Sedir

157
Görüntüleme

Birdenbire oldu bu. Haber, öbek öbek kar yığılmış çatılardan aştı, buz sarkıtlardan duvar diplerine düştü, üşümüş bir horozun gırtlağından bütün köye yayıldı. Vah vah’lar dökülürken dillerden, tüh tüh’lerle eller dizlere vuruldu. Seher’e herkes yandı.

………

Camdan sızan ışık pencere önünde oturan kadını umursamadan yerdeki kilimin karışık renklerinde söndü.

Çaydanlık ıslık çalmaya başladığında kadının bakışları sese döndü. Sobanın önündeki deliklerden başını uzatan alevler, şöyle bir odayı kolaçan edip telaşla kaçtılar.

“Çayın suyunu iyi kaynat” derdi Ali. “Ne kadar çok kaynatırsan çay o kadar lezzetli olur.”

Sedirden kalktı kadın, yorganını dürdü. Köpeği Duman, patileriyle kapıyı tırmalıyor, arada bir boğuk boğuk havlıyordu. Kadın mesajı almıştı, mutfağa yöneldi, bayatlamış ekmeklerin üzerine biraz ayran döktü.

Demir kapının gıcırtısıyla iyice sabırsızlanan Duman, aceleyle kafasını kabın içine soktu, ağzından sular akıtarak karnını doyurdu. Kadın tabureye oturmuş hayvanı izliyordu. Başka sabah olsa gider onunla konuşur, sarı kafasını okşardı ama bu sabah sadece seyretti. Kapta ne varsa bitiren Duman, tabağın içini uzun diliyle iyice yaladıktan sonra kurumlu yürüyerek ağaçların arasında kayboldu.

Dağlara baktı kadın, morarmış göğe eren ak başlarıyla, diz dize oturmuş sessizce düşünen ulu bilgeler gibiydiler. Onlarla da konuşmadı. Kendine bile tek kelime edesi yoktu bu sabah. Dilinin üzerine bir taş oturmuş gibi hissediyordu. Dağlar, susmanın erdemini öğütlemiyor muydu? Serçelerin karda bıraktığı izlerde yitip gitti kadın.

Bacalardan koyu dumanlar süzülüyordu göğe. Kuzinelerde ekmek pişerdi bu saatlerde. Tereyağıyla buluşan ekmekten mis gibi kokular yayılırdı mutfaklara. Tavuklar çoktan yemlenmiş, ineklerin önüne saman bırakılmış olurdu.

Köyün sessizliğini bozan, kadını da yerinden kımıldatan Hüseyin İmam’ın yanık sesiyle okuduğu sala oldu. Yuvacık Kasabası sakinlerinden… İnna lillahi ve inna ileyhi raciun, diyecekti ki yine sustu kadın.

İçeri girdi, çayını demledi. Her dediğini yapmıştı Ali’nin, çayın suyunu iyi kaynatmıştı. Bağ bahçe, ahır, her işe el atmış Ali’sine destek olmuştu. İki oğulları vardı. Yoksul ama huzurlu bir hayat yaşıyorlardı ta ki Ali, bir temmuz öğlesinde sol göğsünü tuta tuta yere yığılı verene dek.

Acının şiddeti bile durduramadı zamanı, yıllar geçmeye pek hevesliydi, geçti. Oğlanlar büyüdü. Evlatlarının bükük boynunu doğrultmaya uğraştı, didindi, patates söktü, mısır kazdı, odun kesti, su taşıdı Seher. Elleri erkek eline döndü. Yorulduğunda, sofranın başında karnı doyan oğullarını izleyip dinlendi. Yeri geldi ölü elbisesi giydi ama oğullarını adam etti.

Anadolu, yalnız ve ölümü bekleyen insanların yurduydu artık. Pencere önlerinde, elleri yüzlerinde, mazi albümünden silik fotoğraflar seçiyorlardı Seher gibi. Yorgun ve yaralı… Kadere teslimiyetin verdiği dinginlik yüzlerinde… Karşıda uzanan ince kıvrımlı yoldan kimbilir kimleri bekliyorlardı.

Geçen yıl evlatlarının ısrarına dayanamadığı için gitmişti İstanbul’a. Bayrampaşa’da oturuyordu oğulları. Pencereden baksa gördüğü tek şey karşı evin duvarlarıydı. Gökyüzü yok. Dağ yok. Ayağını basmak istese toprak yok. Oğulları, gelinleri çalışıyordu, torunları ise okulda… Tüm gün dört duvar arasında elinde tespih…

Toprağından, anasının kucağından kopup gelmiş insanlar birbirlerine sokulmuşlar, diye düşündü önce. İyi ama binaları bitişik olan bu insanlar nasıl oluyordu da birbirlerinden bu kadar kopuk yaşıyorlardı? Geleli ay olmuştu ama merdivenleri temizleyen kadının haricinde bir Allah’ın kulu kapıyı tıklatmamıştı.

Eyüp Sultan’a giderken giriş kat evlerin dar pencerelerinde gördüğü, yoğurt kabına dikilmiş çiçekler, memleket özleminden değil miydi? Geçim derdiyle, çaresizce kucağına atlayan insanları üst üste yığan bu şehre ısınamadı Seher.

Üç ay boyunca her pazar annelerini İstanbul’un farklı bir güzelliğiyle tanıştırdı oğulları. Ama ne var, ne Kapalıçarşı’nın ışıltısı ne Mahmutpaşa’nın cıvıltısı, ne Eyüp Sultan’ın huzuru, ne Süleymaniye’nin heybeti cezp etmedi Seher’i.

“Camileri, çeşmeleri, Boğaz’ı İstanbul ama burada yaşanan hayat İstanbul değil ki. Nefes alamıyorum oğlum ben buralarda.“ diye sızlanıyordu. “Bu kadife koltuklar benim tahta sedirimin yerini tutabilir mi? Ot kokusunu bile özledim. Hem elim ayağım tutuyor şükür, bakıma muhtaç değilim. Tencerede pişirir kapağında yerim, ne olur bana eziyet etmeyin!“

Baharın ayak sesleri duyulunca İstanbul’da tutamadılar kadını.

……………

Günler bir bir devriliyordu böyle. Bazen bir komşu kadın uğrardı, bir iki hoşbeşten bir bardak çaydan sonra kalkar giderdi. “Bir şey olursa seslen Seher Teyze.” O bilirdi bu cümlenin ne demeye geldiğini.

Köylünün elini kolunu bağlayan kar kalkacak gibi görünmüyordu. Bir yağmur gerekti eritmek için. Çoktandır kapısını tıklatan da olmamıştı bu yüzden ama yüksünmüyordu kadın yalnızlığından. Ali’nin hatıralarının sindiği bu ev, kocasının yaptığı bu sedir ona yetiyordu.

Çayını içmiş pencere önünde yerini almıştı ki kapı vuruldu. En yakın komşusunun oğlu Halil’ di gelen.

-Seher Teyze yine mi şarja takmayı unuttun telefonunu? Al, Emin Abi arıyor.

Kalp atışları hızlandı kadının. Elleri titredi. Yaşmağını gevşetip telefonu kulağına yapıştırdı.

-Alo!

Emin’inin sesini duyunca bütün vücuduna bir ılıklık yayıldı.

-Anne!

Anan sana kurban olsun diyecekti, davrandı:

-…….

Olmadı.

Bir daha denedi.

……..

Yok olmuyordu. Tutulmuştu. Bir daha denedi.

-.eee…..

Yine olmadı. Beyni seçtiği kelimeleri diline gönderdiğinde aniden dev bir hortum beliriyor, gidecekleri yere varmadan canım sözcükleri yutuyordu.

Telefonun diğer ucundaki ses tedirgindi.

-Anne orda mısın, niye konuşmuyorsun?

Var gücüyle bir daha denedi:

-eee , eee……

-Anne sesin gelmiyor!

…………….

Geçer, dedi doktor, zamanla geçer. Psikolojik bir durum… Dilinin ne zaman çözüleceği belli olmaz ama geçer.

Geçti. Diline oturan taş düştü. Seher yeniden konuştu, dağlarla, Duman’la. Komşu kadınlar uğradı, bir çay içimlik. Tahta sedirinde hatıralarından hatıra beğendi, kendiyle dertleşti her gün. Olmadı, yalnızlığıyla muhabbet etti.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Çağrı / Ay Vakti
Afrin / Şeref Akbaba
Tempo / Nurullah Genç
Nazar Ber Kadem / Selami Şimşek
Necmettin EVCİ İle Söyleşi / Yavuz Ertürk - Ahmet Mahmut Şen
Tümünü Göster