Aşık Maşukuna Kavuştu

305
Görüntüleme

Varlığa ben seninle âgâhım,
Var olan sensin ancak Allah’ım.

Mevlânâ’nın en önemli eserlerinden Mesnevî’yi geleneksel anlamda şerh eden, Tahiru’l-Mevlevî’nin talebesi, son Mesnevîhan Şefik Can Hocaefendi (Şefik Dede) 23.01.2005 Pazar günü Hakk’a yürüdü (vefat etti).
Şefik Dede, 1909 yılında Erzurum’un Tebricik Köyü’nde doğdu. Çocuk yaşta, müftü olan babasından Arapça ve Farsça öğrendi. 1929’da Kuleli Askeri Lisesi’ni, 1931’de de Harp Okulu’nu bitirdi. Daha sonra İstanbul Üniversitesi’nin sınavlarını vererek öğretmenlik diploması aldı. 1935’te Tâhirü’l-Mevlevî’nin yanında stajını tamamlayarak Kuleli Askeri Lisesi’nde Edebiyat öğretmenliğine başladı ve 1965 yılında emekli oluncaya kadar burada edebiyat öğretmenliği yaptı. Uzun yıllar Tâhirü’l-Mevlevî’nin yakınında bulunarak klâsik Mesnevî kültürünü ondan aldığı “Mesnevîhan icazeti” ile her ortamda aktarmaya çalıştı. Tâhirü’l-Mevlevî’nin vefatından sonra da çeşitli mekânlarda Mesnevî dersleri verdi.  
Bir çok esere imza atan Şefik Can’ın eserleri şunlardır: Mevlânâ Hayatı Şahsiyeti ve Fikirleri (Ötüken Neşriyat, İstanbul 1997, 567 sayfa), Klâsik Yunan Mitolojisi (İnkılap Kitabevi, İstanbul 2000, 541 sayfa), Mevlânâ ve Eflatun (Okul Yayınları, İstanbul 2004, 208 sayfa), Hz. Mevlânâ’nın Rubâîleri (Kültür Bakanlığı, Ankara 2001, 407 sayfa), on dokuz yılda hazırladığı altı ciltlik Mesnevî Tercümesi (Ötüken Neşriyat, İstanbul 2001, VI cilt) Divân-ı Kebir’den Seçmeler (Ötüken Neşriyat, İstanbul 2000, IV cilt), Tâhirü’l-Mevlevî’nin ömrü vefa etmediği için tamamlayamadığı Mesnevî’nin 5. ve 6. ciltlerin şerhi (Şâmil Yayınevi), Cevâhir-i Mesnevîye (Ötüken Neşriyat, İstanbul 2001, II cilt) ve Mesnevî Hikâyeleri (Ötüken Neşriyat, İstanbul 2003, 599 sayfa). Bunların yanı sıra, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın kendi şiirlerinin ve Mevlânâ’dan seçtiği elli şiirin de içinde yer aldığı Dîvân’ın orijinal metinleri ile birlikte bugünün Türkçe’ye tercümesi olan Güldeste (Konya Büyükşehir Belediyesi, Konya 2001, 201 sayfa).
Şefik Dede, hayatını Mevlânâ’nın anlaşılmasına harcamış ve uzun yıllar Mevlânâ ve eserleri ile olan ünsiyeti sebebiyle, özellikle Mesnevî üzerine yaptığı çalışmaların da etkisiyle, yaşayan bir Mesnevî olmuştu. Erenköy Kazım Karabekir Kültür Merkezi’nde her hafta Salı günü Mesnevî dersleri yapıyor, burada Mevlânâ âşıkları, Şefik Dede dostları bir araya geliyor, Mesnevîhanlıkta klasik usûlün son temsilcisinden Mevlânâ’yı, Mesnevî’yi dinliyorlardı. Mesnevî derslerinin dışında kendisini ziyaret etmek isteyen dostlarını ve ziyaretçilerini kışın Kadıköy-Şaşkınbakkal’da, yazın ise Kınalıada’daki evinde kabul ediyordu.
Şefik Dede’nin neredeyse bütün konuşmaları ve sohbetleri Mevlânâ, Mevlânâ’nın düşünceleri, Mevlânâ’nın anlaşılması, özellikle de doğru anlaşılması üzerine idi. Son zamanlarda gerek yaşlılığı gerekse bazı rahatsızlıkları kendisinin Mesnevî dersleri yapmasına, ziyaretçileri kabulüne engel olsa da, birazcık kendisini iyi hissettiği bir anda hemen eski gayretli hali ortaya çıkıyor, heyecanlı, neşeli ve istekli bir sesle dostlarını irşat ediyordu.
İlim ve irfan aşığı olan Şefik Dede, ne zaman karşısına talebelerden bir dinleyici grup gelse, onlarla daha çok neşelendiğini, onlara düşen çok sayıda vazife olduğunu söylüyor, sürekli ilim ehli için dualar ediyordu.
Tevazu onun en önemli özelliklerinden biriydi. Kendisine ziyarete gelenlere defalarca; “Bu yaşlı ve her tarafı dökülen ihtiyarda ne buluyorsunuz da buralara kadar zahmet ediyorsunuz?” diyerek, geldikleri için teşekkür eder, misafirlerin ağırlanması ve rahatı için (kulakları az duyduğu ve gözleri çok iyi görmediği halde) elinden geleni ortaya koyardı. Gelenlere sesi ve nefesi yettiği kadarıyla Mevlânâ’dan, Mesnevî’den bahseder, doyumsuz sohbetler yapar, bir asra yaklaşan ömründen kıymetli hatıralar aktarırdı. Hiç hoşlanmadığı ise kendisinden bahsetmekti. Odasının duvarında sürekli asılı bulunan ve üzerinde “Hiç” yazan bir levhayı göstererek “Ben buyum” dediğini talebesi Nur Hanım nakletmektedir.
Yaşayan bir tarihti. Ömrü boyunca nerede bir ilim ve edebiyat büyüğü, bir Allah dostu ismi duydu ise onları ziyaret etmeyi, onlarla hemhâl olmayı bir zevk haline getirmiş, başta hocası Tahiru’l-Mevlevî olmak üzere ülkemizin yetiştirdiği ilim ve edebiyat çevresinden önemli isimlerle beraber olmuştur. M. Akif’i tanımış, İbnü’l-Emin Mahmud Kemal, Prof. Ali Nihat Tarlan, Münevver Ayaşlı, Hasan Ali Yücel, Yaman Dede, Sahaflar Şeyhi Muzaffer Ozak, meşhur Kitâbiyât bilgini Râif Yelkenci gibi ilim ve irfan çevrelerinin büyükleriyle birlikte onların ilim meclislerinde bulunmuştur.
Kendisinin ifadesiyle, en çok kendisini mutlu eden ise, bir Allah dostunu ziyaret ve onların sohbetlerine iştirak olmuştur. Mahmud Sami Ramazanoğlu, Midhat Bahari Beytur, M. Raşid Erol, Ladikli Ahmed Efendi gibi tasavvuf büyüklerinden hatıralarını sohbetlerinde zevkle aktarırdı.
Mevlânâ’nın;
“Ben yaşadığım müddetçe Kur’an’ın kulu kölesiyim,
Hz. Muhammed’in ayağını bastığı yerin toprağıyım.
Kim benden bundan başka bir şey aktarırsa,
Ondan da aktardıklarından da bizarım.”
dörtlüğünü sürekli tekrar ederdi.
Hülâsa; Mevlana’nın “Kâmil insan bir damlada gizlenmiş bir deniz, bir zerreye sığınmış bir güneştir” sözü Şefik Dede’de mücessem bir hâl almıştı. Ama her zaman olduğu gibi, kimi gözler için bir damla, kimi gözler için bir deniz, kimi gözler için bir zerre, kimi gözler için bir güneş.
Vefatından önce son birkaç aydır, kendi içine dönmüş, adeta “irci’î” emrini beklemeye başlamıştı. “İrci’î” emri 23 Ocak pazartesi günü saat 22:50 civarında geldi ve Mevlevîlerin bu emre ittibalarını ifade eden
“semahane-i illiyyine tennûre güsa” yüceler yücesindeki semâhaneye, etek açarak, âşık mâşukuna kavuşmuştur.
Mevlânâ’ya olan aşkı sebebiyle kabrini yıllar önce Konya Mevlana Dergahı’nın karşısındaki Üçler Kabristanı’nda hazırlatmış ve ölmeden önce hazırlattığı mezar taşına da;
“Varlığa ben seninle âgâhım,
Var olan sensin ancak Allah’ım,
Ahkâr-ı ibâd Mesnevîhan Şefik Can“  yazdırmıştı.
Makamı cennet olsun…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Şehr-i Ayıntab’dan Eski Bir Şehir’e Me... / Reşit Güngör Kalkan
“Hayatü’s- Sahabe” Mütercimi Meh... / Fatma Albayrak
Vaktin Duaya Erişi / Hüseyin K. Ece
Taş Kırmak / Şeref Akbaba
Sıra Gelecek / Ay Vakti
Tümünü Göster