Aşık Ruhsati, Gül ve Bülbül

157
Görüntüleme

Asıl adı Mustafa olan Aşık Ruhsati,1835 yılında Sivas’ın Deliktaş köyünde doğmuştur.Kuvvetli bir tahsil almasa da Arapça’ya kısmen vakıf olduğunu, kimi zaman ayet ve hadislere yaptığı telmihler neticesinde anlamak mümkündür. Bir halk aşığı olan Ruhsati’nin bir gün rüyasında bade içmek suretiyle aşık olduğu yani aşıklığı genç yaşta elde ettiği de kendisi hakkında verilen bilgiler arasındadır.(1)
Aşık Ruhsati’nin şiirlerinde  gördüğümüz hususiyetler, divan edebiyatı mahsulleriyle bazı yönlerden ünsiyet gösterir. Kullandığı mazmun, teşbih ve mecazlar açısından kendini gösteren bu yakınlığı sağlayan unsurlardan biri de divan şiirinin vazgeçilmez ikilisi olan “gül ve bülbül”dür.
Bilindiği gibi gül ve bülbül bizim şiirimizde “aşık ve maşuk” u ifade etmek, vasfetmek için yegane ve artık klasikleşmiş iki semboldür. Bülbül niyaz makamında, en güzel şarkılarını gül için söyler, gül ise naz makamının sultanı olduğu için kendisine edilen niyaza karşı hep lakayd kalır, bigane durur. Gülşenlerin bu nadide çiçeği; duruşu,rengi,zarifliği,inceliği ve şairlerimizin ruhuna akseden nice güzel haliyle birçok şiirde arz-ı endam eder. Gül ile kurulan benzeme ve hayallerin başında elbette gülün Hz.Muhammed (sav) için  bir sembol olarak kullanımı gelir. Üstelik o öyle bir güldür ki bağbanların daha güzeli açsın diye uğraşmaları beyhudedir.
“Suya virsün bağban gül-zarı zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gülzare su”
Fuzuli gibi daha nice divan şairi Hz. Muhammed – gül ilişkisini ifadeye çalışan beyitler yazmıştır ve bunlar klasik Türk şiirimizde oldukça yekün tutar.
Aşık Ruhsati şiirlerinde gül ifadesini umumiyetle kendisine müptela olunan , yazın geldiğini müjdeleyen, bülbül tarafından sevilen ve hem sevilmesi gereken fakat bunların yanısıra baki olmadığı da bilinmesi şart bir kavram olarak karşımıza çıkar. Yani onun şiirlerindeki benzetmeler , klasik şiirimizdeki teşbih ve mecazlara yakın fakat biraz daha mahduddur. Zira bilindiği gibi gülün klasik şiirimizde kullanım sahası oldukça geniştir. Aşık Ruhsati’de gülün klasik bir anlayışla Hz.Muhammed  (sav) ‘in adı olarak kullanımından  biraz farklı bir şekilde, Hz.Peygamberin “iki reyhanım” diyerek sevdiği Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin için kullanıldığını görüyoruz. Şiirlerinde, ehl-i beyt sevgisinin oldukça yoğun olduğunu fark ettiğimiz Ruhsati;      
“Seher vaktinde bülbülüm
Dilim Hasan Hüseyin’dir
Domurlanıp açıldıkça
Gülüm Hasan Hüseyin’dir”
Diyerek gül’ün gülşeninde yetişen iki güzelliğe yine gül demeyi tercih etmiştir. Ruhsati’nin bu dörtlüğü bize, edebiyatımızda gül-peygamber ve ehl-i beyt sevgisiyle hazırlanmış gül şeklindeki Hilye-i Şerifleri hatırlatmaktadır. Verd-i Muhammedi yahut Gül-i Muhammedi denilen bu ilgi çekici kompozisyonlarda dal ve yapraklar ortasında açılmış tek gülün üzerinde Muhammed yazısı, yapraklarda da Hz.Ali,Hasan,Hüseyin,Fatma ve aşer-i mübeşşere okunurdu. (2)
Divan şiirinde gül en çok sevgili için kullanılır. Aşık (şair) için bu nazlı çiçek, sevgilinin ya al al olmuş yanağı, ya gençliği,tazeliği için kullanılacak yegane teşbihtir. Bu yüzdendir ki gül mazmunlaşarak divan şairi için vazgeçilmez bir özellik kazanmış ve bazen yar için hitap olmuştur.
“Gülüm şöyle gülüm böyle demektir yara mutadım
Seni ey gül sever canım ki yare hitabımsın”
Nedim

Nedim güle olan sevgisini yar’e hitabına bağlar ve bu defa artık meclise gelmesi için temennada bulunduğu sevgilisi bir “gül-i rana”dır.
“Sen kim gelesin meclise bir yer mi bulunmaz
Baş üzre yerin var
Gül goncesinin guşe-i destar senindir
Gel ey gül-i ra’na ”

Gül-i ra’na, şairlerce her güle denilmeyecek kadar özel bir güldür ve belki de hitapta son noktadır. Nitekim Pertev Paşa;
“Reng ü budur güle ziynet güzele hüsn-ü baha
Gül denir her güle amma gül-i ra’na denmez”
diyerek bunu belirtir.
Aşık Ruhsati için de gül ve özellikle gül-i ra’na aynı ehemmiyettedir. Sevgili için hitaptır ve  bir ‘gül’ e bir gül-i ra’naya müpteladır;
“Bir vakte erdi ki şimdi günümüz
Ayak belli değil ser belli değil
Bir gül-i ra’naya olduk müptela
Bülbül belli değil har belli değil ”

Daha önce de belirttiğimiz gibi Ruhsati’de gül için ve güle dair kurulan teşbih ve mecazlar divan şiirindeki kadar zengin değildir. Ruhsati, bir güzellik unsuru olarak kullanmanın inceliklerine varmasa da gül’e gereken değeri verir ve onu diğer divan şairleriyle aynı çizgide buluşarak sevgilisi için hitap olarak sıkça kullanır. Gül denince yani sevilenden, mahbubdan bahsedince ilk akla gelen isim şüphesiz aşık konumundaki bülbüldür. Gül belki de en azından halk şiiri açısından düşünülecek olursa,ününü bülbülün kendisine yaptığı niyaz ile elde etmiştir diyebiliriz. Bülbül divan şiirinde aşkta sebatın ve aşkın sırrını ifşa etmenin sembolüdür. O aşkını güle anlatabilmek için durmadan öter  ve bu ötüş zamanla feryada dönüşür. Bu  yüzden şairler hemen daima bülbülü inleyen, ah u zarı göklere çıkmış  haliyle anarlar.
“Bülbül-i dil çok mudur eylerse feryad-ı hezar
Bir yüzü gül gonca dilberden ayırdı ruzgar”
Atai
Aşık Ruhsati’de  de bülbülle ilgili şiirlere sıkça tesadüf ediyoruz. Hatta merkezine bülbülü koyduğu, özellikle bülbüle hitabe yazıldığı intibaını veren şiirleriyle karşılaşmamız mümkündür. O da bülbülün ah u zarından sıkça dem vurur;
“Bakmaz mısın garip bülbül
Feryad eder sahralarda
Ötüşünden bilen bilir
Neler söyler sahralarda”  
Hatta bülbül sırrını bu derece faş etmesinden, bunca inleyişinden dolayı genelde şeydadır, çılgındır ki Ruhsati bir başka şiirinde;
“Bakmaz mısın şeyda bülbül
Figan eder seherlere
Hal dilinden bilebilsen
Neler söyler seherlerde”
diyerek onun derdiyle hem-hal olmaya, bir bakıma onu dinlemeye gayret eder.Fakat yazık ki onun derdine bir derman bulunmaz. Zira gülün bülbüle yüz vereceği, bülbülün gülden murad alacağı yoktur;
“Bir sada geldi guşuma yaz bahar gelmiş deyu
Garip bülbül gül dalında muradın almış deyu
Ben inanmam bu cevaba aşık murad  almaz
Mecnun’u hiç duymadın mı bir lahza gülmüş deyu”
Rüyasında bade içtiğini ve başından dört evlilik geçtiğini bildiğimiz Aşık Ruhsati; bülbülü, aşkı ve inleyişiyle kendisine benzetir;
“Candan aşık oldum bir alişane
Dağılmış şöhreti bezm-i cihane
Ben de senin gibi oldum daha ne
Yazık figanına efsane bülbül”
Benzetmekle de  kalmaz şiirin ilerleyen mısralarında aşkıyla nam salmış bülbülle aşkını yarıştırmaya, onu kendisine rakip görmeye kadar gider;
“Sadık üftadeler muradın bulur
Bu çarh-ı dünyada kamiyab olur
Yani Ruhsat senden geri mi kalır
Gel imtihan olak divane bülbül”
Ruhsati’nin bülbülle ilgili teşbih ve mecazlarının güle nazaran daha fazla ve daha ilgi çekici olduğunu görüyoruz. Onun şiirlerinde bülbül daha çok kişileştirmeye gidilerek işlenmiştir. Bu kişileştirme ile Aşık Ruhsati bülbülü  adeta idealize edilmiş bir müslüman olarak karşımıza çıkarmaktadır. “seher vakti it virdini” diyerek uyardığı bülbül, ayrıca Ramazan ayının bereketinden de feyz almalıdır.
“On bir aydır yol gözlerin
Hub açıldı gülün bülbül
Eğer kadrini bilirsen
Muradın alın bülbül
Ta’zim ile çıkıp karşı
Melekler donatır arşı
Ziynetlenir  dükkan çarşı
Sen de ara yolun bülbül”

1)Dr.Doğan Kaya, Aşık Ruhsati, Sivas Belediyesi Kültür Yay.,Sivas,1999 2)Beşir Ayvazoğlu, Güller Kitabı, s.101, Ötüken Yay.,İst, 2001

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Ay Benimle Ağladı / Şükran Işık
Erguvan / Mustafa Oğuz
Şiir Konuşuyor / Emre Şimşek
İstiare Zamanlar / Mehmet Yüzücü
Sen ve Sen / Recep Garip
Tümünü Göster