Son Kapıda Gülümsemek

209
Görüntüleme

Öte yakasından bir adam geldiğinde şehre, Kurtuba ahilisinin bir kısmı meydanda toplanmış sohbet etmekteydi. Yanlarına sokulup kulak kabarttı meclise. Biri tam da “ bilirsiniz ben zengin bir adamım “ diye başladığında söze, şehrin öte yakasından gelen adam “asıl zenginliğin kalp zenginliği olduğunu bilir de mi söylersin” diye araya girdi. Sesi o kadar etkileyiciydi ki yüzü kızaran adamın tüm bedenini kesif ve ateşli bir tedirginlik kaplayıverdi. Sözlerini kısa kesip şöylece nihayetlendirdi.  “ Variyetim çoktur. Onlarla meşgul olmanın, beni bazen Allah’ı anmaktan alıkoyuyor olduğu doğrudur. Ancak bilirsiniz; hayır yapmak için bile zenginlik gerekir. Zengin olduğumuz için itibar görürüz biz. Ancak rahat olduğumuz zannedilmesin sakın. Onca malın mülkün hesabını tutmak ne gamlı bir iştir, bilemezsiniz! Bazen her şeyi terk ederek, başımı alayım ve şu dağlara doğru vurup gideyim dediğim olmuyor değil. Kendi tenhalığımı bulana dek oralarda düşünüp tefekkür edeyim”.
Bir diğeri bu sözlerinden dolayı zengin olduğunu söyleyen adama karşı istihza ile gülerek “hani şu babalarımızın anlatıp durduğu, zamanında bizim beldenin eski Bey’i olduğu söylenen kırmızı külahlı Zahid dervişin hikayesine özenirsin besbelli” diye mukabelede bulunduktan sonra, sesini yükselterek sözlerine şöylece devam etti ”Bilirsiniz ben fakir birisiyim. çok çalışmak zorunda olduğum için Allah’ı anmak hususunda ben de sizden farklı değilim. Gündüz çalışır, geceleyin hesabı denkleştirmenin dilemması içine düşerim. Siz zenginler, bizlerin haline bakıp kendiniz için ibret almalı ve sızlanmayı bırakmalısınız. Ellerinizdeki imkânın ve hayatınızın kıymetini bilin. Her türlü imkandan yoksun olarak yaşamanın ne demek olduğunu bilemezsiniz siz ”
Muhabbetin, tarafların benzeri mülahazaları ile sürüp gideceğini anlayan şehrin öte yakasından gelen adam, gölgesini topladıktan sonra asasını göğe doğru havaya kaldırarak ahaliye seslendi:

– Şu parlayan güneşin altında ve üstünde bulunanların Rabbi’ne andolsun ki ben de sizlerin bir kısmı gibi zengindim bir zamanlar ve şimdi yine, sizlerin bir kısmı gibi yoksulum. Ne ki, yoksunluk ifade eden sözlerinizle bir alakası yok bu durumun. Yoksun olan; ne yoksuldur ne de varsıl. Yoksun olan varsıldır yoksul olan. Asıl yoksulluk, yoksunluktur çünkü. Ve sadece yoksul olduğun için yoksun olduğunu düşündüğün zaman, hakikaten yoksundur ve bir de zenginlikle var olmayı eş değer gördüğün için. İnsanlar bazen varlıkla bazen de yoklukla imtihan edilirler. Ve yine insanların bazısı sadece yoklukla ve bazısı da sadece varlıkla imtihan edilir. Hayatın kıymetini bilmek ne varlık ne de yokluk iledir. O ki; an’ın vacibini bilmek ve gereğini yerine getirmekledir. Bu vechiyle bazısına, evlad-ı iyali dahi terk olur vacip; bazısına yanlarında kalıp iaşe ve huzurları için gayret etmek. Biz varıp birbirimize karşı sesimizi yükseltmeden susup dinleyelim ki, o şeytanın hangi kulağımızdan fısıldıyor olduğunu işitmek hususunda güçlük çekmeyelim. O’nun terazisinin nasıl işlediğini bilemez durup düşünmeyen ve akıl erdiremez susup dinlemeyen. Zenginlik olmadan hayır yapmanın mümkün olmadığını iddia etmek kadar netamelidir, bizim için hayırlı olan hususunda isabet kesbetmek. Bilinçsizce verilen çoğu az eden ve bilinçle verilen azı çok edenin ne olduğunu bilir misiniz siz? Samimiyet ve ihlastır o ve sorumluluğunun bilincinde olmak. “Sizler, dünyalık hususunda kendinizden aşağı olanlara; ve yine sizler, maneviyat hususunda kendinizden yüksek olanlara bakıp ibret alınız” dendiği doğrudur. İşte budur ki, her daim sabirun ve şakirundan olmak isteyenlerin yoludur. Ve durduğumuz bu yerde önemli olan varsıl ya da yoksul olmak değil, sorumluluğunun bilincinde olmaktır ancak. Ah! bir bunu bilebilse insan, başkası sanıp da güldüğünün kendisi olduğunu da bilecektir; ne ki, arayışını sürdüren kimse, ondan vazgeçmiş ya da hiç başlamayı düşünmeyen kimse gibi de değildir.

Şehrin öte yakasından gelen adamın sözlerinden etkilenen bir diğeri araya girerek sordu:
– Ey sözleriyle yüreklerimizi tırmalayan yabancı, sorumluluğunun bilincinde olmak ne demektir ve bunun için ne yapmak gerekir?
– Sorumluluğunun bilincinde olmak, biraz ölmek demektir ve ilimle iştigal etmek gerekir. Zihnimizdeki sis perdelerini aralayan en muteber yol ilim tahsil etmektir. Gizliyi aşikar eden ve gafletin tüm zerrelerini dağıtan yegane olgu ölümdür ancak.
– Bizler ne zaman hakkı ile oluruz?
– Öldüğümüzde. Olmanın hakkı, son nefesi verdiğimiz andır.
– Öldükten sonra olmak kime ne fayda verir?
– Kimseye.
– Peki ölümden niçin bahsedersin?
– Son nefesi hissetmek için.
– Ölmeden önce ölmek için ne yapmak gerekir?
– Öldüğünü düşünüp, hesaba çekiliyor olduğunu var saymak.
– Öldüğünü ve hesaba çekildiğini düşünen insan nasıl olur?
– Ağlar.
– Sonra?
– Anlar.
– Sonra?
– Nasibi nispetinde “olur”. Olmanın olduğu yer, ömrün dolduğu yerdir. Ayaklarımız fani toprağa basarken,  yüreklerimiz ötelerde onun tefekkürü ile atar ancak. Seslerimiz sonsuzlukta bu şekilde yankı bulur ve tedirgin soluklarımız kavuşur son kapıda sükuna. Onu gönül evine konuk etmeyen kimsenin kendisi de yoktur orada. Olmak için ölmeyi ve var olmak için yok olmayı yeğlemek gerekir. Ölüm duygusu, fani bedenlerimize azap verdiği kadar da yüceltir ruhlarımızı. Ben’inin ve hayatının kıymetini bilen onu evine konuk etsin. Bilmeyen de onunla sohbet edip yüzleşsin.
– Ey fani nefesinden dökülen ölümsüz kelimelerle ruhlarımıza hitap eden yabancı sen kimsin?
– Yolcuyum.
– Nereden gelip nereye gidersin?
– Kendimden kendime.
– Başka?
– İlk yaratıldığım yere.
– Başka?
– Dünyadan ahirete.
– Nereli olduğunu merak ederiz, niçin söylemezsin?
– Bedenim buradan, ruhum geldiği yerden.
– Bize, nereden olduğunuzu söylemeniz mukabilinde sizi burada misafir etmek isteriz.
– Söylersem kalamam.
– Fakat bunu saklaman bizde şüphe uyandırır.
– Şüphe şeytanın en sinsi silahıdır. Şüphelenmenize sebep olmaktan Allah’a sığınırım. Hakkımda hüsn-ü zan etmenizi dilerim. Ancak o denli geçerli bir mazeretim var ki, bunu size söyleyemem. Bu sebeple sizler için yapabileceğim tek şey buradan gitmektir.
Bu sözler üzerine şehrin öte yakasından gelen adam denkini toparladı. Kurtubalı ahalinin meraklı bakışlarına aldırmadan müsaade isteyerek, gerisin geri dönüp geldiği istikamete doğru yürümeye başladı. Ardı sıra bakan tecessüs yüklü gözler ihtiyar ve yorgun bedenini göremez olduğunda, eli denkinin içine sakladığı kırmızı külahına doğru uzandı.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Üç Nokta / Feride Sezer
Nil Yeşilinde Keşkelerle Kaybolmak / Nesrin Çaylı
Batı Şiirinde Aşk-ı Memnu / Ahmet Sıvacı
Adım Şimdi Kış / Reşit Güngör Kalkan
Asya’ya ‘Aşk’ Yakışır / Özcan Ünlü
Tümünü Göster