anne ya da leyla ya da sinema

204
Görüntüleme

Aylardır sinema yazarları ve Mesut Uçakan’ı özleyen seyirci kitlesi bu filmi konuştu. Çekilecek, çekiliyor, ekip Beyoğlu’na gidiyor derken sonunda filmin galası Emek Sineması’nda yapıldı. Oldukça kalabalık bir misafir topluluğu, hınca hınç salonu doldurmuştu. Öncesinde sanatçı Gökmen’in seslendirdiği filmin jenerik müziği yani “Leyla” isimli parça, müzik ziyafeti şeklinde seyirciye sunuldu. Ve sonrasında Mesut Uçakan ile birlikte filme emek vermiş olan tüm ekip, sahneye davet edildi. Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle, yönetmen Uçakan, oyuncularına hoş bir jest yaptı ve herkese gül dağıttı. Salonda nefesler tutuldu, heyecan doruğa tırmandı. Artık herkes, filmi daha bir iştiyakla ve de sabırla beklemeye başladı. Nihayet sunuş programı bitti ve ışıklar söndü. Herkes sustu… tam o esnada Leyla konuşmaya başladı… Anne ya da Leyla, elbette bir arayışın hikayesi… Çocukluk aşkı Leyla’yı aramak için Anadolu’nun bağrından kalkıp İstanbul’a gelen saf delikanlı ile küçüklüğünden beri adeta Leylası olan annesini aramak için Beyoğlu’nun arka sokaklarına çıkan bir çocuğun yani iki farklı insanın arayış hikayesi. Filmin ana fikri ise herkesin bir Leylası olduğu ve herkesin Leylasını araması gerektiği idi.Hikâye, iki ana karakterin buluştuğu noktada başlıyor. Ve geriye dönüşlerle evlerinden nasıl-niçin ayrıldıklarını, Beyoğlu’nun arka sokaklarına gelene kadar başlarından geçen maceraları anlatıyor. Sonunda iki karakter buluşuyor. Çarpışma anında Kerem’in koynundan düşen fotoğrafla, artık bu ikilinin birbirlerinden ayrılmayacaklarını anlıyor seyirci. Çünkü ikisinin de aradığı kadın aynıdır. Ama Sait, nam-ı diğer Mecnun için aradığı Leyla, saf, temiz ve hiç evlenmemiş bir kişidir. Rüyalarında hep onu görmektedir. Zaten fotoğraftan da o şekilde tanımıştır Leyla’sını. Rüyasındaki Leyla, kötü adamlardan kaçmaya çalışmakta, Mecnun’dan yardım istemektedir. O yüzden Mecnun, Leyla’sının kötü adamların elinde olduğuna ama yine de onun tertemiz kaldığına inanmaktadır. Oysa Kerem için, aranan kadın bir annedir. Yıllardır özlemini çektiği annesidir. İşte bu tezle yola çıkan filmin hikayesi:Nezih bir semtte babası ve dadısıyla birlikte yaşayan 10 yaşındaki Kerem, yıllardır haber alamadığı annesinin yokluğu nedeniyle derin ruh sarsıntıları yaşamaktadır. Sonunda dadısından annesine ait olduğunu öğrendiği bir fotoğraf alan Kerem, babasının ilgisizliği karşısında evi terk edip Beyoğlu’nda annesini aramaya başlar.Kerem, önce annesinin geçmişte yanında kaldığı kadını bulur; ancak annesini kötüleyen yaşlı kadın yalnızca Kerem’in umudunu kırar. Kaybettiklerini Beyoğlu’nda arayan tek kişi küçük Kerem değildir. Yitmişliklerin başkenti İstanbul’un bu görkemli ama köhne semti, Mecnun adındaki bir gencin Leyla’sınıda saklamaktadır.Çocukluk aşkının peşinden İstanbul’un yolunu tutan ve bir yakınının pavyona düştüğünü söylediği Leyla’yı karış karış Beyoğlu sokaklarında arayan Mecnun, ansızın karşısına çıkan Kerem’le arasında gelişen sıcak dostluğa engel olamaz. Üstelik çocuğun koynundan düşen fotoğraf, Leyla’nın ta kendisidir.Filmin yönetmeni Mesut Uçakan’ı zaten seyirci yakından tanıyor. Ama adet yerini bulsun diye tekrar bahsetmek yerinde olacaktır. Senarist, yapımcı ve yönetmen olarak ürünler veren Uçakan, 1953 Kırıkkale doğumlu. İ.T.İ.A. Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu Sinema Televizyon Bölümü mezunu. 1997 yılında “Mutlak Fikir Estetiği ve Sinema” adlı dergisini altı sayı çıkardı. 2003 yılında yayın hayatına başlayan “Sonsuzkare” sinema dergisini ise sekiz sayıdan beri yönetiyor. Uçakan, ‘Sıkı Tut Ellerimi’ isimli şiir, ‘Türk Sinemasında İdeoloji’ adlı sinema kitaplarının da yazarı aynı zamanda. Kısacası sinemayı ilgilendiren her alanda üretken.1978’de çektiği Lanet filmiyle sinemaya fiilen giren Uçakan, Reis Bey, Yalnız Değilsiniz, Kelebekler Sonsuza Uçar, Ölümsüz Karanfiller gibi daha bir çok filme imza attı. 10 yıllık aradan sonra da Anne Ya Da Leyla filmiyle yeniden beyaz perdeye dönüş yaptı. Filmin künyesi ise şöyle: Yapımcı: Sinema Ajans, Yönetmen ve Senaryo: Mesut Uçakan, Oyuncular: Turgay Başyayla, Oğulcan Gezgin, Aylin Coşkun, Müge Oruçkaptan, Bülent Polat. Uygulayıcı yapımcı olarak da yılların eskitemediği Zebil Yapım-Ali Zebil’i görmekteyiz. Ve son olarak, film hakkında yönetmenin notu:“‘Anne ya da Leyla’ saf annelik duygusuyla saf sevgiyi arayan çok farklı bir film. Bir arayış öyküsü. Bu arayışın altında elbette kaçınılmaz bir toplumsal yergi var Annesini arayan bir çocukla sevgilisini arayan bir gencin şahsında bugünkü toplum yapımızda kaybolan değerleri sorguluyor. Ancak bu yaklaşım, filmin estetik değeri karşısında çok daha ikinci planda. Öykü de öyle. Öyküde çok büyük karmaşa yok. Herkesin ve her kesimin rahatlıkla anlayabileceği, zevkle izleyebileceği küçük ve yalın bir öykü. Film daha çok sinema diliyle, sanatsal yetkinliği ile kendini gösterecek. Bu yönüyle oldukça iddialı diyebilirim. Oldum olası Uçakan’dan militan bir film beklemeye şartlandırılmış klişe kafalar bu filmde biraz şaşıracak sanıyorum. Kimse, işin bu tarafını anlamaya çalışmıyor. Ama biz sinemada en başından beri ‘tartışılması gerekenin bir yönetmenin fikrî yanının değil, estetik yanının olduğunu’ söyledik. Uzun bir dönem ideolojik yaklaşımlar buna engel oldu. Şimdi bu tür yaklaşımlar duruldu; daha çok hoşgörü diyoruz. Bu hoşgörünün ne boyutta olduğunu bu filme gösterilecek tepkiden test edebileceğiz. Biz bu filmde, her yönetmenin rahatlıkla altına imza atabileceği evrensel bir öyküyü, klasik ile modern anlatının iç içe geçtiği, sıcak, samimi bir dille anlatmaya çalışıyoruz.” Aylardır sinema yazarları ve Mesut Uçakan’ı özleyen seyirci kitlesi bu filmi konuştu. Çekilecek, çekiliyor, ekip Beyoğlu’na gidiyor derken sonunda filmin galası Emek Sineması’nda yapıldı. Oldukça kalabalık bir misafir topluluğu, hınca hınç salonu doldurmuştu. Öncesinde sanatçı Gökmen’in seslendirdiği filmin jenerik müziği yani “Leyla” isimli parça, müzik ziyafeti şeklinde seyirciye sunuldu. Ve sonrasında Mesut Uçakan ile birlikte filme emek vermiş olan tüm ekip, sahneye davet edildi. Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle, yönetmen Uçakan, oyuncularına hoş bir jest yaptı ve herkese gül dağıttı. Salonda nefesler tutuldu, heyecan doruğa tırmandı. Artık herkes, filmi daha bir iştiyakla ve de sabırla beklemeye başladı. Nihayet sunuş programı bitti ve ışıklar söndü. Herkes sustu… tam o esnada Leyla konuşmaya başladı… Anne ya da Leyla, elbette bir arayışın hikayesi… Çocukluk aşkı Leyla’yı aramak için Anadolu’nun bağrından kalkıp İstanbul’a gelen saf delikanlı ile küçüklüğünden beri adeta Leylası olan annesini aramak için Beyoğlu’nun arka sokaklarına çıkan bir çocuğun yani iki farklı insanın arayış hikayesi. Filmin ana fikri ise herkesin bir Leylası olduğu ve herkesin Leylasını araması gerektiği idi.Hikâye, iki ana karakterin buluştuğu noktada başlıyor. Ve geriye dönüşlerle evlerinden nasıl-niçin ayrıldıklarını, Beyoğlu’nun arka sokaklarına gelene kadar başlarından geçen maceraları anlatıyor. Sonunda iki karakter buluşuyor. Çarpışma anında Kerem’in koynundan düşen fotoğrafla, artık bu ikilinin birbirlerinden ayrılmayacaklarını anlıyor seyirci. Çünkü ikisinin de aradığı kadın aynıdır. Ama Sait, nam-ı diğer Mecnun için aradığı Leyla, saf, temiz ve hiç evlenmemiş bir kişidir. Rüyalarında hep onu görmektedir. Zaten fotoğraftan da o şekilde tanımıştır Leyla’sını. Rüyasındaki Leyla, kötü adamlardan kaçmaya çalışmakta, Mecnun’dan yardım istemektedir. O yüzden Mecnun, Leyla’sının kötü adamların elinde olduğuna ama yine de onun tertemiz kaldığına inanmaktadır. Oysa Kerem için, aranan kadın bir annedir. Yıllardır özlemini çektiği annesidir. İşte bu tezle yola çıkan filmin hikayesi:Nezih bir semtte babası ve dadısıyla birlikte yaşayan 10 yaşındaki Kerem, yıllardır haber alamadığı annesinin yokluğu nedeniyle derin ruh sarsıntıları yaşamaktadır. Sonunda dadısından annesine ait olduğunu öğrendiği bir fotoğraf alan Kerem, babasının ilgisizliği karşısında evi terk edip Beyoğlu’nda annesini aramaya başlar.Kerem, önce annesinin geçmişte yanında kaldığı kadını bulur; ancak annesini kötüleyen yaşlı kadın yalnızca Kerem’in umudunu kırar. Kaybettiklerini Beyoğlu’nda arayan tek kişi küçük Kerem değildir. Yitmişliklerin başkenti İstanbul’un bu görkemli ama köhne semti, Mecnun adındaki bir gencin Leyla’sınıda saklamaktadır.Çocukluk aşkının peşinden İstanbul’un yolunu tutan ve bir yakınının pavyona düştüğünü söylediği Leyla’yı karış karış Beyoğlu sokaklarında arayan Mecnun, ansızın karşısına çıkan Kerem’le arasında gelişen sıcak dostluğa engel olamaz. Üstelik çocuğun koynundan düşen fotoğraf, Leyla’nın ta kendisidir.Filmin yönetmeni Mesut Uçakan’ı zaten seyirci yakından tanıyor. Ama adet yerini bulsun diye tekrar bahsetmek yerinde olacaktır. Senarist, yapımcı ve yönetmen olarak ürünler veren Uçakan, 1953 Kırıkkale doğumlu. İ.T.İ.A. Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu Sinema Televizyon Bölümü mezunu. 1997 yılında “Mutlak Fikir Estetiği ve Sinema” adlı dergisini altı sayı çıkardı. 2003 yılında yayın hayatına başlayan “Sonsuzkare” sinema dergisini ise sekiz sayıdan beri yönetiyor. Uçakan, ‘Sıkı Tut Ellerimi’ isimli şiir, ‘Türk Sinemasında İdeoloji’ adlı sinema kitaplarının da yazarı aynı zamanda. Kısacası sinemayı ilgilendiren her alanda üretken.1978’de çektiği Lanet filmiyle sinemaya fiilen giren Uçakan, Reis Bey, Yalnız Değilsiniz, Kelebekler Sonsuza Uçar, Ölümsüz Karanfiller gibi daha bir çok filme imza attı. 10 yıllık aradan sonra da Anne Ya Da Leyla filmiyle yeniden beyaz perdeye dönüş yaptı. Filmin künyesi ise şöyle: Yapımcı: Sinema Ajans, Yönetmen ve Senaryo: Mesut Uçakan, Oyuncular: Turgay Başyayla, Oğulcan Gezgin, Aylin Coşkun, Müge Oruçkaptan, Bülent Polat. Uygulayıcı yapımcı olarak da yılların eskitemediği Zebil Yapım-Ali Zebil’i görmekteyiz. Ve son olarak, film hakkında yönetmenin notu:“‘Anne ya da Leyla’ saf annelik duygusuyla saf sevgiyi arayan çok farklı bir film. Bir arayış öyküsü. Bu arayışın altında elbette kaçınılmaz bir toplumsal yergi var Annesini arayan bir çocukla sevgilisini arayan bir gencin şahsında bugünkü toplum yapımızda kaybolan değerleri sorguluyor. Ancak bu yaklaşım, filmin estetik değeri karşısında çok daha ikinci planda. Öykü de öyle. Öyküde çok büyük karmaşa yok. Herkesin ve her kesimin rahatlıkla anlayabileceği, zevkle izleyebileceği küçük ve yalın bir öykü. Film daha çok sinema diliyle, sanatsal yetkinliği ile kendini gösterecek. Bu yönüyle oldukça iddialı diyebilirim. Oldum olası Uçakan’dan militan bir film beklemeye şartlandırılmış klişe kafalar bu filmde biraz şaşıracak sanıyorum. Kimse, işin bu tarafını anlamaya çalışmıyor. Ama biz sinemada en başından beri ‘tartışılması gerekenin bir yönetmenin fikrî yanının değil, estetik yanının olduğunu’ söyledik. Uzun bir dönem ideolojik yaklaşımlar buna engel oldu. Şimdi bu tür yaklaşımlar duruldu; daha çok hoşgörü diyoruz. Bu hoşgörünün ne boyutta olduğunu bu filme gösterilecek tepkiden test edebileceğiz. Biz bu filmde, her yönetmenin rahatlıkla altına imza atabileceği evrensel bir öyküyü, klasik ile modern anlatının iç içe geçtiği, sıcak, samimi bir dille anlatmaya çalışıyoruz.”

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

yüreğim tetik ve kavi / Taner Taştekin
yirmi beş ıssız gece / Mazlum Civan
yenildim sana hüzün / İsmail Bingöl
yâre, yâre / Alâaddin Soykan
taze mezar / Kamuran Bate
Tümünü Göster