Gülmek Zorunda Mıyım Şimdi?

235
Görüntüleme

Bunu son günlerde aranızdan kaç kişi söylüyor, bilmiyorum. Ben sık sık söyler oldum. Hatta benimki artık bir sayıklamaya dönüştü. Soruyu sormamın sebebi ise hepinizce malum… Kıyasıya reyting savaşları içerisinde tam bir curcunaya dönen dizi filmler.Ne zamandır aklımı meşgul ediyordu bu mesele. Şöyle bir ele almak lazım, diyordum. “Ay Vakti” için ilk konuyu belirlemeye çalışırken, bugünlerde yoğun olarak bir takım dizi – sitcom çalışmalarına girdiğimizden dolayı olaya el atmanın tam vaktidir, diye düşündüm. Fakat isabetli bir seçim olduğundan o kadar emin değildim. Kadim dost Giovanni Scognamillo ile konuşurken, onun da paralel eleştirel bakış açısıyla mevzuya yaklaştığını görünce, kararımın isabet olduğuna kanaat getirdim. Demek hemen herkes benimle aynı fikri paylaşıyordu. “Ne biçim tipleme bunlar, garip garip insanlar, garip garip konular,” diyordu Scognamillo.
Türk televizyonlarını son zamanlarda iyiden iyiye saran bir furyadan söz ediyoruz. Yurt dışından ithal edilmiş sitcom’lar, güldürmek için zorlamayla dayatılmış komedi dizileri, hatta Türk halkından hiçbir eser taşımayan, tamamiyle batıcı temellere oturtulmuş dramalar… Nasıl bir mantıkla yazıldıklarını bir anlayabilsem, ne anlattıklarını sizlere de aktarabilirdim. Lakin ne konularını, ne neyi anlatmaya çalıştıklarını, ne de kimi anlattıklarını bir senarist olarak henüz ben bile çözebilmiş değilim. Zannederim havsalam almıyor. Her şey çığırından çıkmış olmalı. Ya da ancak, milletçe yine bir şeyleri abarttığımıza hüküm vererek işin içinden çıkabiliriz. İsterseniz şu dizi film olayına baştan başlayalım.
Zannederim birinci sorun, mekan… Bilmem size de garip geliyor mu filmlerin çekildiği ortamlar. Abartılı renk cümbüşü içinde, birbirine zıt fosforlu renklerin her tonunun bir arada kullanıldığı garip yerler… Haklarını yememek lazım, bu konuda bir öncü oldular. Odalarını siyaha boyayan insanlar bile türedi etrafımda. Zevk meselesi… Dizilere gelirsek, gayet kalabalık, ne nerede belli olmayan, estetikten uzak, çift bilinmeyenli denklemler gibi karmaşık, akşamdan çaya yatırılmış gözleri dahi yoran evler, bürolar, lokantalar… Çok merak ediyorum, acaba kaç Türk’ün evi böyle dekore edilmiştir? Ya da şu an edilmişi varsa bile, dizilerden evvel edileni var mıydı? Evleri bilmem ama şimdiye kadar dizilerin tarzına uyan bir lokantaya ya da kafeteryaya girmedim henüz. Cadde-i Kebir ismi ile maruf, İstiklal Caddesi’nde bile rastlamadım.   Gelelim dizilerde kullanılan giyim tarzına… Abartısız bir tarif bulmak gerekirse, gayet müstehcen! Giysilerin yakası paçası ne tarafta anlaşılmıyor. O oradan sarkmış, bu buradan yırtılmış, taş devri modası! Kulakları çınlayası Neslihan Yargıcı ve Cemil İpekçi kafayı yiyor olmalılar. En önemli sorunlardan biri de sanırım tiplemeler. Alık alık insanlar, sıra dışı huy biçimlemeleri… Hayatta görülmemiş karakterler. Hepsi de hayal ürünü olduğunu haykıra haykıra söylüyor. Nerede kaldı şimdi gerçekçilik? Ama kanımca bu dizilerin veya yapılmaya çalışılan sit-comların en mühim sorunu, kesinlikle diyalog sorunudur. İşte, başlıktaki sorumun ana kaynağı da buradan fışkırmakta. Oturup dinlemeye tahammül ettim ve sizin için birkaç örnek not düştüm: “Ben artık büyüdüm baba.” (Ha ha ha) “Müsaadenizle ben biraz çalışacağım. İyi akşamlar.” “İyi akşamlar.” (Ha ha ha) “Merhaba anne.” (Ha ha ha) “Bu da bir kural. Günaydın demek ve süt içmek.” (Ha ha ha) “Anne, bu akşam Ceren’i sinemaya götürebilir misin?” (Ha ha ha) Şimdi düşünüyorum da, aslında bu diziler genel kültür seviyemizi epey arttırıyor olmalı. Mesela büyümenin ne kadar komik olduğunu öğretiyorlar bize. Günaydın demenin, süt içmenin, hatta iyi akşamlar demenin bu kadar komik olduğunu bilmiyorduk mesela. Bu arada sinemaya gitmek de komedi gurubu içerisindeymiş. Latife bir yana, doğrusunu isterseniz onlara ne kadar kabahat bulabiliriz, bilemiyorum. Zira bu diziler o kadar hızlı çekiliyor ki, senaryoların tetkik edilmesi, kontrol edilmesi gibi bir şey mümkün değil. Elbette ekonomi kıskacına fena halde sıkışmış olan dizi film furyası da kendi çarkını döndürmek zorunda. Kaldı ki böyle yaparak mı? Hadi mekanlardan, tiplerden, giysilerden iyi niyetimizi sonuna kadar kullanarak tamamiyle vazgeçtik. El insaf, bari şu senaryoları düzgün yazıverseler. Hiç olmazsa sırf senaryo sebebine oturur da birkaç dakika seyredip güler, eğleniriz. Hiç olmazsa yapılan her banal espriye “şimdi gülmek zorunda mıyım ben?” demeden.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Şiir Konuşuyor / Emre Şimşek
Bir Kaç Deli Güvercin / Nurullah Genç
Bir Buket Bahar / Şeref Akbaba
Zarftan Bahar Çıktı / Mehmet Öztunç
Yar / Mustafa Özçelik
Tümünü Göster