Beylerbeyi Durağında Bir Şair: Nurettin DURMAN

129
Görüntüleme

“İşte böyledir dünya, kim öle kim kala /
Hey gidi Nurettin Durman değil mi ama?”

N.Durman

Şair, sosyal bir olgu olarak sanatı hayata taşıyan bir sözcüdür. Sanatını ve estetiğini kendinden hareketle oluşturan bir öncü, geçmişle gelecek arasında köprü kuran bir söz mimarıdır. O, düşsel dünyanın sonsuzluğundan nefes alarak reel hayatın güzelliklerine uzanır. Şair; belli bir duygu, düşünce ve hayal dünyası içinde yoğrulmuş olan şiiriyle var olmaya, edebilikten ebediliğe ulaşmaya çalışır.

Modern zamanda sanatın en zor şubelerinden biri olan şiirle yola çıkmak, kaza oklarına hedef olmaya gönüllü olmaktır. Bugünün en zor ödevlerinden biri, tüketim toplumunun azı dişlerine yem olmadan kendi dil ve sanat dünyasını kurabilmektir. Şairin kendi gayretiyle ve kendi dil felsefesiyle çağa meydan okuması, sanatçı cesareti bakımından önemlidir.

Nurettin Durman, Çapakçur’dan ayrılıp İstanbul’u mekân tuttuğu günden beri, sözüyle şehre meydan okuyan şairlerden biri olmuştur. Muhakkak ki geçmiş, karılıp yoğrulduğumuz toprak, gurbet ve sıla, biyografik kimliğin en mahrem taraflarını saklar. Bir şairin kopup geldiği yer, bütün hayat macerasına eşlik eder. Şairin Çapakçur’dan Çıktım Yola şiiri, onun bu macerasına ayna tutar:

Şöyle dağdan bakınca kendime yakıştırdığım
Bir türkü olmalı beni ağlatmalı.
Anası ölmüş çocukların kuş gibi kanatları
Bir de korkuları olmalı şurada burada oturmalı

Bir türkü… Üstelik ağlatan bir türkü… Şairin içinde bulunduğu hâl, yaşadığı mekânla kurduğu ünsiyet, geçmiş yaşantılar onun bugünkü korkularının temel nedenidir. Durman, kendine dönüp baktığında onu anlatacak türkünün insaflı tarafına tutunarak teslim oluyor hayata. Türkü, anne kucağına eş bir imgedir. Anne sesi, anne kokusu, her yaşın vazgeçilmez arayışıdır.

Şöyle gökyüzüne bakınca anası ölmüş çocukların
Çok yıldızı olmalı gelip avuçlarına konmalı.
Sonra tutunarak hayata var gibi kalan şeyin
Mahrem taraflarında uzun yollar bulmalı.

Çapakçur. Benim anam Gülizar ey Gülizar
Anası ölmüş çocukların gözlerindeki nazar

Gök kubbe altında şairin yalnızlığına eşlik eden duygunun elemi, kimi zaman yâr, kimi zaman diyarla ifade edilir. Ana gibi diyarın erişilmez üstünlüğü, öksüz çocukluğun en korunaklı limanıdır. Gülizar, çocukça nazarın en saf, temiz hatırasıdır artık. Geride kalan ne varsa, şiire taşınacak ve ölümsüzlük makamına erişilmeye aday olacaktır.

1. Gelenek ve Durman

Sanatçının anlatma, ifade etme, biçimlendirme yetileri; yaşadığı yer, sosyal çevre, aldığı eğitim ve edindiği kültür birikimi, hayat anlayışı, gelenekleri ve toplumsal değer yargıları ile oluşmuş bir bütün olarak kendisinde bulunan donanımlarına bağlıdır. Sanatçı, bu donanımla okuyucu karşısına çıkar. Durman, kendine özgü bir şiir iklimi yaratmaya çalışır. Ancak, hemen her şair gibi geçmişle bağlarını koparmaz, mümkün olduğu kadar geçmiş mirasını kendi şiir anlayışıyla sentezlemeye çalışır.

“Ve Sonra” adlı çalışmasında mürettep divanlarda olduğu gibi bir yol takip ettiğini görürüz. Kadim geleneğe uyarak kitabına Münacaat’la başlayıp Naat’la devam eden şair, edebi dünyanın mazisine hâkim olduğunu gösterir. Sebeb-i Telif ile kudemanın izinde geleneği sürükleyen bir şair olduğunu beyan eder:

Biricik bir sözüm vardı benim
Dünyanın kalbinden kopmuş
Gelip dayanmıştı böğrüme
Dağıtayım dedim etrafa gene
Alsınlar bir iyice karsınlar
Gözyaşına bulamasınlar dünyayı

Şair, söylenecek sözü olandır. Sebeb-i Telif’te Durman, gelip böğrüne dayanan sözün kıymetini, yeryüzündeki gözyaşına çare olmayla eşdeğer görür. Yazma amacı, bazen yazılandan daha değerli olabilmektedir. Sanatsal olarak, ifadenin öne çıkarıldığı akımlar kadar, temanın toplum nezdinde yarattığı etkiyi önemseyen akımlar da olmuştur. Bulunduğunuz konum, sözün bağlamı, bu bakışı anlamlı kılar. Şairin üslubu, şiire kattığı yenilik, yeni imge yaratabilme gücü, kalıcılık için aranan niteliklerdir.

Durman, geleneği takip ederken onu sadece biçim ve tertip bakımından değil, imge bakımından da dikkate alır:

Aramızda kalsın ama gül gibi açacak
Bir gün elbet kalbimizdeki yaralar…

Kalpteki yaraların açılan güle teşbihi, klasik edebiyatın en çok kullanılan sembollerinden biridir. Ancak burada farklı olan ve aramızda kalması gereken nokta, sehl-i münteniye yaklaşan söyleyiş kolaylığıdır. Şiiri kendi içinde yenileme çabası, şairin tekrara düşmeden ve taklitten uzak bir ustalıkla yapması gerekir.

Sevdiğim bir kerecik anlasan beni biraz
Çok değişecek gibi geliyor bana her şey:
Çünkü geliyor bana içimdeki yangından
Arta kalan ne varsa; vuruyorum kendimi
Kim görür görmez beni öyle acı bir çığlık
Kalsın diye dünyada…

Sehl-i münteni ile sade söylem arasındaki ince çizgi, eleştirmenlerin üzerinde önemle durduğu bir konudur. Şair, ifadeyi estetize ederken nasıl abartıdan ve zorlamadan kaçması gerekiyorsa, aynı oranda basitlikten de kaçması gerekir. Herkesçe bir söylem, şairi edebîlikten uzaklaştırır. Bu bakımdan şiirde kemiyetten çok keyfiyete önem verilmesi gerekiyor. Nicelik bazen nitelikle zıtlaşır.

Durman, şiirde sesini kolay kolay ‘şiirsel ben’den başka kimseye teslim etmez. O, hemen her şiirinde özne olarak ben’in hissiyatını, iç sesini, trajedisini anlatır:

Günahım olmasaydı olmazdı şiirim
Çünkü Tanrının eli her şeyin üzerinde
Işığı çağırmak istedim
Geldi mi gelmedi mi bilemedim
Hâlbuki gerçek olan
Hayatın geçtiği köprüdür…

Şiirle hayat köprüsünden geçmek ve ışığı çağırmak estetik açıdan oldukça dikkat çekicidir. Tanrı’yı her şeyin üstünde tutup ve günahla şiirin kapısından içeri girmek, şairaneliktir. Elbette her şeyden önce söz vardı ve biz sözün kıymetine inananlardanız.

Durman, hayatı yorumlarken de benzer bir şekilde sözün hikmetine vurgu yapar. Ona göre, çağın neşterine dokunmadan kelamın sırrına erişmek mümkün değildir. Söz üstüne söz söyleyecek ateşbaz-şair- mana pencerelerindeki perdeyi aralayabilen yegâne kişidir:

Biraz da puslu olmalı kelam
Çağın karnındaki neşter ile
Açarsa ancak pencerelerini
Sözünün üstüne söz koyan
Bir ateşbaz çıkmazsa aradan

2. Durman Şiirinde İzlek ve Zihniyet

Durman, ontolojik olarak insanı ve insanın hayatla olan bağını, şiirde daha çok kent ve eşya izlekleriyle vermeye çalışır. Hayatı kurgulayan insanın kendi varlığını sorguladığı, olay ve olgulara belli bir mesafede baktığı kent, şiirin anlam katmanlarında belirleyici bir role sahiptir.

Modern kent sorgusu, bize arka planda var olan duygu ve düşünce dünyasının kapılarını aralar. Durman’ın kavram tercihi, kelime seçimi bu noktada önemli ipuçları taşımaktadır. Modern kent karşısındaki tavrı, duruşu ve kendince bir söylem geliştirmesi dikkate değerdir:

Mavi sular ortasında kalınca
her gün beş vakit ezanlarla birlikte
ilahi bir nida olarak kız kulesinde
açık anlaşılır bir okşayış içinde
daralmıyor artık yüreği
rüzgârın esmesi
denizin dalgalanması
geçip gidiyor savurarak saçlarını
Üsküdar işveli bir sevgili gibi
bağlıyor kendine insanı
insan ki şaşmaktadır
şaşarak yaşamaktadır

Üsküdar, Kız Kulesi ve deniz… Açık anlaşılır, bir okşayış’ın mekâna verdiği ilahi hava, içsel dalgalanmayla açıklanabilir. İnsan, sahip olduğu cüz’i iradenin tesiri ile beşeriyetin şaşkınlığını yaşar. Her gün beş vakit aşkın olan manevi çağrıya uyarak savurur saçlarını zamanın.

İşte sevgilim, işte bu kervan geçmez, işte bu çöl
Bir incecik nida bir incecik telaşın bıraktığı boşluk
Bir koşunun bir dönüp dönüp bakmanın ardındaki
Bu güzel İsmail bu Hacer’in siyahî yüzü kadar güzel
Bu bir ummana bedel olan Kevser…

İnsan telaşı ve boşluğu… Hayat, telmihlerle anlam kazanır bazen. Durman, çağı anlamlandırmak için lirik ve metafizik çağrışımlara yer verir. Çaresizlik çırpınışı içindeki küçük insanın sığınağı bazen çöl, bazen İsmail topuğudur. Hacer’in duasıyla Kevser’in sahibi arasındaki rabıtayı düşünmek hakikate ulaşmak için gereklidir.

Durman, bir oyun ve oyalanmadan ibaret olan dünya hayatını yorumlarken insanî olan günübirlik meseleleri de gözler önüne serer. İnsanın şuursuzca tüketen kapital bir varlık olarak nelere sebep olduğunu şöyle betimler:

Hayat bir oyun oyalanma ile geçiyor
Duman duman fabrika bacaları
Kimyasal atıklar metal öpücükler
Deniz kuşundan petrol
Petrolden acıklı fotoğraf kareleri!

Durman, modern kent insanın yaptıkları kadar yaşadığı trajedisine de değinir ve şöyle der: “Ama mümkün değil biliyorum / Mümkün değil hayatı acıdan ayırmak…”

Şiirde estetik değer üretimi, şair için vazgeçilmez unsurlardan biridir. Şairin şiir sahasında muhayyilenin anlam ve yorum cephesini besleyen imajlarla var olması, şiirinin geleceği için mutlak bir değer ölçüsüdür. Etkilenme endişesini saklı tutarak şairin yeniliğe kapı aralaması, stilistik açıdan önemlidir:

“Muhtemelen şair Halet Çelebi
Adımını atarken “om mani padme hum”
İskeleden bir kavis boğaza doğru
Bir çengel bir olta balıkçısı bir izmarit
Bakarsınız geceleyin gökyüzünde yıldızlar
Dolunaya tutulmuş parlayan kabarcıklar
Bakarsınız Rumeli hisarında rüzgâr
Gözlerden kaçıvermiş rengârenk anılar
Bakarsınız bir ihtimal, olur ya Nirvana
Kıpır kıpır dalgalar…”

Şiirde geceleyin gökyüzünde yıldızların dolunaya tutulmuş birer kabacık olarak tasviri, şiirsel söylem boyutuyla kendi rüştünü ispata yeten bir ifade olarak değerlendirilebilir. Şiirde Nirvana, şairin ötekiler’den farklı ve yeni bir söyleyiş bulmasıyla mümkündür.

Muhakkak bir yokuş çıkmalı
Bir bayır inmeli Üsküdar’da
Zeynep Kâmil’den, Toygar Hamza’dan
Sultantepe’den, Bülbül Deresi’nden
Bir kuş bakışı İcadiye’den
Bir kanat çırpması Doğancılar’dan
Kız taşından Ahmediye’den
Çarşının bereketinden
Bir rahmet vakti olsa gerek
Ezanlar, güvercinler, martılar, vapurlar
Mihrimah Sultan, Gülnuş Valide Sultan
Baki’den kalma birer mısra gibi duruyorlar.

İstanbul, tarihiyle görülmesi gereken bir şehirdir. Tarihsiz bir İstanbul, anlamsız bir kalabalığın ve kaosun kentidir. Durman için İstanbul, neredeyse Üsküdar’dan ibarettir. Üsküdar’dan Beylerbeyi’ne uzanan hatta, her yokuş, her durak onun için farklı anlamlar taşımaktadır. Beli bükülmüş bir ihtiyar, minareden yükselen ezan, denize dalan martı, bir anıya eşlik eden vapur, sadece kendi varlığıyla kalmaz, şairin iç dünyasında bambaşka olgularla birleşir. Bu durum, tek tek semtlerin birer mısara gibi var olmasına kadar gider. İstanbul, şiirin kendisi olur. İstanbul; ses, renk, desen ve hayatın ritmiyle bütünleşen pitoresk bir betimledir.

3. Şiirde Biçim Arayışı

Durman, serbest şiirin bütün imkânlarından yararlanır. Zaman zaman şiiri nesre yaklaştırdığını görürüz. Serbest yapı içerisinde şiirin kendine has bir ritmi olduğuna inan şair; doğrudan şiirin biçim özellikleriyle ilgilenmez. Şiir formu, anlam bütünlüğü içinde kendiliğinden oluşur. Bu değerlendirme Durman’ın şiirde biçim arayışında olmadığı anlamına gelmez. Özellikle Huruç şiirdeki mısra yapısı, bize bilinçli bir gayretin varlığını gösterir. Anlam ile şekil bakımından dikkatle seçilmiş bir mısra kümelenmesi söz konusudur. Yapı, inişli çıkışlı, ikircikli insanın gel-git’lerine teşbih edilebilir. Öyle ki şair, ah ile huruç etmiş gibi şiiri şekillendirmiştir. Bu bağlamda şiiri, hakikati söylemeye hazır bir ağza ya da içinden çıkılması gereken bir mağaraya teşbih edebiliriz:

HURUÇ

Haydi dedim çıkmalıyım artık buradan
bu mağaradan, bu derin kuyudan
çıkmalıyım ki yıldızların şavkı
karanlığı alsın da büsbütün
yaysın gündüzün üstüne
hiç çekinmesin benden
ben ise bırakayım da
devrilsin üstüme
ne kadar varsa
kelâmı kibar

Haydi dedim
bir nazenin çiçek alıp
çıkmalıyım artık buradan
kalbimi bir kuşluk vaktinde
sessiz bir yakarmayla doğrultup
sabır; ya sabır, kuş sesleriyle bari
beni çağır n’olur kuyudan çağır n’olur
çıkayım da güneşin ağzına doğru bir ah
sözün ulaşmadığı dağa mutlaka birgün ah
bırakayım n’olur; iki gözüm, sultanım n’olur

Durman, özgürlük için şarkılar söylemeye başladığı günden beri, sadece kendi iç dünyasını değil, yakın ve uzak İslam coğrafyasını da dert edinir. Şairin toplumsal duyarlılığı, evrenselliği özellikle bu eserde öne çıkar. Bireysel konular kadar, sosyal konulara da eğilen şair, kendine özgü bir şiir evreni yaratır.

Şiiri, acziyetin bir nişanesi olarak gören Durman, tarla kuşu özgürlüğüyle sığındığı söz limanında var olmaya çalışır. Memleket havasıyla denize bakan sarışın çocuğun munis bakışlarında dalgalanan şiir, kendi heyulası içinde anlam kazanır. Durman, şiir tarihine uzun ve beyaz bir çığlık olmak için kelamı kuşanmış bir şairdir.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Çağrı / Ay Vakti
Afrin / Şeref Akbaba
Tempo / Nurullah Genç
Nazar Ber Kadem / Selami Şimşek
Necmettin EVCİ İle Söyleşi / Yavuz Ertürk - Ahmet Mahmut Şen
Tümünü Göster