Celveti Bir Şair, Fenayi Cennet Efendi

300
Görüntüleme

Celvetî tarîkatının önemli şeyh  ve şairlerinden biri olan Fenâyî Cennet Efendi’nin, kaynaklarda  doğum tarihine ilişkin doğrudan bir bilgi yer almamaktadır. Ölüm tarihinin tam olarak tespiti ve doksan yaşında öldüğü bilgisinden hareketle, hicrî takvimi de göz önünde bulundurarak, kesin olmamakla birlikte, İstanbul’un Tophane semtinde 1577 yılında  doğduğu sonucu çıkmaktadır.  
Asıl adı Mehmed’tir. İsmini bilmeyenlerce kendisine “Ehl-i Cennet” diye hitap edilmiş, daha sonra bu hitap şekli de kısaltılarak “Cennet” şeklini almıştır. “Fenâyî Cennet Mehmed Efendi”, “Cennet Mehmed Efendi” ve “Mehmed Fenâyî Cennet Efendi” şeklinde de isimlendirilmiş, Bursalı İsmail Hakkı’ya göre ise “Ehl-i Cennet Efendi” olarak tanınmıştır.
Gençlik yıllarında, kendisi gibi baba mesleğini icra eden kardeşi Ahmed Çelebi vasıtasıyla bir gün Üsküdar’da bulunan Celvetiyye tarîkatı şeyhi Hüdâyî’nin ziyaretine gitmiş, huzuruna vardığında “inâbe” almış ve “biat” etmiştir. Katiplik mesleğiyle hayatını kazanırken söz konusu tarîkata girmiş olması, Fenâyî’nin hayatında önemli bir dönüm noktasıdır. Kaç yıl olduğunu bilmiyorsak da, bir müddet Hüdâyî’nin hizmetinde bulunmuş, ilim ve tarîkat adabı öğrendikten sonra Şeyh’in asadârı olmuş ve bu görevi on yedi sene sürdürmüştür. Bu on yedi yıllık hizmetten sonra Şeyhi tarafından Simav’a halife olarak gönderilmek istenince affını talep etmiş ve bunun üzerine Hüdâyî ; “Ben ümmî bir adamım. Senden hazır bulunan kullarına faydalı olan şeyi bana ilham etmeni istiyorum (Ya Rab)” anlamındaki duayı Fenâyî’ye öğreterek irşad vazifesine başlamadan önce bu duayı okumasını istemiştir. Bu telkinden sonra Simav’a giderek irşad görevine başlayan Fenâyî’nin ne zaman tarikata intisap ettiği, hangi tarihte Simav’a gittiği ve dolasıyla orada ne kadar kaldığı belli değildir. Ancak, Hüdâyî’nin vefatına kadar Simav’da kalmış,  şeyhinin vefatından sonra (1 Ekim 1628) ise İstanbul’a dönerek, Tophane’de inzivâya çekilmiş ve Hüdâyî dergahının, Hüdâyî’den sonraki ikinci şeyhi olan Mesud Efendi’nin 1657 yılında vefatıyla birlikte de bu dergaha postnişin olmuştur.
Fenâyî’nin ailesiyle ilgili bilgimiz oldukça sınırlıdır. Sadece babası ve kardeşine ait az da olsa bilgi bulunmaktadır. Bağdatlı İsmail Paşa dışında, kaynakların üzerinde hemfikir olduğu bilgiye göre; babası, kalem erbabından bir zât olan İshak Efendi aslen İstanbul Tophanelidir ve asıl mesleği katipliktir. Babası gibi katiplik mesleğini icra eden Ahmed Çelebi isminde bir kardeşi vardır ki bu da yine Hüdâyî’nin müritlerindendir.
Öğrenimine ilişkin detaylı bilgiye rastlayamadığımız şairin, sadece Uşşâkizâde Zeyli’nde yer alan, Hüdâyî ile aralarında geçen bir konuşmada, “…Sultânım ben evâil halimde ancak Molla Câmî’den Merfûat kısmına dek okudum, gayri bir nesne görmedim.” ifadelerinden medrese öğrenimi yaptığı anlaşılmaktadır. Tophane’de doğup büyümesinden ve katiplik mesleğinden dolayı da İstanbul’da bulunan bir medresede eğitim gördüğü neticesi çıkmaktadır. Divanı’nda  iki Farsça gazel ve bir Arapça beyit bulunmaktadır ki bu da onun Arapça ve Farsça’ya, bu dillerde şiir yazacak kadar vakıf olduğunu göstermektedir. Yine Tophane’de bulunan İlyas Çelebi Camii’nde kürsü şeyhliği yapmış olması da çok iyi bir medrese eğitimi aldığını göstermektedir.
Hüdâyî’nin vefatından sonra Hüdâyî dergahına önce Balıkesirli Muk’ad Efendi (ö. 1639) daha sonra da Hüdâyî’nin torunu Mesud Efendi (ö. 1657) postnişin olmuştur. Mesud Efendi’nin vefatıyla birlikte, 1657 yılında söz konusu dergahta Hüdâyî’den sonraki üçüncü şeyh olan Fenâyî, sekiz yıl müddetle bu görevini sürdürmüştür.Vefatına düşürülen tarih beyitlerinden birinde, gün ismi de belirtilerek:
Cemâziye’l-âhirüñ yirmi beşi
Düşenbe gecesi oldı revâna ifadeleri kullanılmaktadır.
Buna göre, 12 Ocak 1665 Pazartesi gecesi öldüğü sonucu çıkmaktadır.
Mezarı, Aziz Mahmud Hüdâyî Camii’nin giriş kapısının karşısında bulunan Cennet Efendi Türbesi’ndedir. Bugün sadece makber ve etrafının duvarları mevcuttur. Üzeri açık olan türbede Fenâyî’nin mezarının sağında ismi belirtilmeyen hanımının, solunda ise yine ismi verilmeyen bir halîfesinin mezarı bulunmaktadır. Ayrıca bu türbede, türbeyi yaptıranlara ait beş mezar daha vardır.
Hayatı hakkında bilgi veren kaynaklarda, edebî kişiliğinden daha çok tasavvufî kişiliğiyle ön plana çıkar. Celvetî tarîkatı şeyhlerinin büyüklerindendir. Feyiz ve kerâmetleri “hurşîd gibi nur-efşân”dır. “Riyâzât ve mücâhedât sahibi”, veli olduğu şüphe götürmeyen bir zâttır. Kerâmet sahibi fenâ fi’llâh derecesine ulaşmış Anadolu şeyhlerinden mübarek bir kişidir. Şeyh (Aziz Mahmud Hüdâyî) seccâdesinin dönen tesbihi ve şeyhten sonra gelen iki zevk sahibinden birisidir. Vaazlarını dinleyen Şeyhülislam Minkârîzâde Yahya Efendi (ö. 1677) ’nin, Fenâyî’nin vaazları sırasında irticalen konuşması ile zahirî ve bâtınî ilimlerdeki behresine hayret etmesi ve bu durumunu takdirle karşılaması da onun zâhirî ve bâtınî yönünün ne derecede olduğunu göstermektedir.
Fenâyî Cennet Efendi, Celvetî tarîkatının önde gelen şeyhlerinden keramet sahibi bir Anadolu evliyâsıdır. Mütevâzı, makam ve mevkide gözü olmayan, dünyadan bir beklentisi bulunmayan ve kendisini tamamen Allah’a adamış bir kişidir. Vaizlik görevinde bulunması, Arapça ve Farsça’yı iyi derecede bilmesi, şiirlerinde, diğer bir çok mutasavvıf şairin divanında (ör. Niyazi Mısrî, Aziz Mahmud Hüdâyî, Sun‘ullah Gaybî, Sinan Ümmî vb.) rastlayamadığımız kadar çok fazla sayıda âyet ve hadis kullanması da dinî ilimlere ne derecede vâkıf olduğunu göstermektedir.
Şiirlerinin büyük bir kısmı ilahî formuyla yazılmıştır Şiirlerine muhteva yönünden bakıldığında, Fenâyî için “Birinci derecede bir mutasavvıf şairdir” denilebilir.
Celvetî tarîkatının kurucusu olan şeyhi, aynı zamanda “Dinî Tasavvufî Türk Edebiyatı”nın da önemli şairlerinden birisidir. Fenâyî de şeyhi Aziz Mahmud Hüdâyî gibi Yunus tesirinde kalan vahdet-i vücûdçu bir şairdir. Dolayısıyla Fenâyî, Hüdâyî’nin şiirlerinden etkilenmiştir. Hüdâyî’yi mihver kabul edecek olursak, Hüdâyî şiir tarzını devam ettiren ilk Celvetî şairinin Fenâyî olduğunu söylememiz yanlış olmayacaktır. Kendisinden sonra da sadece merkez Hüdâyî dergahında postnişînlik görevinde bulunan Gafûrî, Tâlibî, Selâmî (ö. 1692), Fenâyî Mustafa (ö. 1703) Abdülhayy b. Saçlı İbrahim Efendi (ö.  1705) gibi çok sayıda mutasavvıf şair bulunmaktadır. Ayrıca diğer Celvetî dergahlarında şeyhlik yapan şairlerin sayısı da oldukça fazladır. Celvetiyye’nin; Fenâiyye, Selâmiyye, Burseviyye ve Hâşimiyye şubelerinin kurucuları da aynı zamanda birer şairdirler.
Fenâyî’nin; Tecelliyât, Divân-ı İlâhiyât ve Cennetiyye fî-Maârifi’l-İlâhiyye adını taşıyan üç eseri  vardır.  Divanından bir bahariye ile yazımıza son verelim.
“ Bahār erişdi ref‘ oldı yüzinden perde gülzāruñ
Açıldı ġoncānuñ ķalbi zamānı ķalmadı hāruñ

Yañaġı gül gibi güldi ferahdan ġoncanuñ gerçi
Yine gül oldı manzūrı çemende bülbül-i zāruñ

Nedendür bāġ-ı ‘ālemde çiçekler muhtelif elvān
Boyacısı bir iken hep bu eşcār ile ezhāruñ

Bugün sünbül ile gülden gülistān küllī nūr oldı
Velī ta‘n eyledi aña yine zülf ile ruhsāruñ

Eğer sūsen gibi ebkem değilseñ nutķa gel söyle
Ne yerdendür bu terkībüñ nedendür nutķ u güftāruñ

Çemende lāleden gülden cihān bāzārıdur gülşen
Temāşāsın ġanīmet bil gel ey hāce bu bāzāruñ

Nişānın görmek isterseñ Fenāyī ‘ālem-i ġaybuñ
Maķāmātın sema‘ eyle usūl ile bu edvāruñ “

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Yak Beni / Murat Kahraman
Vird-i Leyla / Ebubekir Koçak
Güle Dair / Feride Sezer
-İsimsiz Şiir II- / Taner Taştekin
Vakit Tamam / Naz
Tümünü Göster