Hüznün Kuşattığı Ada: Mutluluk

231
Görüntüleme

“Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabib
Kılma derman kim helâkim zehri dermanındadır.”
Mor ışıklar, bir bestenin en can alıcı notaları gibi mavi sulara düşüyor.Sular, coşkun bir melodinin raksını tutuyor, sular utanç laciverdine bürünüyor, bu lacivert suların üstünde, ak bir buğu yükseliyor ve kurşuni bir hüzün olarak mavi sulara geri dönüyor. Mutluğu hüzünden, hüznü de mutluluktan ödünç alıyoruz. Geride bıraktığımız hüzünleri toplama sanatıdır mutluluk. Kahkahalarımız, kor bir ateş gibi dudaklarımızda dalgalanıyor. Sanıyoruz ki, bütün mesele daha bol kahkahalı bir hayat. Oysa bir kahkahanın tabirinden kaç hüzün çıkar, bilmiyoruz. Acıyı sanatın en büyük öğretmeni olarak niteleyen yazar, “Mutluluk, zevk ve başarı, kaba tanecikli kalın bir dokuda olabilir; ama hüzün yaratılmış şeylerin en duyarlısıdır. Nerede hüzün varsa orada kutsallık vardır.” diye yazmıştı. Almanların bilge yazarı Goethe:
“Ekmeğine kederi katık etmeyenler,
Ağlamakla, sabahı beklemekle
Gecelerini tüketmeyenler
Tanıyamazlar sizi, ey göksel güçler!” demişti. Kahkahalar ruhumuzdan neleri alıp götürüyor, bilmiyoruz.
Başlangıçta ortak dilimiz, hüzün ve mutluluktu. Biz, kelimelerle dilimizi yozlaştırdık. Kelimeler çoğaldıkça diller çoğaldı, diller çoğaldıkça insanlar birbirlerinden uzaklaştı. Oysa başlangıçta hüzün ve mutluluk vardı ve bütün sözcüklerin tükendiği noktada yine hüzün ve mutluluk var. “Tuna Üstüne Söyleyen” şairin Abidin Dino’ya: “Sen mutluluğun resmini çizebilir misin?” deyişindeki hikmet de, sanırım mutluluk ve hüznün en saf izdüşümünün insanda olması ve insanın ötesine taşınamamasıdır.
Fırtına, kalıcı olduğunu sanır; oysa rüzgarların ömrü daha uzundur.Sel, ovaya kalmak için iner; fakat ardında  bir yığın kum bırakır.Yılan, derisinden  bir tövbe ile soyunur; fakat zehrinden yepyeni bir deri boy verir.Mutluluk bir zırh gibi gövdemizde kamaşır ama hüzün iğne deliğinden kendisine yol bulur.
Mutluluğa ant imiş, hüzünlerden azade bir hayat sunuyor bu karton kapaklar.Okuduğum bütün kitaplarda, harflerin arkasına gizlenmiş mutluluk formüllerini aradım, ta ki bir gün o yaman dostun: “Sen, ikinci el hayatlar okuyorsun; dolayısıyla ikinci el mutluluklar bulacaksın ve çoğu kez ikinci el mutluluklar hüznün filiz noktasıdır.” deyinceye kadar. Vazgeçtim artık, mutluluğun formüle edildiği paket kitaplardan. Fazla korunanın daha fazla yaralanması misali, hüzünden kaçtıkça mutluluktan da uzaklaşıyoruz.
Kabe’yi ihram giymiş, kalbini tavaf eden bilge: “Mutluluk, huzur anlamına gelmez.” dedi. “Nasıl?” dedim. “Bir bilge dünyanın bütün acılarını kalbine yüklediği için huzurludur; ama bir bencil, bütün acılara kulaklarını tıkadıkça mutlu olabilir.”
Oscar Wilde, İsa’ yı anlatırken onun insanda eşitlendiğini ve insanı en yüce varlık olarak kabul ettiği için huzurun zirvesine çıktığını; ama çok az mutlu olduğunu yazmıştı. Ermişlerin; cüzamlıların yanaklarından öpmeleriyle, yokluk sofralarında yoksulları ağırlamalarıyla, bir günahkarı yüceltirken kendilerini aşağılamalarıyla huzurun mutluluktan çok daha başka bir tılsım olduğunu bizlere öğretmek istediklerini yazmıştı. Mutluluk, ruhun kendisini acıdan sakınması, koruma çabasıdır. Huzur ise ruhun adanması, acıyı hissetmesidir. “Ârif güle benzer de gülümser pek az.” Bir cümle deviniyor zihnimde: “Mutluluk, Tanrıya, sonsuz bir minnet duymaktır.” Mutluğun yelkenleri iyice gerilmiş, hüznün rüzgarları şişiriyor mutluluğun yelkenlerini. O yaman dost, “Mutluluk, hüznün doyma noktasıdır ya da mutluluklar çoğu kez demlenmiş hüzünlerdir.” demişti. Mutluluk’un yazarına: “Kitabınızın adını neden mutluluk koydunuz?” diye sorulmuştu. Yazar: “İnsanlar, bir gün mutluluğun limanında sonsuza değin demirleyeceklerini düşünürler. Sonrasında  hayatlarında acının ve mutsuzluğun yer etmeyeceğini düşünürler; oysa mutluluk ve hüzün hayatın duraklarıdır. Yolculuğumuz sürdükçe bu duraklarda konaklayıp yolumuza devam edeceğiz.” diye yanıtlamıştı. Yunus, bu sözü yıllar evvelinde söylemişti:
“Hak bir gönül verdi bana ha demeden hayran olur,
Bir dem gelir, şâdi olur, bir dem gelir giryan olur.”
Bir “hüzün yılı” yaşanmış ve yetimliğe bir de öksüzlük eklenmiş. Ulu dorukların ulaşılmaz derinliklerden çıkması gibi kalbinin Yusuf kuyusundan varlığının en yüksek zirvesine çıkan Mevlevilerin Şeyhi:
“Varlık benlik gözetmemek, mutluluk o
Kopsun, Allah bir yana, tümden insan” derken bütün varlıkları öz varlığın yansısı olarak görür.
Hikmetli şiir söyleyen Nesimi, teninden soyunmadan önce mutluluğunu da hüznünü de kendisine saklar:
“Nesîmî’ ye sordular kim yarin ile hoş musun
Hoş olan ya olmayam ol yar benim kime ne”
Bilirim, mutluluk, hak ettiklerimizin tam karşılığı olsaydı bunu en çok sen hak ederdin;  hüzne talip olan yürek olsaydı, hüzün heyben çok ağır olurdu.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Yak Beni / Murat Kahraman
Vird-i Leyla / Ebubekir Koçak
Güle Dair / Feride Sezer
-İsimsiz Şiir II- / Taner Taştekin
Vakit Tamam / Naz
Tümünü Göster