bize ırak bir kurtlar vadisi

192
Görüntüleme

Uzun zamandır gündemden düşmeyen bir dizi, şimdilerde sinema salonlarında boy gösteriyor. Ve elbette televizyondaki kadar da ses getiriyor.Ama doğrusu, “Kurtlar Vadisi” isimli diziyi -kaç yıldır yayınlanmasına rağmen- bir kez olsun izlemedim! Hatta inanın, hiç merak etmedim! Nedir, ne değildir, ne anlatır, kimi anlatır, olaylar gerçekten bir vadide mi geçer, yoksa aslında doğanın sevimli yaratıkları olan kurtlardan mı bahsetmektedir? Hayır, bunların hiçbirini gerçekten bilmiyorum. Ancak elim kumanda üzerinde gayri ihtiyari dolaşırken, dizinin yayınlandığı kanala denk geldiğinde hep bir hastane koridoru ve hep vurulan birilerinin arkasından o koridorlarda üzülmekle vakit geçiren bir yığın insan görürüm. Yine merakımı celb etmez ve hemen değiştiririm. Ama artık herkes öylesine bahsediyor ki, maalesef “Polat Alemdar” ismini bir nevi ezberlemiş oldum. Bu ismin, dizinin başrol oyuncusunun değil de, kahramanının ismi olduğunu öğrendiğimde de pek şaşırmıştım. Çünkü bahsi geçen bu isimden insanlar öylesine bahsediyorlar ki, yaşayan, var olan bir kimse sanırsınız. Demek ki insanlar, doğru ya da yanlış bir “kahraman” üretip Türk halkına böylesine benimsetebilmişlerdi.Peki bu bir benimseme miydi? Aslında en önemli soru şu olmalı burada. Polat Alemdar denen kahraman -ne kadar kahraman olduğu da tartışılır- doğru ve isabetli bir kahraman mıydı? Her kahraman hep doğruyu mu yapardı? Ya da bir kahraman nasıl bu kadar inandırıcı olabilir ve insanların içine, yaşantısına nasıl böylesine yerleşebilirdi? Bizim çocukluğumuzun karakterleri olan Süpermen de bir kahramandı. Ama biz çocuklar da dâhil herkes onun bir hayal ürünü olduğunu bilirdi. Oysa insanlar Polat Alemdar’dan bahsederken kanlı-canlı-diri biri olarak bahsediyorlar. Bir oyuncu için halkın gerçek adını bilmemesi, televizyonda canlandırdığı karakterin ismiyle anılması ve öyle hatırlanması herhalde meslek hayatındaki en kötü şey olsa gerek. Önceden bu böyle değildi. Mesela Yeşilçam’da kötü adam belki bir ağa idi. Ama yine de onun adı Erol Taş’tı. Ya da kötü rolde bir mafya babasıydı ama onun adı Yavuz Karakaş’tı. Peki bu Polat Alemdar da neyin nesiydi? Ya da kimdi?İşte burada televizyonun gücünü bir kez daha hatırlamakta fayda var. Ve bu aracı kullanan insanların önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Senarist, sinemacı ya da televizyoncu olarak bizler, halk tarafından sıkı sıkıya takip edilen insanlarız. Ve eğer cemiyete sunduğumuz kahramanlarda isabetli seçimler yapamazsak, insanları yanlış yönlendirmiş oluruz. Ve mesela ismi geçen bu dizinin yaptığı gibi gençleri hatta çocukları yanlış özenti içine sokar, yeni nesli şiddetin içine doğru sürükleyebiliriz. Okullarımızda artan ve ilkokula kadar inen şiddetin kökeninde bu yanlış kahramanlar yatmaktadır. Kendini Polat Alemdar sanan her genç -ne yazık ki gençlerin çok fazla etkilendiği üzülerek gözlemlenmektedir- eline silahı kapıp sokağa salıyor kendini. Ve ortaya elbette oldukça üzücü manzaralar çıkıyor.1998 yılında bir radyo kanalında yaptığım “Sinema” isimli programıma rahmetli Osman F. Seden misafir olmuştu. O zamanlarda, Amerika’da bir okulda bir öğrenci silahla öğretmenini ve sınıf arkadaşlarını öldürmüştü. Seden, sinemanın insanlar üzerindeki etkisini anlatırken bu olaya değinmiş ve “Allah’a şükür bizde henüz böyle gençler, böyle çocuklar yok.” demişti. Evet, o tarihlerde hakikaten öyle gençlerimiz yoktu. Okullarda bir sükunet hakimdi. Ve eklemişti Seden, “ama böyle giderse bir on sene sonra bunlar bizde de olacak!” 2000’li yılların ortalarına geldiğimiz şu günlerde birbirini yaralayan, bıçaklayan, vuran okul çocukları çıktı ortaya. Bütün bunların sebebini düşündüğümüzde, herhalde herkes aynı noktada buluşuyor: Televizyonda şiddet içeren yayınlar arttı. Ve bunların başında da elbette Kurtlar Vadisi geliyor.Televizyonda şiddet saçması yetmiyormuş gibi bir de sinema perdesine sıçradı. Peki acaba sinemadaki Kurtlar Vadisi Irak nasıldı? İşe her zamanki gibi filmin künyesini vererek başlayalım isterseniz: Sadullah Şentürk ve Serdar Akar olarak karşımıza çıkan iki yönetmenli filmin senaryosu da bir ikiliye ait, Raci Şaşmaz ve Bahadır Özdener. Oyuncular Necati Şaşmaz (Polat Alemdar’ı canlandıran oyuncunun gerçek ismi buymuş ama herhalde kimse bilmez), Billy Zane, Ghassan Massoud, Bergüzar Korel, Gürkan Uygun. Filmde Türkçe, İngilizce, Arapça ve Kürtçe konuşuluyor. Ve müthiş bir ön hazırlık yapılıyor, dilden dile dolaşıyor, Türk sinema tarihinde şimdiye kadar en yüksek bütçeli yapım unvanını taşımaya hak kazanıyor.Filmin hikayesi gerçek bir olay olan “çuval hadisesi” ile başlıyor. 4 Temmuz 2003 tarihinde Kuzey Irak’ta konuşlanmış on bir kişilik özel Türk kuvvetinin gayri resmi, yarı gizli karargâhına, Amerikan birlikleri gelir. Türk ekibi, bunu müttefiklerinin olağan ziyaretlerinden biri zanneder. Fakat, bu kez durum farklıdır. Artık Amerika dünyada “son sözü” söyleyen tek güç olmak hedefindedir. Onlara göre bu bölgede ise artık Türkler’e yer yoktur. O gün on bir asker, başlarına çuval geçirilerek halkın gözlerinin önünde askerlik onurları hiçe sayılarak sınır dışı edilirler.Filmde her şey buraya kadar gerçekleri anlatıyor. Gerçekler üstüne kurgulanan hikayede Süleyman Aslan, o on bir kişiden biridir. Vaktiyle aşağılanarak teslim olmayı onuruna yediremeyen Üsteğmen Süleyman geride bir mektup bırakıp intihar eder. Çok özel olarak yetiştirilmiş bir Türk istihbaratçısı olan Polat Alemdar, mektubu aldıktan sonra görevi uğruna intihar eden arkadaşının vasiyetine kayıtsız kalmaz. Ölümü göze alarak adamları ile birlikte Kuzey Irak’a gider. Bundan sonra müthiş bir kovalamaca başlar.Doğruyu söylemek gerekirse, sahneler Hollywood sinemasını aratmayacak kadar başarılı. Türkiye’de ilk defa tek bir sahnede 6 kamera kullanılır, yine ilk defa tek planda canlı bomba çekimi gerçekleştirilir. Film için toplam 3 bin 391 kostüm hazırlanır. Ve filmin, Amerika ve İsrail tarafından gösterime girmesi engellenmeye çalışılır. Çünkü her iki ülke de anlatılan olaylardan rahatsız olur. Kim ne derse desin, film gerçek bir olaydan yola çıkmış ve özellikle hapishane sahneleri de dahil diğer anlatılanlarla da tamamiyle gerçekleri yansıtmıştır. Evet, amerikan askerleri daha fazlasıyla, Irak’lı Müslüman halka işkence yapmıştır. Bu çekimler çok başarılı ve elbette gerçekçi. Ama herhalde filmin en başarılı yanı, Irak’ta insanlara sevgiyi ve sabrı telkin eden şeyhin açtığı meydanda yapılan zikirdi. Ancak film bize en önemli şeyi hatırlattı. Hani bir türkü vardır ya, isterseniz şöyle diyelim: Orda bir Irak var uzakta, Türkmeniyle Arabıyla Kürdüyle, bizim Irak’ımızdı, hani, bizim toprağımızdı. Ama acaba bunu bugün kim biliyor? Polat Alemdar’ı tanıyıp kendine sözde örnek alanlar, bir zamanlar Irak’a sahip olan atalarını ne kadar tanıyıp örnek alıyor? Evet, olsa olsa bize bu kadar ırak, işte bu kadar uzak olabilir şu Irak denilen iller. Halbuki nicemiz akrabasını bırakmıştır oralarda ve nicesi bağını, bahçesini, evini ve hatta kardeşini… bize ırak (uzak) bir vadide şimdi tanımsız kurtlar gezinmekte.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

ikindi vakti / Celal Türk
hocam Cahit KOYTAK’a / Ferman Karaçam
zurnanın ölümü / Mehmet S.Rindokur
zamanın dışına çıkmak / Bilal Kemikli
yaz okumaları / İsmail Bingöl
Tümünü Göster