Şiir Konuşuyor

182
Görüntüleme

“Ey insanlık! Okuduğunuz / okuyacağınız ifadelerde geçen şair ve şiir, kutsal kitabımızın Şuârâ suresinde yer alan, Yaradanın lütfuna mazhar olmuşlardır.”

Önce ben vardım; sonra siz. Adem’in Havva’ya “seni seviyorum” demesiyle başlayan sürecim. “Seni seviyorum” ifadesinin, dünyanın vâr oluşundan bugüne dek eskimemesindeki yatan tılsım budur. Şiir eskimez. Sonra ben olacağım sonra siz. Var oluşunuzu bana da borçlusunuz. Yaratılan lütuf sahibi varlıklar içerisinde, kutsal kitapta ismi geçenlerdenim. Bu kainatta hakkı tesbih eden her madde ve mana birbiridir. Hulasa, ben o/ydum, o/yum, o olacağım. Dünyada var olan her mânâ ve maddenin en ince ayrıntısında, zerrenin zerresindeyim. Bakmayın, göremiyorsunuz. Yaşayın anlayabilirsiniz; belki. Belki dememi mazur gör ey insanlık, sen tam beşersin; tam şaşarsın!
Kimim ben? Tanımım nedir? Var mıdır, yok mudur? Kendimi tarifte, iyimser değil, en az sizin kadar kötümserim, öncelikle bunu belirtmeliyim. Elbette bir tanımım vardır ama hiç biriniz tarif edemeyeceksiniz. Binlerce tanımı yapılan, Yunan-Latin çağlarından bu yana güzel sanatların (Beaux-Arts) bir kolu, belki de en büyük kolu olan bir sanat için her söylenen doğrudur; amma ve lâkin her tanım eğer doğruysa, hiçbirinin aslında doğru olmadığını, matematik gibi akılcı(ki şiir de bir akıl işidir), ve fizik gibi deneyli ilimlerde tarifler önemli ve kesin olsa da, fikir ve sanat dallarında tanımların kesin olmayacağı gibi önemli de sayılmayacağı savunmasındayım. Tanımıma yeni bir tanım yolu açmak için, belki de tanımım için bir tanımda bulunmam gerekirse -ki bana her zaman gerekir- bu dünyada bir tarifim olmadığı için, her tanımımda hep bir tarafımın karanlıkta kalacağını söylüyorum; çünkü ben “dünya”nın kendisiyim. Bir yanımın “karanlıkta kalması” kadar doğal hiçbir şeyin olmadığını takdir edersiniz. “Sanat anlatılmazın anlatılamazlığını anlatmaktır ”diyen İzzetbegoviç’i saygıyla anıyorum.
Tezat benim göbek adımdır. Hayata dair ne varsa her gerçeğin kendi içindeki tezatıyım. Kadın bir profesöre “bilim adamı” denmesini, sigara paketinin üzerinde “sigara sağlığa zararlıdır ” yazmasını örnek gösterebilirim. Bu dünyada her şeyin karşılığı vardır; her şey birbiridir. Gerçekse, birbiri olduğundan tezatını da beraberinde getirecektir. Misal çerçevesinde ele alınır ise; doğumun ölüm, ölümün doğum olduğunu belirtmem, sanırım sisi biraz dağıtacaktır. Bu noktada, İbn Arabî’nin “ilk nokta aşktır / aynı zamanda son nokta…” demesini de hatırlatmak isterim; “bir savın inandırıcılığı için somut misaller vermeli ” kuralına (!) uyarak. “Ben dünyayım ” dememden yola çıkarak, dünyanın yalan olduğu, asıl hayatın ölümden sonra başlayacağı, dolayısıyla tarifimin de ahir zamanda vukû bulacağını yerinize düşündüm, söyleyeyim. Ve yine yerinize düşündüğüm bir husus da şudur: Dilinizin ucuyla yalan dediğiniz bu dünyada var olan / var olacak canlıları Yaradanın var ettiğini hatırlatıp, gördüğünüz bu eşsiz güzellikten dolayı, Yaradanı andığınız ve onun varlığına inandığınızı söyleyip, “bu dünya yalan ” ifadenizi çürütmüş oluyorum ki bu, “İslamiyet felsefeyi reddeder ” diyen düşüncelere, onu aramada yegane vesilenin benim olduğumu hatırlatmaktır. Özünde, asıl maksadımdan teğet geçen bir çizgiydi çizdiğim; bu konuya ünlem koyuyorum ve diyorum ki : Tefekkür etmek en büyük felsefedir. Yapmadım diyen yalan söylüyordur. İnkar edenlerden olmayınız; yalan olanlardan da; antrparan/tezinize…
Kendime / şiire, şimdilik virgül koyuyorum ama biraz önce dile getirdiğim ipucu kıvamındaki tarifime bir yenisini daha eklemeden edemeyeceğim diyor, ara ara serpiştirdiğim ifadelerimden de anlaşılacağı üzere; şairin ben olduğunu, benim de şair olduğumu söylemek istiyorum. Tek bir tanımım yok, tek/bir tanımım var. Kainattaki her zerrede varım demem, muammanın da benim olduğumu ortaya çıkarır ki, bu gerçekse -kısmen de olsa- durumu neticelendirecektir. Yarım benim diğer adımdır. Yani aslında bütünüm. Allah (c.c.), bizi, makamına ulaşanlardan eylesin.
***
ŞİİR VE ŞAİR
Şair, benim her zaman bir adım gerimdedir. Her yazıldığım vakit bana en çok şaşıran, beni dile getiren şairdir; sonra diğer şairler ve sizler, yani vesaireler gelirsiniz. Aslında şaşırdığınız, (hiç olmazsa şair gözüyle) Yaradanın en büyük güzelliği ve lütfudur. “Bu kainatta hakkı tesbih eden her madde ve mana birbiridir ” sözümü hatırlatmak istiyorum. Şair, malzemesini kainatta var olan her şeyden alır. Ama insanlar, yani sizler hep olmazsa olmazlarısınızdır şairin. Bu noktada, Nietzsche/nin “Ey günümüz insanı ! Kendi suratınızdan başka maske giymenize ne hacet ! Sizleri bu hâlde kim tanıyabilir ki ? ” ifadesi uygun düşecektir sanıyorum. Bu yüzden varım, bu yüzden ölmedim / ölmeyeceğim. Ruhlarınız şâd olsun; O/na inanmayanlar istisnâ. Günümüzde temasız kalma sebebimi, insansız eserlerin vücuda gelmesi diye yorumlayanlara, doğası gereği hiç bir şiirin temasız olamayacağını, şiiri yazanın nihayetinde bir insan olduğunu, dolayısıyla her şiirde insan unsurunun olduğunu ve sebep sonuç ilişkisinin yanlış kurulduğunu; sadece kültür emperyalizminin, şiiri bir oyun haline dönüştürdüğü fikrinde mutabık olduğumu belirtmek istiyorum, şairi şiirin önüne geçirme çabaları da cabasıdır. Hoş, günümüzde moda baş olma modasıdır. Kime göre şiir, kime göre şair/in muamması iyice renksizleşmiştir. “İşimize bakalım ” diyen şairin sözünü, uzayan dilleri ile ezen bir nesil var şiir camiasında. Şair konuşmaz, şiir konuşur. Şair de konuşursa, nerede kaldı şairliği; ve cemiyetteki farkı ölçüsünce, insandan uzak ama insana en yakın olan kişiliği? Her şeyi alenileşirse kıyameti kopmuş demektir şairin / şiirin. Kıyamet; en büyük zelzele…
“İlimde tecrit, teşhis için; şiirde teşhis tecrit içindir.” diyen şairimizi merkez seçerek, bu konudan hareketle bir takım tespitler yapmak istiyorum şiire dair. O/na ulaşmada her sanatın vesile olabileceği ama tahtta şiirin oturduğu, dolayısıyla o/na ulaşmada en yakın mahallenin, şuaranın ikamet ettiği mahalle olduğunu “den den” yaparak söylemeliyim. Bana göre, ilmin kendisini soyutlaması somut içinken, depremin merkez üssü olan şiirse somutta soyutu arar/dır; sözün meali. Katılıyorum ve ilave yapmak istiyorum. Kanımca ilim, daha tecrit için teşhis yaparken, (ilimle eş tuttuğum) şair, var oluşu itibariyle başlı başına zaten tecrittir düşüncesindeyim. Tecrit olan şairin şiiriyse, yazıldığından dolayı teşhis olur; ve dolayısıyla ilmin tecridine de vesile olur; ki o ilim o/na ulaşmayı istiyorsa eğer. Zira anlamsızlığın içinde anlam vardır ama anlamın içinde anlamsızlık yoktur. Tezat gibi görünse de iki kutbu aynı potada eritme, iki kutupla aynı potada erime halidir kastettiğim. Belki başlı başına vesvese de denebilir ama içinde vesvesenin olduğu kesindir. “Denizin seviyesinden itibaren Everest tepesi ne kadar yüksekse, okyanusun dibi de o kadar çukurdur ” diyen aynı kaleme saygılarımla… Sahi, “Güzel olmak, güzel söylemekten daha güzeldir ” diyen âdem, güzel söylediğinin farkında mıdır acaba ?
En zor icra edilen sanatın şiir olduğu gerçeğini savunanlar her zaman şairler olmuştur ya da şiiri seven insanlar. Peki bu gerçekten de böyle midir ? Bana göre evet; çünkü icra ettiğim sanat olduğu için. İşte, anlatmak istediğim husus bu cümlemin içindedir. “Diğer yarımı red” değildir bu; bir kalemin, bütünlediği sanatının tahtına yaklaştıkça verdiği sözlü fermanlardan bir tanesidir sadece. Eğer sanatçı icra ettiği sanatı için hayatını koyma pahasına sanatına adamışsa kendisini, her sanat bir diğerinden daha zor ve daha üstündür. Sanatın ustası yoktur; tıpkı sanatçının ustası olamayacağı gibi. Sadece daha iyisi daha mükemmeli vardır. Usta da , mükemmel de , hulasa, her şey ve her şeyin sahibi o/dur; dolayısıyla harflerin de, tabii ki. Ernest Hemingway’ın “Bizler hiç kimsenin hiçbir zaman usta olmadığı bir uğraşın çıraklarıyız ” sözünün yerinde olduğunu düşünüyorum. Sevmek ya da sevmemek tercihinin üzerinde bir durum söz konusudur; bir aşktır bu, dolayısıyla sevgiye de hükmeden. Diğer yandan, şiirin kuması olarak kabul gören düz yazıyı icra eden bir kalemin; şiiri sevmediği için kendi icra ettiği sanatı el üstünde tutması, işini aşk ile yapmadığının bir kanıtıdır. Tedirgin bir yaklaşımla, varını ortaya koyan bir kalem zaten bunu söyle(ye)mez. Bilir ki yaptığı sanatın içinde şiir de vardır, resim de; hava da vardır su da… Geldiğim bu nokta “her şey birbiridir ” tezimi bir kez daha haklı çıkarmaktadır.
“Bir taş nasıl çiçek olabilir ?” sorunuza cevabım, hayal gücüyle/dir. Rüyalarınızı inkar edemezsiniz.
”Elimizde olan bir şey değil ki bu durum ” demenize karşılık, objektif olmadığınızı söylememe izin veriniz. Elinizde olan ne var acaba?

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Üç Nokta / Feride Sezer
Nil Yeşilinde Keşkelerle Kaybolmak / Nesrin Çaylı
Batı Şiirinde Aşk-ı Memnu / Ahmet Sıvacı
Adım Şimdi Kış / Reşit Güngör Kalkan
Asya’ya ‘Aşk’ Yakışır / Özcan Ünlü
Tümünü Göster