Buyurun İçmez misiniz?

98
Görüntüleme

Heyecan içinde koridoru bir baştan başa adımlıyordum.

Koca salonun diğer ucunda tam köşede, diz üstü çömelerek sırtını kaloriferin peteğine dayayan babam, benim kadar heyecanını belli etmiyordu, ama ben onun benden daha fazla heyecenlandığını ağzına giren bıyıklarını yemesinden anlıyordum.

Biribirimizle konuşmuyorduk, ama bakışmalarımızdan aklımızdan ne geçirdiğimizi tahmin edebiliyorduk.

Tabi ki ikimizin de aklından geçenler, ikimizin de cesaret edip söyleyebileceğimiz sözler değildi. İçeride ameliyat olan onun babası, benim de en az babam kadar sevdiğim, hatta bazı konularda babamdan daha yakın bulduğum yetmiş altı yaşında ki dedemdi.

Hayatımda bir daha onun gibisiyle ne tanışacağımı, ne de konuşacağımı düşünüyordum. Dünya tatlısı, iyilik meleği, saf, temiz ve dünyanın en barışçıl insanıydı dedem. Yaşadıklarını yeterli görerek hayatında istediği her şeyi elde etmiş biri gibi mutlu olan bir başkasıyla tanışmadım daha. Bir gün olsun sevmediği insanlar hakkında ağzından bir kelime işitmedim. Nefret ettiği insanları söylemezdi, ama biz bilirdik. Canını biri acıttığında, ileride faturayı bize keserler diye hiç karşılık vermez, içine atar, unutmaya çalışırdı. Biz, selam vermeyişinden, adını anmayışından ve evine gitmeyişinden anlardık bunu.

Yıllardır bizden sakladığı bir rahatsızlığını yaşı ilerleyince saklayamayacağını anlamış, hastalık ayıpmış gibi utana sıkıla anlatmıştı.

Biz bunca yıldır bu acıya nasıl katlandığını sormuş, kendimizden utanmıştık.

Dakikalar saat gibi gelmiş, bir türlü bitmek bilmiyordu.

İçeriden birinin çıkmasını dört gözle bekliyor, bize müjdeli haberi vermesini istiyorduk.

Baba olacak birinin hamile karısı doğumhane de çığlıklarla koridoru inletirken hangi duygularla beklediğini şimdi daha iyi anlıyordum.

Yaşamayınca bilinmiyormuş.

Sırtında yumurta küfesi taşımadan hayatın inceliklerini anlamak mümkün değilmiş.

Bazı şeyleri yaşamalıymışsın. Anlatmakla olmuyormuş.

Yüreğine dokunmayınca, sızısı anlaşılmıyor bazı yaraların. Yüreğini kanatmalı, gözyaşı akıtmalı.

Parmağının acısını iğne batınca anlarsınız, birinin anlatmasıyla olacak iş değil.

Nihayet kapı gıcırtısı duyuldu.

Kapı, önce paslı bir bilye gibi gıcırdayarak ses çıkardı, arkasından beton zemine sürterek açıldı.

Babam, benden önce koştu.

Kapıya varmadan, üzeri mavi çarşafla örtülü birinin olduğu sedyeyi, iki kişi itekleyerek içeriden çıkardılar.

Bir anda, güneşi görünce gözleri kamaşan bir mahkumun sitem ve acıyla karışık duygularla haykırmasını andıran boğucu ve hastanenin duvarlarını inleten bir ses yükseldi dedemden.

“Beni diri diri ameliyat ettiler. Beni diri diri ameliyat ettiler.”

Olacak iş değil. Narkoz verilmeden ameliyat edilmediğini bildiğimiz için, hepimiz şaşkındık.

Acı çekiyordu belli ki.

Yatağına yatırdıktan sonra babamdan önce ben gittim doktorun odasına.

Doktor beni görünce üzülecek yerde tebessüm edince, bunun gerçek olmadığını, yani narkozsuz ameliyat edilmediğini daha o hiçbir açıklama yapmadan aklımdan geçirdim, ama doktorun mantıklı bir açıklama yapmasını bekledim yine de.

Dedemin ameliyathaneden çıkarken sarf ettiği küfürler yüzünden özür diledikten sonra, neden çığlıklarla içeriden çıktığının sebebini sorduğumda, doktor eliyle sandalyeyi işaret ederek oturmamı istedi.

Masanın yanına konmuş sandalyelerden birine oturdum, açıklama bekledim.

Doktor, konuşmaya başlamadan babam da geldi. O da özür diledi.

Doktor, anlayış gösterdiğini sessiz kalarak belli ediyordu, ama bu, bizi rahatlatan bir tutum değildi. Biz, ondan bizim anlayacağımız bir dilde dedemin neden ameliyathaneden uyanık çıktığına dair bir açıklama bekliyorduk.

“Geçmiş olsun. Başarılı bir ameliyat oldu.” dedi.

Eh, bu iyiydi, ama bu hala bizim beklediğimiz cevap değildi.

“Amca, galiba iyi bir sigara tiryakisi. Verdiğimiz ilk narkoz uyuşturmayınca, verebileceğimiz en yüksek dozu yükledik. Dikişleri atarken onun da etkisi geçti. Son dikişleri hissetti tabi. Üzüldüm, ama yapacak bir şey yok.”

Babamla biribirimize bakarken, babamın elinde yeni yaktığı sigara vardı.

Yere bıraktı, üstüne bastı.

Doktor, cebinden paketi çıkardı, bir tane yaktı, paketi babama uzattı.

Babam:

“Teşekkür ederim. Yeni attım.” dedi ve ayağının altında ezdiği sigarayı gösterdi.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Hal ve Temyiz / Ay Vakti
Nasıl Yoğrulmuş Olduğuma Dair / Alâaddin Soykan
Her Yanım Yâr / Selami Şimşek
Acının Tadına Doyum Olur mu? / Kadir Gültekin
Kederidir Nesrin Hanım’ın ki Şiir; Göğsündeki Gize... / Ali Yaşar Bolat
Tümünü Göster