Mevlana ve Bahar

300
Görüntüleme

Bahar, Acem ve Türk şairlerinin her zaman gözde konularından olmuştur. Mevlana’nın sayısız bahar şiirindeki neşe; aniden patlayan ve gülleri, iğdeleri açtıran, havayı burcu burcu kokutan bir bahar fırtınası, baharı bütün yönleriyle yaşamadan tam anlaşılmaz. Mevlana’da bahar gerçekten bir kıyamettir. Çiçekleri, yaprakları kara topraktan çıkartan bir diriliş günüdür. Baharın aşk meltemiyle kendinden geçmiş yapraklar raks eder, çiçekler kendi sessiz dilleriyle Allah’a hamd ü senâ ederler. Mevlana bu hamd ü senâları duymuş ve musikili mısralara aktararak bu övgülere katılmış, her biri ilâhî maşukun güzelliğini yansıtan, ama bu doğrudan doğruya görülmeyecek kadar parlak güzelliğe renkli birer örtü oluşturan güllerde, sümbüllerde ve akan ırmaklarda O’nun güzelliğini görmüştür.
Mevlânâ her bahar sabahı, Anadolu’nun mis kokusunu almış ve mısralarında Anadolu kasabalarına özgü kokulara sık sık atıfta bulunmuştur. Bütün duyularıyla ilâhi celâli ve cemâli hissetmiş, Konya bahçelerinin manzaralarını görmüş, gök gürültüsünün sesini ve kuşların anlamlı duasını duymuştur.
Baharın gelişiyle birlikte sema merasimlerini Çelebi Hüsameddin’in Meram’daki bağına taşıyan Mevlânâ, şiirlerinde, içinde birazcık aşk ateşi olan herkesi baharın gelişini karşılamaya çağırır. Baharı karşılamak, beklenen, yıllardır özlenen bir dost gibi onu kucaklamak, onunla hasbihal etmek ve getirdiği haberleri can kulağı ile dinlemek lazımdır.
“Kutlu bahar, dost elçisi çıkageldi; sarhoşuz, aşıkız, mahmuruz, kararımız yok.
A göz, a gönül bahçeye yürü, yeşillik güzellerini bekletme artık.Çayıra çimene gayb aleminden elçiler geldi; yürü git, geleni ziyaret etmek adettir.
Gül gelişini kutlamak için bahçeye geldi, diken yüzünü, seyretmek için güzelleşti, bezendi.”
“Dün, bağlar bahçeler kıştan kurtuldukları için sana şükür selamları gönderiyorlardı.
Çiçeklerin yüzlerinde senin lütfunun, ihsanının belirtileri görülüyordu.Yemyeşil çayırdaki selvi boy atmış, güya öteki ağaçlara üstünlük davasına kalkışmıştı.
Gül ise, gülerek göz gören rengi ile, kokusu ile neşeleniyor, kıyametler koparıyordu.”
“Ağaçların başları allı sarılı güller devşirdi. O Yakublar artık kendi Yusuflarını gördüler.Ağaçlar kış günlerinde siyahlara bürünmüşler, mâtem elbiseleri giymişlerdi, çok ağladılar feryâd ettiler de, sonunda güldüler açıldılar.” “Bağa bahçeye gelin, yeşillikleri yeşil giyinmişleri seyredin.Her köşede gül satanların dükkânlarını görün.Gül bülbüllere gülüyor da; “Susun, susun da toprağa düşüp susanları seyre dalın” diyor.”

Mevlânâ baharı seyretmeyi, can gözü ve gönül kulağı ile ona dikkat kesilmeyi tavsiye eder. Çünkü baharın getirdiği güzelliklerin her biri Allah’ın cemâl sıfatının tecellîleridir:
“Çimen, servinin ardınca yaya koşmada; gonca,  kem gözden yüzünü gizlemede. Salkım söğüt eğilmiş, şu ter ü taze dal, ne diye kollarını salmış oynuyor diye, ırmak aynasına hayran hayran bakmada.Toplamak için önce el kol salmak gerek, sonunda kol açıp oynayışta da topladıklarını serper, döker saçar.Yaratıcı, bağda bahçede öylesine bir meclis kurdu ki, kuşlar, çalgılar gibi aferin demeye, nağmelerle ötüşmeye koyuldu.O çalgıcıların beyi, hani adına bülbül derler işte o,  gülün sarhoşu, güle âşık, onun için böyle güzel, böyle hoş.
Üveyk, kekliğe nerdeydin şimdiye dek der; o da, hani bir yer var ya der, orada ne mekan var, ne oturan, oradaydım.
Şahin, doğana der ki: Bu güzelim avları yokluktan kim avladı da yeryüzüne getirdi?
Bir bölük gülyüzlüler, bir bölük de sakalları bıyıkları yeni terlemiş dilberler, hepsi de gayb perdesinin ardında “büyüktür onlar, yazarlar” diye anlatılan melekler sanki.
Biz bir kaç kişiyiz derler, öncü gibi ilkin geldik, şimdicek o pusudan çıkar, güzeller ordusu da gelir çatar.O dünya Kenan’ından Yusuf yüzlüler gelir, erişir; dudakları tatlı dilberler, bal denizinden çıkar gelir.”
“Gönül gözün dehlizidir; gönüle ne gelirse oradan göze gelir de bir şekle bürünüverir.“Gizli şeyler açığa vurulmuş” bağda bahçede kıyamet kopmuş, o Çin güzelleri gönüllerini göstermede.Yani diyorlar ki; senin de gönlün varsa göster, ne vakte dek gönlün, toprak içinde gizli kalacak?
Kışın bağın, bahçenin duası “Yalnız sana ibadet ederiz” sözüdür. İlkbaharda ise; “Yalnız senden yardım dileriz” der.“Yalnız sana ibadet ederiz” yani bir şey dilemeye, lütfünü istemeye geldim; aç zevk neşe kapısını, artık böyle hüzünler içinde bırakma beni.“Yalnız senden yardım dileriz” yani, meyvelerle dopdoluyum, ağırlığından neredeyse kırılacağım, sen beni koru, ey yardım istenen, ey yardım eden.
Lale her an güle der ki: Ne tuhaf nergis yasemine dalmış, ne de hayran hayran bakmada.Süsen, yazıklar olsun diye dile gelir, yasemin, a dilbâz der, kimseyi hor görme, kimseye acıklanma. Menekşe iki büklüm olmuş ama yalancıktan, o, tek ve eşsiz bir düzenci; düzenini de nilüfer biliyor a arkadaş. Sümbülün başı, mahmurluktan sağa sola eğilmede; solunda bahar yelleri, sağında reyhanlar.”

Yine Mevlânâ’ya göre bahar ibret sahnesidir. Baharı ibretli bir gözle seyretmek ve nasihatlerine kulak vermek gerekir:
“Bahar gelince her hayvan bir ot yer, bir şeyler kemirir, karnını doyurur. Fakat baharın sırlarını ancak padişahlar anlar, duyar. Hakk’ın sanatını yaratma gücünü, ölmüş bitkilerin bahar mevsiminde tekrar dirildiklerini, topraktan baş kaldırdıklarını göremeyen dar görüşlü kişiler, yaşlı bile olsalar, bu baharda onlar bir şeye aklı ermeyen çok küçük çocuklardır.Gül bahçelerini Hak aşıkları için çiçeklerle süslerler. Bunu çocuklar anlar mı?”
“Hazan ateşiyle yürekleri kapalı olanların gözleri baharın lütfuyla açıldı.Şimdi onların hepsi de yeni elbiseler giymişler, hepsine de nazlanmayı cilvelenmeyi öğrettiler.”

Ve Mevlana’ya göre bahar, âşık ve mâşuk birlikte ise anlamlıdır.
“Bahar mevsiminde sevgilinin yüzünden uzak olunca, bayram benim ne işime yarar? Yiyip içip zevk u sefa sürmem neye yarar? De ki, sevgili olmayınca bağlarda bahçelerde yeşillik, çiçek yerine dikenler bitsin, bulutlardan yağmur yerine taş yağsın.”
“Dedin ki; “Bahar mevsiminde bağa gel. Bağ gülmekle neşeler içindedir. Orada aydınlıklar var, şarap var, güzeller var.Senin bulunmadığın yerde bütün bu güzellikler ne işe yarar? Senin bulunduğun yerde de, bu güzellerle benim işim ne? Sen varken başka güzellere güzelliklere bakabilir miyim?”
“Ey can! Bağ var bahar var, uzun boylu servi var. Biz bu güzel yerden, bu çevreden başka bir yere gitmeyiz. Ey can! Yüzündeki örtüyü aç, kapını kilitle. Şimdi bir biz varız, bir sen varsın. Ev bomboş!”
tennure giymiş ağaçlar
aşk niyâz eder
mevlânâ
içimdeki nigâr
başka bir nigârdır
içimdeki sema’a
nece yıldızlar akar
ben dönerim
gökler döner
benzimde güller açar
güneşli bahçelerde ağaçlar
halaka-ssemâvâti- vel’ard’h
yılanlar ney havalarını dinler
tennure giymiş ağaçlarda
çemen çocukları mahmur
câaan
seni çağırıyorlar
yolunu kaybeden güneşlere
bakıp gülümserim
ben uçarım
gökler uçar

Asaf Halet Çelebi

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Şiir Konuşuyor / Emre Şimşek
Bir Kaç Deli Güvercin / Nurullah Genç
Bir Buket Bahar / Şeref Akbaba
Zarftan Bahar Çıktı / Mehmet Öztunç
Yar / Mustafa Özçelik
Tümünü Göster