Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -10

389
Görüntüleme

bir gün’dü
bir gün’ün bir günüydü, yazıldı

yolun sonu hayat, yolun başı hayat, yol boyu hepten hayat; sıkışıp kaldım Şirâze
diyorum çoğu zaman göklere dönüp yüzümü “emanet çok ağır”
büküldükçe bükülüyorum
çatlayan ellerim acıyor, tırnaklarım acıyor; saçlarım, kaşlarım, kirpiklerim acıyor
kanıyorum gün boyu; nasıl olayım işte, bunca sıkışmışlığın arasında heyhat’ım Şirâze

düşünüyorum çok zaman, “hayat üzerine kaç cümle kurdular” diye
cümleler de hayatın kendisi de, hayattan olmayan bir ben miyim ne
bul beni Şirâze
daha girerken karanlığa, tüm aydınlığımı yuttum
başıma bir ayla takıp, olamayacağım her ne var ise hevesle el ettim
bul beni Şirâze

gözümden tut, dilimden tut… çek çıkar beni kuytularımdan

bazen gecenin en sessiz anında göğe bir merdiven dayayıp çıkmak geçiyor içimden yukarılara
aşağıda hayat, yukarıda hayat; aşağı yukarı hepten hayat Şirâze
tutup askıya asamıyorum, dolaba koyup saklayamıyorum, sandığa kilitleyemiyorum
kilit üstüne kilit vuramıyorum
Şirâze, ben en var halimle yok olmanın telaşındayım
dünyanın her anını hayata döndürememenin telaşındayım
sonsuzluğumu yeşertememenin telaşındayım
her mevsimi ruhuma aşılayamamanın telaşındayım
telaş içinde bir ben’im Şirâze

ihsânı bol olana sevdalıyken, insana dair her şey ne kadar da az görünüyor gözüme
verseler verseler ne kadarını verirler Şirâze

verirken kaç ölçer, kaç biçerler
buralardayım; ikinci paragrafın üçüncü satır, sekizinci kelimesinde
sayfalardan iki-yüz-yetmiş-dokuz
okuya okuya bul beni Şirâze
“boşluk” diye bir şey yok, her kelime arası dolu, her satır arası dolu
her paragraf arası dolu, sayfa kenarları dolu, dopdoluyum Şirâze
“aşk” desen aşk
“hasret” desen hasret
“acı” desen acı
“sevda” desen sevda
“renk” desen renk
“yol” desen yol
“ışık” desen ışık
ne ise aradığın onunla doluyum Şirâze


gül verdiler, dikenini de istedim; dikensiz gül kokmuyor Şirâze
gökyüzü verdiler, bulut da istedim; bulutsuz gökyüzü dalgasız deniz gibi Şirâze
kağıt verdiler, kalem de istedim; kalemsiz kağıt hep boş Şirâze
anladım ki, verenden hep isteniyor, verdikçe isteniyor, verdikçe dahası isteniyor


buralarda kalakaldım gibi; öyle bir his işte, durağanlaşmak
lâkin, hiçbir şey kalmıyor, benimle birlikte hiçbir şey kalakalmıyor
rüzgâr katıp bulutları önüne götürüyor, pazardaki meyveler akşama satılıyor
sular akıyor, saat tik tak’larını sürdürüyor
buzdolabı gürültüyle çalışmaya devam ediyor
akşam oluyor, sabah oluyor, ağaçlar bir yapraklanıyor bir çiçekleniyor
hiçbir şey kalakalmıyor Şirâze


“önüm arkam, sağım solum sobe” diyorum, kimseler yok
sobeleyecek kimsecikler yok
ben de duvardaki tabloyu, çekmecedeki düğmeleri
pencereden görünen evleri, yoldan geçen arabaları sobeliyorum
sonra kaçıp saklanıyorum kendime
kimse beni bulmuyor, bulamıyor Şirâze

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Üç Nokta / Feride Sezer
Nil Yeşilinde Keşkelerle Kaybolmak / Nesrin Çaylı
Batı Şiirinde Aşk-ı Memnu / Ahmet Sıvacı
Adım Şimdi Kış / Reşit Güngör Kalkan
Asya’ya ‘Aşk’ Yakışır / Özcan Ünlü
Tümünü Göster