
İşimiz yangın harlatmak…
A. Soykan

Kırağılı bir ıslıkla yangın harlatan bir şairdir Alâaddin Soykan. Şiiri, tezatlar mahzeninde mayalar şair, kendini kelimelerle yeniden var eder. Şiir formunda anlam gezinmesine çıktığı her macerada Türkçe’nin saf ve duru kuytularında kutlu mecazlar devşirmeyi başarır. Soykan şiiri, çok sesli bir hal tercümesidir.

Şiir; estetik bir koşu, esrik bir sığınak, kutlu bir devinimdir. Şiir, saklı hakikati söz aracılığıyla ifşa etmektir. Hakikatin ifşası, mana ile sözün yalnız güzellik gayesiyle bir araya gelmiş olmasıyla mümkündür. Şiir, şairin önemsediklerine göz kırpmasıdır. Önce söz vardı parolasına içten bir tebessüm, mutlak bir bağlılık ve vazgeçilmez bir eylemdir.

Alâaddin Soykan, geleceğe dair umudu hep diri tutmuş bir şairdir. Şiirinde hareketin, ivmenin ve geleceğe doğru atılan her adımın anlamlı bir yanı vardır.

Görünen odur ki ufukta
Döşüne mahmuz yemiş atça
Bir ivme kıpır kıpır
Kırların gelincik ivmesi
Papatya umudun yollara
Çıtkırıldım sekişlerle
Yâre güvercin düştüğü (vay sevda karam, s.20).

Ufuk metaforu, gelecek tasavvuru olan şairin şiirine yansıyan özel bir olgu. Ufku gözlemek, ufka bakmak, ufka at sürmek, ufku ululamak… Hayat, gündelik alışkanlıklar arasında kaybolan insanın kendini bulma çabasıdır. Hayata anlam katmak, bir bakıma herkesten farklı olmaktır. Atını ufka mahmuzlayan ve kırların gelincik ivmesi ile kıpır kıpır olan yürek, elbette kendilik savaşında galip olacaktır. Mağlubiyet, alışkanlıklara teslim olup herkesleşmek, ufku kaybetmektir. Yâre güvercin düşüren şair yüreğinde büyüyen hassasiyetin adıdır umut. Çıtkırıldım papatya yollarında seken ceylan düşüdür umut.

Alâaddin Soykan, belâya yâr yanmış bir şairin kutlu yüreğiyle mutludur. Belâ’nın bütün arkaik çağrışımlarını düşleyerek mısra mimarisini kurmak, şiire renk ve desen olarak ilk olana başvurmak estetik ifade açısından önemlidir. Zamanı ve mekânı, varolanı ve Vareden’i hakkıyla okumak belâya yâr yanmakla mümkündür.

Kara zemheriyi nevruz
Şubatları temmuz kılan
Karınca kıskacındaki
Tenha bir buğdayda bile
Hasat öngören ey muştu
Gözlerde balkıdığın o
Neyse ben ona yâr yandım (vay sevdam karam, s.23).

Yürekte “umut” yeşermeden karınca kıskacındaki buğday tanesi yeşerip harman olur mu? Ya da nasıl hayran olunmaz bir buğday tanesinde hasadı öngören muştulu bir tebessüme? Zemheriyi nevruz, şubatı temmuz kılana yâr yanınca nasıl da mümkün her şey!.. Güz tarlasına buğday serpen kara yağız ırgatın tütün sararken yüzünde beliren nedensiz gülümsemenin adı nedir ki? Bir kere belâ/evet demek, bütün kolaylıkların başıdır artık.

Şiir, alışılmamış bağdaştırmaları ve dil düzleminde farklı anlam katmanlarını barındıran bir türdür. Bu bağlamda Soykan şiiri, oldukça münbittir. Şiir isimlerindeki tercihi, dile genişlik getiren kelime gruplarındaki kullanım farklılığı, yer yer deyimlere kapı aralayan yanıyla okuru şaşırtmayı başarır. Karanlıkların Ucuna Horoz Zerketmek şiiri, bunlardan biridir:

Karanlıkların ucuna horoz zerkettim
İri tan ala
Artık yârin lâl koyunda yüzebilirim
Kıyısında bekleyişin özlem içinde
Vererek mola…(vay sevda karam, s.24).

Eskiler bilir, “bağa destursuz girilmez.” Yâr ile ülfet eyleyen de bilir ki “lâl”dir o… Dili lâl, köyü lâl, koyu lâl, diyarı lâldir. Kadim kuraldır maşuk konuşmaz, âşık susmaz. Maşuk’un naz ile niyazdır edası, ima iledir söz ile ikazı… Âşık’ın feryattır istidadı, ah ile figandır… Âşık, yârin lâl koyunda yüzebilmenin inceliklerini bilmek durumundadır, değilse boğulur. Yüzmek edinimi, kıyıya selametle ulaşmanın ön şartıdır. Soykan, halk kültürüne ait motifleri kullanmayı, bunlardan ritüele dönüşenleri öncelemeyi sever. Günün beşe bölündüğü Anadolu coğrafyasında karanlıklardan aydınlığa çıkmanın ilk işareti “horoz ötüşleri”dir. İmaj olarak karanlıkların ucuna horoz zerketmek, umudu ve muştuyu yarına taşımaktır. Şair, hayatın kendi reel döngüsü içinde karanlıktan aydınlığa çıkmanın yolunu çoktan keşfetmiştir. Bu bağlamda vuslattan emin bir bekleyişle yârin lâl koyunda mola verebilecek cesarettedir. Kadim geleneği bilmek, onunla hemhal olmak işi kolay kılmaktır. Soykan, halk kültüründen yararlanmayı bilmiş, onun zenginliklerini hem söylem hem de içerik bakımından kullanmayı başarmıştır.

Kayan yıldız bunu n’olur sen söyle hadi
Ki nasılım ben
Kadife yüzeyinde göğün süzülmekteyken
Seni seyreden gözlerde hep bencileyin
Bun mu egemen … (vay sevda karam, s.24).

Karanlıkların ucuna horoz zerketmek ve yıldız kaymasına hâl tercüme etmek, halk inançları ve halk kültürü açısından belli bir karşılığı olan olguları dile getirmektir. Şair, şiirin inceliklerine hâkim oldukça, ifadeyi çok daha kolay bir biçimde zenginleştirebilir. Soykan, halk söylenceleri kadar, halka ait söyleyişi de önemsemektedir. Sözü, kayan yıldıza verme inceliğiyle şiirdeki söyleyici rolünü ustalıkla aktarabilmiştir. O, Yunusça bir tavrı ve söylemi, şuurlu bir kazanım olarak yansıtır:

Belirdikçe o nazlı im
Süt Türkçemden Yunus içtim
Ve nice su ırmak geçtim
Çilenin dev sal ucunda (vay sevda karam, s.51).

Yunus, Türkçenin en güzel isimlerinden biridir. Sözü ve özüyle Anadolu aynasında aklanan bir pınar serinliğidir. Onun zamana ve mekâna yenilmeyen sedası, kendisinden sonra gelen hemen her şairi etkilemiştir. Soykan, şiir burcunda kendine makam olarak Yunus’u seçmiş, onun sesi ve soluğunu kendine rehber edinmiştir.

Muştu tozumuş ve tozar bilge lacivert
İzi Yunus’un
Ki bu izin bor soyuna eğilmiş tarih
Yudum yudum Türkçe içer işte diyerek
Gizi Yunus’un… (vay sevda karam, s.54).

Alâaddin Soykan, Evrensel Değini’de “kadın imgesini” ele alır. Kadın, esenlik taşıyan utku çiçeği, muştuya gebe ve barışa tomurcuktur. Kadın; gök berraklığı, tan aydınlığı ve övünçtür:

Şafaktan bir el vakte mut mu el eder
Bil ki kadın elidir o
Çünkü işi yarınlıdır her an kadının
Yani nice zor konuma esenlik taşıyan
Evrensel haz selidir o

Kadın tarihe annedir tarih kadına hep muştu gebe
Kadınla açılır nice gizemli
Eflatun ufuk… (vay sevda karam, s.29).

Soykan, zıtlıklardan imgesel söylemler devşirmeyi ustalıkla yapar. “Harlı güzde bahar pişmek” şiirinde şairliğine yaraşır bir meydan okumayla söze başlar:

Menekşe haykırdım vakte gittin gideli
Sustum belleme
Burcu burcu özlemlerin gül kavşağında
Sana sapmayan sapağı bile payladım
Pustum belleme (vay sevda karam, s.31).

Gitme eylemi çoğunlukla çaresiz bir bekleyişi veya suskun bir zamanı işaret eder. Oysa Soykan, vakte menekşe haykırarak hem çaresizlik zincirini kırıp alışılmışın dışına çıkmakta hem de pusmayıp sapmayan sapağı bile paylayarak meydan okumaktadır. Şair, harlı güzde bahar pişirmenin bilgeliğine ulaşmıştır.

Mekân, çoğu zaman poetik duruşun özetidir. Hemen her şair, mekânın şiire yansıyışını renkli tablolar halinde okuyucusuyla paylaşır, bu paylaşımdan iç sesinin duyulmasını ister. Bu bağlamda dış betim, iç haykırışın sözcüsü olur. “İstanbul” şiirinde bu durumu şöyle ifade eder:

Yedi tepe çıkınında nihavent bir el
Mavi mi banar
Bil ki İstanbul’dur artık-tüm görkemiyle-
Geldiğin diyar
O çok kule, o çok kubbe, o çok minare
Burada göğe lâl
Burada “güvercin bakışlı sessizlik bile”
Çok sesli bir hal (vay sevda karam, s.41).

İstanbul, yedi tepe çıkınında nihavent bir havayla “maviye ban/t/ma”nın adıdır. Yeryüzündeki çok az şehre nasip olur bu güzellik. Çok kubbe, çok kule, çok minare: bütün görkemiyle “diyar” denilecek tek yerdir belki de.
Soykan geleceğe dair eflatun ufuklar muştulayan bir şairdir. Bütün olumsuzlamalardan en az bir olumlama öngören kutlu bir sestir. Yolumuz bahara çıkar güz de bile…

İçinde baharlar saklı
Güze gel ey sevdiceğim
Yokuş adımlarla farklı
Düze gel ey sevdiceğim

Sorarlarsa yolun nere
Dersin (Ay Vakti 2004 S.51)

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Hal ve Temyiz / Ay Vakti
Nasıl Yoğrulmuş Olduğuma Dair / Alâaddin Soykan
Her Yanım Yâr / Selami Şimşek
Acının Tadına Doyum Olur mu? / Kadir Gültekin
Kederidir Nesrin Hanım’ın ki Şiir; Göğsündeki Gize... / Ali Yaşar Bolat
Tümünü Göster