Saklı Mektuplar -XVI-

254
Görüntüleme

“hüzün bizi terk etmiyor hiç de fasıla vermiyor”
farkındasın değil mi?ağır geliyor  eylül! ağır geliyor!ağır!                            
ilk kez düşünce sıcak gezen sokaklara sevda,tüm serinliği dokunurdu uzanıp…geceydi gece gece korku dolaşırdı ağaç gövdelerinin gerisinde,işçiler yürürdü ben beklerdim duvar diplerinde hem korkardı pabuçlarım hem götürürlerdi beni sahilin en karanlık yerine gece indiğinde uyurdu bağıranlar her şeye harfi – r – için korkularım pusardı  köşelere en köşelere şimdi en acayip evhamlar üzerime üzerime geliyor Şiraze. dolunay mı düşecek evimin üzerine. ya dünya mı yarılacak orta yerinden. ya arabalar mı girecek penceremden salon koltuğuma. yağmur başladı devrilecek mi ağaçlar üzerime. Şiraze her şeyden korkar olmanın korkusunu duyuyorum. hemen kulağımın dibinde. korkunun sesi de hiç çekilmiyor Şiraze.korkunun sesi hiç de hoş değil Şiraze. bir yol bulsam da atsam onları bir bilinmeyene, en ücrasına uzaklarımın. bir kuyu mu, bir karanlık oda mı, ötesi dünyanın da ötesi mi… Şiraze korkularımın içinde ben, bir meczuba dönüşme endişesindeyim. endişelerimdir beni büyüten, endişelerimdir bana “büyü artık” diyen. ben büyümek istemiyorum Şiraze. ben büyüyüp incir ağacından inmek istemiyorum Şiraze. orada kalmak hep; nar tadı dilimde, rengi ellerimde… ne çok acı bitiktiriyoruz Şiraze. hep acı mı biriktiriyoruz Şiraze? acılar mı büyütüyor bizi, acılar mı dolduruyor böyle içimizi, acılar mı değiştiriyor bir zamanlarki her şeyimizi? ne çok acı biriktiriyoruz Şiraze. her dolabın içinde, her sandığın bohçasında, her çekmecede, her defterin birçok satırında, yatak çarşaflarının yamalarında… ne çok acı biriktiriyoruz biz Şiraze. oysa gülen gözlerimiz vardı, derlerdi “ne çok yakışıyor size tebessüm”. koşarak inerdik merdivenleri, müzik ruhumuzun gıdasıydı, satın aldığımız her kitabı bir solukta bitirecek bol zamanla çevriliydik; sinemalara gider, tiyatro üzerine alkış tutardık… Şiraze biz en mutlu olduğumuz zamanlarda bile tebessüm arasına gözyaşı koymayı bir huy edinmiştik. severdik Şiraze. sevilirdik bir de… şimdilerde sadece telâşlarımız var hayat üzerine. hayat şimdilerde telâş üstüne telaş Şiraze. bu telaş ile ne kadar yürüyebilirim, ne kadar toplayabilirim güzellikleri. ne kadar verebilirim bir de benden herkese ve her şeye ve kendime… Şiraze ben acının hangi asrında, hangi sarayının ahşap korkuluğunda, hangi duvarının çatlağında, hangi “bulunmaz” denen kumaşının renginde… kendime tutunma vaktindeyim. Bir minyatürün içinde gezinen çekik gözlü kız, gravürlerden taşan renk; bir sfenksin sağ gözü, saçı, kuyruğu; sıcağın nemi, gecenin en sükûta sarılan demi; usturuplu belki, belki de en engebeli duruşun doruk noktasıyım Şiraze. Varım! Yokum! Yokum! Varım! kime göre var, kime göre yokum? kim bilir varlığımı, kim bilir varlığıma rağmen yokluğumu? kimle varım, kimle yokum? neredeyim Şiraze? neresindeyim senin bulunduğun yerin? “güney” desem, güneyi güney yapan ne? “kuzey” desem, kuzeyi kuzey yapan ne? doğu, batı… bütün bunların arasında mı? nerede var ya da nerede yok’um Şiraze? yönlerimde sorular raks ile gezinmede. yıpranmış bir gondol yanaşıp yanıma alıyor beni, sorularım kalıyor geride. gondolcu yaşlı bir kadın Şiraze. su kahverengi, kahverengi bence susmanın rengi. susuyoruz Şiraze. ben ve gondolcu…bu zeminde bana hep susmak düştü Şiraze. sus ve sus ve sus! sınamadan önce sınavdasın farket
Şiraze’den Şiraze’ye

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Türkçe Dilbilgisi / Ay Vakti
Gogol’un Kaputu Sihirli miydi? / Ahmet Sıvacı
Eylül’de Yeniden ve Yine Ölebilmek / Nesrin Çaylı
Ömrümüz Eylül Arası / Reşit Güngör Kalkan
Sana ve / Bu Yüzden / Her Şeye Veda / Taner Taştekin
Tümünü Göster