Zarftan Bahar Çıktı

222
Görüntüleme

Mart’ın  hoyrat bir şimal kabadayısı endamlı karı, bir ince kırbaç darbesi gibi inen boran yüklü rüzgarı kulaklarımı kızartırken, ben gözünü erken açan bebekler gibi zırlıyor, geciken otobüse veryansın ediyordum. Sonunda geldi. Mart’ın dondurucu  ateşinden gözlerim kısılmıştı. Kısık gözlerim, son ışıklarını verirken arada bir ışığını arttıran yalım mumlar gibi birdenbire parladı. Gözlerime inanamadım. Kayısı ağaçları çiçek açmıştı. Bağırmamak için zor tuttum kendimi. Kar, boran içinde bu ne cesaret? Bahar halısının ilk ilmiği, korkusuzca o gergin tezgahın üzerine yayılmıştı. Kendisinden emindi. Bu halı renk renk çiçeklerle bezeli, her ipliğine ışığın renkle yüklendiği ahenkli bir halı olacaktı ve devrini yitirmiş o gri ve eski halıyı tavan arasına kaldıracaktı. O gri kış halısı, giderken de kendisinden bir iz bırakmak istercesine dümdüz ovalarda rüzgar kılığına, dağ yamaçlarında çığ kılığında duruyordu. Bahar, bizi günahlarımızın bedelini ödedikten sonra vardığımız İbrahim’i bir mevsim gibi beklerken  zerre korkum kalmadı kıştan.
Bahar, beni ışığın kırılırken renklendiği o renk cümbüşüne, o düş alemine götürdü. Baharı anlatma vakti, baharı düşleme vakti gelmişti.
Kayısı ağaçları, bir yemini tazeler gibi, söz birliği etmişcesine baharın gölgesinde aynı gün çiçeklendiler. “Ayların en zalimi nisana” daha altı gün varken, bin bir telaşla marta yetişmeyi başarmışlardı. Kayısı çiçeklerinin tebessümü, masum bir bebeğin ilk gülücüğü kadar temiz ve heyecan vericiydi. Bahar,rengarenk bohçasını kapmış, kapımıza kadar gelmiş, eşiği geçmesine ramak kalmıştı. O bohçanın düğümü çözüldü, çözülecek. Yer altında tatlı bir telaş, yer üstünde bir arınma, bir hazırlık neşvesi,  hepsi bahar için. Toprakta gizli yüz bin çiçeğin kokusu, toprağa rayiha olmuş her yer mis gibi toprak kokuyor. Yer altında  bahar şehveti ile coşan yer altı sularının sesi geliyor, kulaklarımıza. Karıncalar bir postacı edasında yer altına, yer üstünden haberler uçuruyor. Mevsimlik misafir göçmen kuşları, baharın yelesine tutunmuş gibi geri dönüyor. Mor dağların kahverengi kayaları, kışın örtüsünü üzerlerinden atmaya başladı, uçları bir yalım ağzı gibi ışıl ışıl, ter ü taze. Soy kısraklar, rüzgarla sözleşmişcesine deli deli koşuyorlar, sabah yeline karşı. Kırlangıçlar, çılgınca uçuyorlar gökyüzünde, gelişi güzel makaslar atıyorlar gök kumaşına, ama herkes bu kumaştan çıkan kıyafete temenna duracak. Tabiat söz ehli, saz ehli bir hoş sohbet aşığı karşılamak için dökülmüş yollara.
“Yine bahar oldu açıldı güller
Figana başladı yine bülbüller
Başka bir hal olup açtı sümbüller
Aşıkların del’olduğu zamandır”
Baharın, bohçası açıldı açılacak… Mevsimlerin en şatafatlısı, en cömerti geliyor. Toprağın karnı iyice büyüdü, eli kulağında baharın. Paslanan demirin çektiği acıyı ta kalbinde duyan şair, çiçeklerin açarken çıkardıkları gürültüyü de işitir.
“Çiçekler gürültüyle açar;
Gürültüyle çıkar duman topraktan.”
Kayısı ağaçları kulağıma bir şeyler fısıldadılar: “Bahar, tertemiz, dupduru bir ışık gibi gözlerine ve gönlüne konuk olarak geldi, müjdeler sana. Aylardır ayrı düştüğün kadim bir dostla vuslata ermek üzeresin, müjdeler sana…” Size ne söyler bilmem ama kayısı çiçekleri, bana bahar senfonisi söylüyorlar, kulaklarımı açma zamanı!
En derin acılarını baharda yaşayanlar anlar ancak baharın bu derin acıları nasıl tazelediğini. Gözlerini korkarak baharın geldiği tarafa çevirirler, güneşlerini yitirdikleri o zamanlara giderler. Gözleri bulutlu bahar zamanı göz yaşları, yüklü bahar yağmurları… Bir zamanlar hıçkırıklarının kaybolduğu bahar yamaçlarında bugün en cılız sesleri dahi yankı olur, kalbe çakılan çiviler misali. Bahar, acıyı tazelediği gibi,  sabrı da arttırıyor. Her şey geri dönerken, yenilenirken neden umutsuz olalım? Kara kışa teslim olmuş kayısı ağaçlarına hayat suyu veren bahar bize de yeni bir diriliş müjdesi veriyor.
Bahar, yeşil kadife üzerine işlenen sarı papatyaları, mor menekşeleri, pembe çuha çiçekleri ile gözümüzü, gönlümüzü okşarken, elektro renklere bürünmüş, lüks bir mağazanın vitrinindeki “Sezonu açtık” yazısı kıştan pusuya yatmış, bir çığ gibi kalbime düştü. Baharı ertelemek istercesine, inadına “sezonu açtık” diyor lüks mağaza vitrinleri.  Şimdilerde bütün mevsimler anlamını yitirmeye başladı, iki mevsim adı türedi: “Sezon Başı, Sezon Sonu”. Baharın adı anılmıyor,  sezonların yanında. Sezonlar, baharın ellerinden tutmaya niyetli değiller. Sevdalara bahar kokuları sürünmüyor, sezon kabukları büründürülüyor. Steinbeck,’ in  “Beşinci Mevsim” adlı hikayesi hafızamın karanlık kış aralığından geldi baharın pervazına kondu. Mevsimlerin anlamlarını yitirdiği günümüzde doğrusu “Beşinci Mevsim” adı bir yazarın, belki de alt katmanında yozlaşan zamana gönderdiği bir eleştiriydi.
Bir yemini tazeler gibi bu yıl da baharın müjdesini kayısı ağaçları verdi. Söz birliği etmişcesine baharın gölgesinde aynı gün çiçeklendiler. Bahar, günahlarımızın bedelini ödedikten sonra vardığımız İbrahim’ i bir mevsim gibi bekliyor bizi.  İlk düşen kar tanesinde de bahar gizliydi , son düşen yaprakta da. Her mevsimde bahar yaşanmıyor ama bahar her mevsiminin kılığına girmeyi başarıyor.
Kıştan kalan bütün günahlarımı bahar rüzgarlarının önüne kattım, bahar seline verdim bütün eksiklerimi. Bahar tövbe mevsimi, bahar yenilenme mevsimi, bahar diriliş mevsimi. Son duraktayım, bir düşten uyanır gibi iniyorum otobüsten.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Şiir Konuşuyor / Emre Şimşek
Bir Kaç Deli Güvercin / Nurullah Genç
Bir Buket Bahar / Şeref Akbaba
Zarftan Bahar Çıktı / Mehmet Öztunç
Yar / Mustafa Özçelik
Tümünü Göster