Hızır ve Bahar

298
Görüntüleme

Şairler insanlığın seçkin zümreleri arasında yer alır. Onlar, dünyaya, olaylara, varlıklara, mevsimlere, geceye gündüze, hemcinslerinden başka bir gözle bakmak  gibi zor bir işi yapmaya çalışırlar. Onlar, hayallerini ve duygularını rahatça anlatabilmek için, her türlü efsane, rivayet ve bilginin yanında çevrelerinde gördükleri bütün varlıklardan da  azamî ölçüde yararlanarak, kelimelerle bir sihirbaz gibi oynarlar. Bu yüzden onlar söz büyücüsü olarak nitelendirilirler. Dili mükemmel bilen, kelimelerin anlamca zenginleşmelerini sağlayan onlardır. Varlıklar ve kelimeler arasındaki, uzak veya yakın ilgiyi insanlığın gözleri önüne sererler. Bu yönleriyle şairler, dil işçileridir.
Şairlerin efsane ve rivayetlerle tabiat arasında kurdukları en güzel örneklerden birisi de Hızırla bahar arasındaki ilgidir. Şiir söylemeyi bilenler, ikisinde de aynı özellikleri görerek, muhayyel dünyalarındaki zenginliğe zenginlik katmışlar. Bikr-mana veya bikr-mazmun bulmanın hazzını tatmışlardır. Bu bir çeşit ülkeler fetheden hükümdarın aldığı zevke benzer. Zaten onlar da söz mülkünün sultanıdırlar.
İslam inancı içerisinde önemli bir yer tutan Hızır ya da Hızır-İlyas meselesi, İslam tarihi boyunca bütün müslüman topluluklar arasında var olmuş ve yüzyıllarca değişik kültür ve inançların katkılarıyla renklenmiştir. Hızır’la ilgili bilgiler, ilahiyat, tarih, tasavvuf, edebiyat ve folklor kaynaklarında karşımıza çıkmaktadır. Bu konuyla alakalı, kaynaklarda verilen bilgiler, telakki ve inançlar, genelde Kur’an-ı Kerîm’in çizdiği çerçeveye en azından  nazarî olarak oturtulmaya çalışılmıştır. Bu sebeple Kur’an’da yer alan Hz. Musa ve Hızır kıssası (Kehf/ 59-81), bu konunun özünü oluşturmaktadır[1].
Arapça kaynaklarda hadır (hadr, hıdr) şeklinde yer alan kelime, Türkçe’de Hızır ve Hıdır biçiminde kullanılmaktadır. Hadır “yeşil,yeşilliği çok olan yer” anlamına gelen ahdar kelimesi ile eş anlamlıdır. Bu manadan hareketle, hadır kelimesinin özel isimden ziyade, lakap veya sıfat olarak kabul edildiği söylenebilir. Nitekim bazı kaynaklarda Hızır’a bu ismin, kuru yerde oturduğunda altında otların yeşerip dalgalanması (Buhârî, “Enbiyâ”, 29) ve cennet pınarından içtiği için bastığı her yerin yeşile bürünmesi (Makdisî, III, 78) sebebiyle verildiği söylenmektedir. Ayrıca Hızır, hakkında dînî bilgiler yanında menkıbelere ve mitolojiye dayalı bir çok bilginin teşekkül ettiği bir peygamberin veya velinin adını da ifade eder[2].
Efsaneye göre Zülkarneyn (Büyük İskender) ulu kişileri bir araya toplayarak onlardan hayat çeşmesi (âb-ı hayat, çeşme-i hayat) hakkında bilgi ister. Toplantıya katılanlardan biri bunun karanlık ülkelerde olduğunu söyler. Zülkarneyn yanına bir kaç kişi alarak karanlığa dalar âb-ı hayatı aramaya başlar. Bu kişiler içerisinde Hızır ve İlyas da vardır. Suyu Hızır bulur. Hızır’la İlyas buldukları sütten ak, baldan tatlı olan suyun çıktığı pınarda yıkanarak ölümsüzlüğe ererler. Bunu Zülkarneyn’e haber verseler de beraber geldikleri zaman bu pınarı bulamazlar. Ölümsüzlük suyundan içen Hızır, hava, deniz ve dünyanın her tarafına hükmetme kudretine sahiptir. İstediği zaman görünür, istediği zaman görünmez. Havalarda uçar ve İskender seddi üzerinde senede bir defa (6 Mayıs) İlyas’la buluşurlar. Bu buluşma gününe galat olarak Hıdrellez günü denir[3]. Efsane kahramanı olan Hızır, şairler arasında en çok âb-ı hayat ve ebedîlik unsuru yönüyle şöhret bulmuş ve kullanılagelmiştir.
Hızır kelimesinin anlam dünyasıyla bahar arasında bir ilişki vardır. Hızır nasıl ki bereket, yeşillik ve ebedî hayatı temsil ediyorsa, bahar da rahmet olarak görülen yağmurları, çimen ve ağaçlardaki yeşilliği, kırlardaki rengarenk çiçeği ile rengi ve hayatın devamlılığını ifade eder. Biz genel olarak bahar kelimesiyle, bahar mevsimini kastetmekteyiz. Bu mevsim, erbain ve hamsinden sonra güneşin hamel, sevr ve Cevza burcunda bulunduğu 22 Mart ile 21 Haziran günleri arasındaki zaman dilimine tekâbül eder. Divan edebiyatında  fasl-ı bahâr, nev-bahâr, mevsim-i gül, mevsim-i gülşen, mevsim-i gülzâr, mevsim-i sahrâ, mevsim-i sefer, rebi‘u’l-evvel, vakt-i rebi‘, evvel bahâr, vakt-i gül zamân-ı ferah, devr-i gül, devr-i câm, eyyâm-ı adl gibi terkiplerle kullanılan bahar, şairlerin şiirlerinde en çok işledikleri mevsimdir. Mevsimlerin en güzeli olması sebebiyle sevgiliye ve onun güzelliklerine benzetilir. Bahar hayattır; Hz. İsa’nın nefesi gibi ölülere can, gönüllere ferahlık verir, sıkıntıları giderir. Çiçekler, akarsular, kuşlar,yağmur ve bulutlar, ılgıt ılgıt esen rüzgar baharın esas unsurlarıdır. Gece ile gündüzün eşit olduğu nevruz da bu mevsim içindedir. Bundan dolayı bahar, adalet ve itidal mevsimi sayılmıştır.[4]
Şiirde baharla birlikte Hızır’ın geçmesi ikisinin de benzer özellikler taşıması münasebetiyledir. Şair muhayyilesi, ölümlü bir insanken bengisuyu bularak ölümsüz olan, adeta yeni bir hayata bürünen Hızır’la; yaratılmanın, binbir türlü dirilişin ve güzelliklerin cereyan ettiği bahar mevsimi arasında bir benzerlik kurmuştur.Bahar, mevsimlerin en güzeli, en renklisi, en hayat dolu olanıdır. Bu mevsimde yağmur rahmettir. Yağmurun her bir damlası Hızır’ı ölümsüz kılan, can suyudur, ab-ı hayattır,  bengisudur.
Ser-a-ser kıldı ecza-yı zemîn emvâtını ihyâ
Meğer her katre âb-i Hızr idi bir katre bârândan
Fuzûlî
İnsanlar sıkıntılarından kurtulmak, elemlerini gidermek için bahar mevsimi geldiğinde canlarına can katmak, seyir ve tenezzüh için gül bahçelerine giderler. Çünkü bahar, ağzı gonca, boyu servi, gözü nergis, yüzü gül, yüzündeki sarı tüyleri çimenliğe benzeyen bir dilber olmuştur. Bu mevsimde su, Hızır’a ölümsüzlüğü tattıran suya; hava ise, ölüleri dirilten, hastalara şifa veren dem-i İsa’ya yani İsa’nın nefesine dönmüştür.
Gonca ağzı serv kaddi çeşmi nergis yüzü gül
Hatt-ı sebzidir çemen bir dilber olmuştur bahâr
Hızr suyuyla dem-i Îsâ durur âb ü havâ
Tâze can bulmak dilersen seyr ede gülzâra var
Hayâlî
Çimenin Hızır’ı, zümrüt denizi; tarhı ise, zebercedden bir zevraktır. Hızır’ın suyu o temiz yere basarak, şerefli toprağı yeşillendirmiş.
Hızr-ı çemeni yem-i zümürred
Tarh arada zevrâk-ı zeberced
Hızr âbı basıp o cây-ı pâki
Sebz eylemiş ol şerîf hâki
Hüsn ü Aşk
Sonbahar mevsimi hüzün mevsimidir. Bahardaki yeşillik ve güzellikler bu mevsimde, dünyaya veda ederler. Artık yağan yağmurların da bir yararı yoktur. Adeta İskender’in kadehi gibi kurumuştur. Fakat aynı yağmurlar bahar mevsiminde bitkiler için, Hızır’a ölümsüzlük veren, ab-ı hayat gibi olmuştur. Aşığın gönlü ve gözü sevgilinin hayaliyle doludur. Ona kavuşmak arzusuyla yanıp yakılmaktadır. Sevgili ise, karada ve denizde darda kalan insanlara yardım eden Hızır gibidir. Çünkü o, gittiği her yere canlılık getirir. O adeta ikinci bir Hızır’dır.
Dün sular kim câm-ı İskender gibi olmışdı huşk
Sebzelerde şimdi Hızruñ Çeşme-i hayvânıdur
Göñlüm gözüm tolubdur hattuñ hayâli ile
San Hızrdur k’olubdur yaşda kuruda hâzır
Çün ayagı basdugı yirler olubdur sebze-zâr
Yaraşur serve eger dirsem ki Hızr-ı sânîdür
Tacizâde Cafer Çelebi
Çimen, bahar mevsiminde Hızır peygamber gibi ölümsüz olabilmek için, yine gül bahçesinde yeşil seccadesini sermiştir. Çöl ve sahra baştan başa Hızır gibi yeşillere bürünmüştür. Çünkü bulutlardan, ölümsüzlük suyu yağmıştır.
Saldı gülşende yine seccâde-i ahdâr çemen
Olmağa kâ’immakam-ı Hızr Peygamber çemen
Emrî     
Deşt ü sahrâ boldı baştın Hızr yanglıg sebz-pûş
Ebrdin yamgur ki yagdı âb-ı hayvândur yana
Şîban Han
Netice-i kelam, Hızır’da bahar baharda ise Hızır güzelliği ve özelliği var demek, yanlış olmasa gerektir. Mevsimlerin en güzeli olan bahar, Hızır’ınız olsun dileğiyle…

[1] Ahmet Yaşar Ocak, İslâm-Türk İnançlarında Hızır Yahut Hızır-İlyas Kültü, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara 1990, s. 22.[2] İyas Çelebi, “Hızır”, TDVİA, C. XVII, s. 406; TDEA, “Hızır”, C. IV, s. 218.[3] TDEA, Hızır, C. IV, s. 219.[4] Cemal Kurnaz, “Bahar”, TDVİA, C. IV, s. 468-69; TDEA, “Bahar”, C. I, s. 290-91; Ahterî-i Kebîr,  Matbaa-i Ahmed İhsan, İstanbul 1321, s. 420-21.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Şiir Konuşuyor / Emre Şimşek
Bir Kaç Deli Güvercin / Nurullah Genç
Bir Buket Bahar / Şeref Akbaba
Zarftan Bahar Çıktı / Mehmet Öztunç
Yar / Mustafa Özçelik
Tümünü Göster