BEKİR SITKI ERDOĞAN İLE ŞİİR ÜZERİNE SÖYLEŞİ

102
Görüntüleme

Ay Vakti okuruna kendinizden, edebiyatla olan ilginizden bahseder misiniz?Ay Vakti…Güzel de bir isim bulmuşsunuz…Şöyle söyleyeyim:Adana’daki yatılı öğretmen okulu sınavına hazırlanıyorum. İmtihana bir hafta mı, üç-dört gün mü kala; nasip olmayacak ya hani, Allah’ın bildiği, çizdiği bir yol var bizim için, bir ateşli hastalık, kırk derece kırk beş derece. Amcam yani babamın amcazadesi, amcalarım da yok, erken ölmüşler. Onun için ben hep erken ölümü bekleyip durdum hayatta. Ama seksene bir var şimdi. Hasılı olmadı, imtihana gidemedim, kabuslar içinde o günler geldi gitti.O iş bittikten sonra bir yerde akşam yemeği için çağırdılar, akrabadan birisi bana sordu. Ne düşünüyorsun, sen ortaokulun son imtihanlarına giriyorsun? İyi de talebelik yapıyorum hocalarım çok severlerdi beni. Dedim ki bilmiyorum. Ortaokulu bitirip belki bir katiplik yaparım diye düşünüyorum. O zamanlar ortaokul mezunlarını katip yapıyorlar. Ama aklım fikrim okumakta. Dedi ki akrabam. Ben bunu sana şunun için soruyorum. İstanbul’u boşaltıyorlarmış. Bahriye okulları Mersin’e, Kuleli de Konya kışlasına taşınıyordu. İmtihanla Kuleli Konya’ya girdim.Dünya kavrulurken, Nagazaki’de Hiroşima’da atom bombaları patlarken askeri okula gidiyordum. 1946. Tam o şiddetli yıllarda kışlalarda okuduk.Kuleli Askeri lisesine girdim ve asker oldum. Bundan sonra tahsilimi bir takım yeri olan fabrikada tamamladım. Ankara’da Sarıkışla’da bir ekmek fabrikası. Tek piyade benim. Birliğin tam yanında. Sarıkışla meğer merasim alayı imiş. Her dakika tüfek omuzda selam duruyorsun. Onun hemen yanında bir fabrika yeni yapılmış çok güzel bir fabrikaydı. İbretler yaşadım orada. Vazifemiz sadece fabrikayı korumak. Başka hiçbir şey yok. Tâlim-terbiye falan. Ben orada komutanım. Yemek Sarıkışla’dan geliyor. Zaten ekmek de fabrikadan. İşte orada eğitimim olmadığı için çalışmak ve fakülteye devam etmek imkanım oldu. Gündüz Akıncı bey olsun Kenan Akyüz olsun çok kolaylık gösterdiler. Elli dokuzda Beylerbeyi’ne geldim. Orda astsubay okulu var. Piyade sınıfından deniz sınıfına aldılar. O sıralarda denizde sivil bir öğretmen ayrılmak istiyor. Maaşlar kıt, ücretler yüksek. Ama verilen cevap yerine birini buluncaya kadar buradasın. O sıralarda bir albayın kulağına gelmiş bu. Şairim ya. Herkes ilgileniyor. Diplomamı almışım hem ihtisas bölümünden mezunum hem öğretimden. Ben önce öğretmenliğe girmiştim ama sonra hocalarım bana, sen şu dersleri de al burası seni bırakmaz, dediler.Şair olduğunuz biliniyor, edebiyata meraklısınız, asker olarak devam mı ettiniz?Son imtihanı müteakip, Gündüz Bey yanıma geldi ve imtihandan sonra odama kadar gel dedi. Odasına gittiğimde sana bakıp, şuna bak koca şair imtihan oluyor, diye gülüyorduk dediler. Senin düşüncen ne? Orduda kalmak mı, yoksa başka bir şey mi? Eğer ayrılabilirsen ordudan senin yerin burası. Halk Edebiyatı kürsüsü siyasî olaylardan ötürü kapandı. (Pertev Naili Boratav’la beraber kapandı.) sen bir tez hazırla. Tezi de kendin seç. İstanbul senatosundan iki de mümeyyiz çağıralım bir sınav yapalım doktoranı verelim. İki de asistan al nüveyi kur, dedi. Halk Edebiyatı’nın sesi sende var. Senden başka kim kuracak dediler. Çok hoşuma gitti çok heyecanlandım. Lisede öğretmen olmayı düşünürken şimdi kariyerimi tamamlama fırsatı doğdu. Eşime sordum, askeriyeden ayrılsam ne dersin diye o da sen bilirsin dedi. Sonra kayınpedere gittik sorduk. O da evlat sen bizden daha iyi bilirsin bu konuları. Nasıl karar verirsen o bizim için en iyisidir.Gündüz Akıncı’ya dedim, sekiz ayım kaldı on yılın dolmasına ki yüzbaşı oluyorum ondan sonra. Şimdi olamam. Sekiz ay beklerseniz olabilir, dedim. Sekiz ay sonra herkesten rıza da almış olarak fakülteye gittim. Gündüz Akıncı Bey’in kapısına. Hademe kimi arıyorsunuz, dedi. Gündüz Bey’i dedim. O burada yok, dedi. Dedim ki, ne zaman gelir ben burada bekleyeyim bir daha gelemem. O, çok beklersiniz beyim. Siz duymadınız mı Gündüz Bey Atatürk Üniversitesine gitti dedi. Derhal Kenan Bey’e koştum. Kenan Bey Yeni Türk edebiyatına bakıyor. Böyle böyle efendim ben geldim, dedim. Hoş geldiniz ama evdeki hesap çarşıya uymadı, dedi. Bizim fakülte sallanıyor nerdeyse kapanacak. Eskiden-yeniden pek çok hoca gitti. Benim kürsü sallanıyor. Bu durumdayken kalkıp da halk edebiyatı kürsüsü kurmaya kalkmak olmaz. Adama gülerler. Siz kendiniz sallanıyorsunuz bir de halk edebiyatı kürsüsü kurmaya kalkıyorsunuz derler, dedi. Ama istersen seni Yeni Türk Edebiyatı’na alayım, dedi.Gerçek isminizi sakladığınız doğru mu?Gündüz Hoca derste soru soruyor ben cevap veriyorum. Ama her zaman da cevap vermem olmuyor. Arkadaşlara söyledim Bekir Sıtkı Erdoğan değil benim ismim Bekir Erdoğan diyeceksiniz, diye. Çünkü kaçamak girdim okula. Sivil olaraktan girmiş gibi. Askeri okulu terk etmiş diye bir yazı icat ettim. Üç yerde yalan söylemek mübahmış. Karı-kocayı barıştırırken, savaşta düşmana karşı bir de ilim yapmak için. Baba ısrar ediyorsa ilim yapma diye gitmiyorum, çalışıyorum diyeceksin ama gidip ilim tahsil edeceksin. Bunu bilirsiniz çok güzel bir olay bu. İslamiyet’te başka yok. Onun için bende uydurma bir evrak hazırlayıp oraya sunmuştum. Hocalarım biliyorlar benim kim olduğumu ama idare bilmiyor. Sorardı kimin bu şiir diye kimseden ses çıkmazdı. Bir gün yine sordu yine ses yok kimseden. Ben de o gün sustum. Bu sefer Gündüz Akıncı bana sordu. Siz, dedi. Bir şey söylemeyecek misiniz? Ben de biraz şüphelendim hocam. Eğer bu şiir ölçülü olmasa Fazıl Hüsnü Dağlarca diyeceğim ama ölçülü. Hoca evet, dedi. Bu şiir Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın. O bir zamanlar ölçülü yazıyordu, dedi. Bir zamanlar ölçülü yazmışlar muhteremler sonradan maalesef her şeyi allak bullak edip değiştirmişler.Edebiyat ve şiiri konuşalım biraz da?Edebiyat adı üstünde edeble başlıyor, edeb terbiye demek, eğitim demek. Âdâb diyoruz çoğuluna, erkan usûl bilmek bir sistem bir ağır başlılık var. Biz bunu yüzlerce yıl sürdürdük halk edebiyatımız yüzlerce de değil binlerce yıl sürdürdü bir koşmanın bu günkü sese kavuşması Kışlada Bahar ve Hancı’daki başarı benim kendi başarım değil, ben ustalarımın inceliklerini kaptım.Cahit Sıtkı’nın Yaş Otuz Beş şiirine bir eleştiriniz vardı?Yaş otuz beş yolun yarısı eder / Dante gibi ortasındayız ömrün. Dante diyor başka kimse yok muydu? O zamanlar bizim böyle bir hayranlığımız var ya. Bizim bir sürü şairlerimiz gelmiş geçmiş. Dante dediğin kim? Dante kitabında ne yapar biliyor musunuz? Hazret-i Muhammed’i cehenneme atar. Halbuki bizim hiçbir zaman Hz. İsa’ya öyle bir garezimiz olmaz. İslamiyet’te Hz. İsa Allah’ın büyük peygamberlerinden. Mesela Mevlânâ da Yunus Emre de 13. yy da yaşamışlar. Dante ile nerdeyse çağdaş.Bakın Yunus Emre ne diyor; yetmiş iki millete bir gözle bakmayan ilm ile âlim olsa hakîkatte âsîdir. Şuna bak şu büyüklüğe bak. Peki Dante ne yapıyor? Dinlerin en büyük peygamberini tutuyor cehenneme atıyor.Biz yine aruza dönelim. Cahit Sıtkı’nın o şiiri beni kendime getirdi. Serbest nazımın alıp götürdüğü, her şeyi inkar ettiği o dönemde birincilik kazandı. Üç isim sayılıyor şair olarak sanki başka yok. Melih Cevdet, Orhan Veli, Oktay Rıfat. Hani Melih Cevdet nerde, Oktay Rıfat’ın bir şiirini söyle bana. Sadece Orhan Veli tutuldu biraz, neden? İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı. Bir ölçü içerisinde. Nakaratlarıyla kafiyeleriyle. Rumeli hisarına oturmuşum / oturmuşum da bir türkü tutturmuşum. Şiirlerinde nakaratları var. Ayaklarına bakıyorum on birli, altı-beş, dört-dört-üç. Serbest sıraladığı zaman bile o sesler kaybolmamış.Bu dönemde bu serbest şiir furyasında edebiyatla ilgisi olmadığı bu konuda yetkin olmadığı halde moda sayesinde ismi parlayanlardan bazıları İstiklal Savaşı yıllarında da bazıları Paris’e kaçmış gitmiş. Savaşın içine girmeyelim diye. Epeyce oralarda gezmişler. Sonra gelmişler orda neler yapılıyorsa buraya aktarmışlar. Fransız ne bilsin şiiri. Allah Allah hocam sahi mi söylüyorsun. Sahi söylüyorum. Evet teknolojide ilerlemişler ama teknoloji kafa işi, şiir gönül işi.Biz köklü bir kültürün vârisleriyiz. Koşmayı icat etmiş bir milletin çocuklarıyız. Ne olacak yahu, koşma dediğin ne ki? Koşma kafiyenin nereye gelirse en tatlı kulağımıza ses vereceğini hesap edilen binlerce yılın tecrübelerinin bir araya getirdiği koşuklar var eski koşuklar onlar hatalı filan ama nihayet tam sesine bunlar Anadolu’da ulaşmış. Çünkü Anadolu sentez yeri. Türk, Acem, Arap, Yunan. Dört esaslı kültür. Hatta aruzun veznini bile bulmuşuz da haberimiz yok. Bu benim düşüncem değil. Nihat Sami Banarlı söyledi bana. Kubbealtında Banarlı’yı ziyaret ettim orada çalışanlar vardı profesörler filan vardı. Onlara beni millî şairimiz diye takdim etti. Allah rahmet eylesin anlayan, bilen adamdı. Ölmeden evine gittiğimde bana, bak Türkler aruza varmışlar, dedi. Alper Tunga Sagusu’nu inceleyin, o zamanlar Araplarla temas edilmediği için neye vardıklarını bilememişler, dedi. Sadece musiki dolayısı ile varmışlar dedi. Bunlar müzik eşliğinde söylendiği ve anonim olduğu için her gelen musikiye uymayan yerlerini düzeltmişler. Alper Tunga öldü mü / Isuz acun kaldı mı / Ödlek öcün aldı mı / Emdi yürek yırtılır. Tempoyu gördünüz değil mi? Nedir bu tempo “müstefılun faılun” daha sonra bütün metni inceledim. Bazı yerleri uymuyor. Onlar sonradan bozulmuş. Aslında her noktasını vardırmışlar. Âruz seslerin periyodik olarak estetik bir düzenle dizilmesidir.Rıza Tevfik’in sürgünde yazdığı şu şiiri bakalım:Ömrümün neşesiz geçti baharı / neyleyim baharı gülsüz olunca / bir tutsam gerektir yar u ağyarı / gurbet ellerinde öksüz olunca – gönül elindendir feryâd u zârım / şu nankör aşkımdan ben de bîzârım / rûhum âzad olur, belki mezârım / ayaklar altında dümdüz olunca – diyorlar ki Rıza döner bu âlem / encâmına varır her devri sitem / benim gözümde fer kalır mı bilmem / bu uzun geceler gündüz olunca. Yahu Sevr muahedesine imza atmış adam ne okuyorsun şiirini? Ben o imza atan elleri seviyim. Yazsın bana böyle bir şiiri de böyle hatalar da yapsın ne yapıyım…Asker, şâir, öğretmen… Tanınıyorsunuz. Teklifler aldığınız halde siyasete girmediğiniz söyleniyor, doğru mu?Siyaseti sevmem. Beni kaç defa davet ettiler. Hocanın zamanında da. Onlar da istediler. Süleyman Arif Emre benim arkadaşım. Şair o da. Yetmiş dörtte emekli olurken onu ziyarete gittim. Çok efendi insan. Hah, iyi ki geldin, dedi. Hoca seninle görüşecek. Ne oluyoruz yahu, dedim. Emekli oluyorum demedin mi? Tamam işte, oradan emeklisin, buradan başlıyorsun. Süleyman gözünü seviyim sen kendini buna atmışın ama bana da kıyma, dedim. Ben hayalperest bir insanım. Aklı başında, iş görecek insanlar lazım. Ben oturuyorum, dalıp gidiyorum. Karım olmasa aç kalırım. Çarşı işlerini o görür. Ben evin erkeğiyim güya. Bana der sen otur yaz. Ben de uyku gelip esir alıncaya kadar çalışma masamdayım. Diyeceğim birkaç defa oldu çağırmalar. Sadece onlar değil başkaları da çağırdılar. Hayır, dedim. Öğretmenlik benim yapacağım işti bakın yaptım.Yine şiire dönelim isterseniz?İçinden geçtim ben serbest nazımın. Her şey hızlandı, her şeyimiz değişiyor, her şeyde inkılap yapılıyor. Aruz veznini atacağız, eski edebiyatımızı atacağız, yeniden Fransızlar nasıl yapıyorsa öyle yapacağız iş buraya intikal edince buna hiç aklım ermedi. Bunu yapanların hiç birini ayıplamıyorum ben. O devirde yaşayan edebiyat tarihçisi, edebiyat öğretmeni, edebiyat profesörü bunları ayıplıyorum. Bunlar sahip çıkacaklardı. Orta okuldayken bizim hocamız serbest nazım bir şiir getirdi okudu. Bunlar iyi yazılırsa zaten divan edebiyatında var. Müstezat var. sonra geniş müstezat haline getirildi daha sonra da serbest müstezat oldu. Efendim Orhan Veli getirdi Fransa’dan. Ne getirdi yahu getirdiğini gösterin bana. Ne getirdi ne götürdü? Gitti bugün bakın. Bugün binlerce şairim diyen insan dolaşıyor ortalıkta. Dört bin beş bin tane şair varmış. Yahu kardeşim yapmayın böyle. Olmaz bu. Onları da ayıplamıyorum ben. Bana hanımlar geliyor düzelteyim şunlara biraz yardım edeyim diyorum. Ama bakıyorum elleri titriyor şiirini okurken. O, onun şiiri. Kimse itiraz edemez buna. Ama o şiirin bütün milletin şiiri olması için bir şairin elinden çıkması lazım.Mehmet Kaplan beye iki tane şiir gönderdim serbest nazımda. Birbirine bağlı kafiyeli filan. İkisi de çıktı dergide, çıktı ama benim için de bir uyarıda bulundu. Dikkat edin dedi şairâneye kaçıyorsunuz. Yahu ben şair olacağım tabi ki şairâneliğe kaçacağım. Ben şair olmak istiyorum. Bunları anlatıyorum bunlar çok önemli boşuna bu hale gelmedik. Yavaş yavaş göz yumuldu bunlara hep. Bunlara şiddetle tedbir alınacaktı. Binlerce yılın meydana getirilmiş bir emeği var. Bunları gördüm. Aslıma rücû ettim.Yahya Kemal’le ilk görüşmenizden bahseder misiniz?Okuldaki son senemde Yahya kemali görmeye gittim Ankara Palas’a. Daha subay değilim ikinci sınıf talebesiyim. Ama Kışlada Baharlar yazıldı. Acılar yazıldı. Halk edebiyatı ün bile kazandı o şiirle. Kendime uyguladığım boykottan sonraki açılış. Peş peşe geldi şiirler. Birden bire bir patlama oldu. Bırakıverdim artık kendimi. Şair yaşıyorum artık. Gece gündüz şairim. Derslerde arkadaşlarımdan yardım istiyorum. Eğer lise olsa veremem. Ama orada yürüdü iş.Yahya Kemal’e gittik. Vazifeli olan memur sordu, randevunuz var mı, diye. Kardeşim dedim şu elbiseyi görüyor musun. Bir daha ya çıkarım ya çıkamam. Bizi öyle her zaman dışarı bırakmıyorlar. Öğrenciyim. Askeri öğrenciyim. Hazır çıkmışız. Üstadın da burada olduğunu duyduk. Siz lütfen gidip iki öğrencinin kendisini ziyarete geldiğini söyleyin. Eğer teşrif ederlerse yani bizi kabul ederlerse ne âlâ yoksa çeker gideriz. Sana bizim zorumuz yok. Peki söyleyeyim, dedi gitti. Baktım üstad kalkmış geliyor. Yanında da bir adam var. Geldi yanaklarımızı öptü. Sırtımızı sıvazladı. Güler bir yüzle, hadi birer şiirinizi okuyun, dedi. Aruz seçtim. Yahya Kemal’e gidiyoruz. Hele o bir duysun istiyorum.İlham CoşkusuCoştu bir kez kaynıyor sînem neler taşmaz nelerÖyle bir mestim ki dil sürçer ifâdem sendelerGözlerim aklım hayalim başka bir âlemdelerBir yudum kâm almış ilhamdan gönül sarhoş bugünHangi bir esrârı tutsun bunca solgun bet benizSöyleşir gökler bu dilden söyleşir toprak denizBiz ilâhî cezbeden nazma ermişlerdenizBir yudum kâm almış ilhamdan gönül sarhoş bugünBunu duyunca ne oldu bakın. Döndü yanındaki Kemal beymiş mühendis Kemal bey. Adaşı. Şiir sever. Kemal Bey sorunuzun cevabını aldınız mı? Evet, üstadım, dedi. Aaa biz bu delikanlılara mevzuyu anlatalım, dedi. Onlar da bilsinler. Ben üstada, bu kadar ince bir aruzunuz var. Bu kadar güzelliği insanlar fanî Allah ömür versin ama hepimiz uçup gideceğiz. Bu inceliğinizi sizden alacak biri var mı. Kimseye el verdiniz mi, diye sormuştum. Hiçbir cevap vermedi. Sorum cevapsız öylece kalmıştı. Şimdi siz okuyunca coştu Yahya Kemal Bey sorunun cevabını aldın mı dedi. Sizi canı gönülden tebrik ederim, dedi. Beni teşvik etti.Bendeniz Yahya Kemal’i çok severim onun bir şiirine tanzir yazdımMethiye GazelNice bir sır ki dilin ezgiden evlâ söylerSanki ilham erişir vahye tecellâ söylerSarar İstanbul’u aşkın yedi cennet tepedenDem tutar zîr u zemin arş-ı muallâ söylerTüm boğaz bir koro halinde şakır nazmındaNice Mecnûna katılmış nice Leylâ söylerAkseder dipten dibe hâlâ o fasılO ne rüya ki sular şevk ile hâlâ söylerVar mı beş beytine tanzîr edecek böyle kemalHangi şair seni benden daha evlâ söylerÖvünür sanma Nihâî’yi bu Hakk’ın sesidirÇünkü gerçek şiirin kadrini Mevlâ söylerHem de isim koydum bu şiire. Benim divanda yaptığım bir yenilik bu. Şiirlerime isim koyuyorum. Leylâ’nın ‘l’sine kafiye yaptım. Üstadın işçiliğini inceliğini daha ileri götürmek için.Nihâî benim mahlasım. Buna da neden lüzum gördüm. Efendim benim şimdi camilerde okunan meşhur “mevlâya mevlâya” ilahisi her yerde okunuyor ama ismime gelince orayı atlıyorlar. İlahinin içinde Bekir Sıtkı filan gitmez buna ben de katılıyorum. Yakışmaz oraya. İkincisi her gazelin sonunda Bekir Sıtkı’yı kullanmak bana da ağır geldi. Tevekkeli değil o şairler durup dururken kendi isimlerini bırakıp da bir mahlas almışlar. Bir sebebi olmalı. Çıktı sebep ortaya. Çünkü herkesin malı olmalı eser. Fuzûlî, fuzûlî söylemişin sen bunu, diyor. O zaman dokunmuyor kimseye. Herkes söylüyor. Nihâî’yi koydum ben de. Nihâî en sondan gelen, arkadan gelen mânâsı var. Tevazu yani. İkincisi de nihâî karar. bir de o mânâsı var.Ben size nihâî isimli rubaimle okuyum. Kitabımın adı “Kaybolmayan İzler” divanıma isim koyuyorum. Yenilik bu kadar. Mürettep bir divan. Çağlarla Çağdaş Şiirler dedim. Bu kültür çağdaşlığı. Kültür devrimi kültür çağdaşlığı olmaz. Bir milleti millet yapan bir dil iki din birliği üç kültür birliği ülkü birliğidir.NihâîBekir Sıtkı’yla şahsileşmesin naçiz adım sanımDilin mahsulüdür halkımla ortak çünkü divanımÜzüldüm nefsimin ham benliğinden neyleyim ismiNihâî mahlasımdır yok benim başka ünvanımdiyerek buraya mühürledik Nihâî’nin mahlasımız olduğunu.Elif çok geçiyor şiiriniz de. İsterseniz açalım biraz.ElifAşkımdır elif gönlümün işkencesidirBin bir elemin bin bir ümidin sesidirMısra mısra ömrümü benden damıtanHuysuz ve titiz bir kalemin simgesidirSır diye bir şey veriyorum bakın. Bir de gönlüme söylüyorum bunu. Bu bir sırdır. Bunu yap diye birine söylemiyorum. Kimseden bir şey istemiyorum. Ben kendi gönlüme söylüyorum. Arsız huysuz gönlüme.SırTut sırrı gönül önce nazım hattına girSözden öze ancak o geçitten geçilirSöz cam gibidir sırla döner aynaya camSırlanmasa çağdan çağa yansır mı şiirBiliyorsunuz böyle bir divan tertip etmek için İslam ruhunu hazmetmek lazım. Niye? Çünkü divanın en başında tevhit gelir. Allah bizi affetsin. Tevhidi unuttuk. Var mı tevhit yazan şimdi. Eskiden her şair yazmak mecburiyetindeydi. Divan hazırlıyor ilk şiiri tevhit olacak. Öyle utandım ki ben tevhidi sonradan yazdım. Divan edebiyatı kalkınca neler olmuş görüyorsunuz. Tevhit yok. Münacatlar yok. Nât yok. Şiire sevdalıların, şiir yazanların bunları dikkate alması gerekir.Biz de mesajınızı aynen iletiyor, Ay Vakti olarak teşekkür ediyoruz.Ben de teşekkür ederim.Bekir Sıtkı Erdoğan’dan ŞiirlerCenab-ı Hak’tan İzin YakarışıEzelden böyle teksin ta ebetten bir teksin Allah’ım!Senin tek örneğin yok tekte sen örneksin Allah’ım!Ömürler bir yorumluk düş, umurlar bir serap ancak,Meğer sen sade sen her yerde sen gerçeksin Allah’ım!Rehiniz borca biz, canlar senindir vâdeler senden,Milim şaşmaz öderken çünkü sen desteksin Allah’ım!Bu fânî tacın altından ne sultanlar gelip geçmiş,Senin tahtın bekâ, sen en üstesin Allah’ım!Elif naçiz bir imbiktir hidayet kıl ki her nazım,İlâhî feyze ermiş haddelerden çeksin Allah’ım!Nihâî bunca yıldır savrulur hâlâ hasat harman,Tohumluktur bu mısralar izin ver eksin Allah’ım!GazelGönlüm kapanır kendine hep ağlar içindeDil dil dolaşır şöhreti sevdâlar içindeAç dost biraz aç bana cilvendeki sırrıTam kestiremem kastini îmâlar içindeBir gösteriyor çehreni bir gizleniyorsunHer gün nice yüzler nice sîmâlar içindeGönül çelme aman çelme ki saf gönlüm ayıksınŞaşkın seçemez gerçeği hülyalar içindeBilmez beni Mecnûn’a bir efsane diyenlerLeylâ’mı yitirdim nice Leylâlar içindeHâlâ dönerim devrederim derdimi hâlâDermansız adımlarla bu sahralar içindeAh dost Nihâî aranırken seni iz izKayboldu Bekir Sıtkı bu mısrâlar içindeEski SevdaBakmayın dar dilimin haline dildâra bakınNice zâr olmaya bülbül ki şu gülzâra bakınYine mestâne bir efsun ile nazmımda o şuhAllah Allah şu endâma şu reftâra bakınSürüyor ömrümü ardınca da gölgem demiyorNe denir böylesi kafirliğe inkâra bakınBunca müzmin arı mızmızlığı sızmaz mı balaPeteğimden revağımdan sızan efkâra bakınNe gerek başka bir emmareye meydanda sonuçBir benim darma-duman hâlime bir yâre bakınKim yıkar altı asırlık o nazım kalasınıKendi enkâzının altındaki mimâra bakınYine sızlandı Nihâî yine sırlar sızıyorSiz asıl sırra değil sızdıran esrâra bakınGönlümle söyleşiAh gönül her âhının canlar yakan bir â’sı varSöyle kimden dillenir şîven kimin sevdâsı varBir tüter bir közlenir sînen yanar dağlar gibiSanki bin bir derdi bin bir çaresiz hummâsı varHangi volkandan bu manzum dalgalar nerden gönülBunca kızgın lavların elbette bir gayyâsı varVardır elbet kim şu çığlık çığlık ardından koşanAh kimin bir böyle cinnet böyle vâveylâsı varHangi bir divane izler bunca ıssız çölleriHangi Mecnûn’un bulunmaz böyle bir Leylâ’sı varLâ diyen gözlerle hâlâ yan bakarsın nazmımaOysa her mısraımın doksan dokuz illâsı varBil ki her feryâdım artık semâvî bir yankıdırDöktüğüm her mânânın ummanca bir mânâsı varÇok şükür bitmiş çilem âhım erişmiş göklereZulme sen bel bağla zâlim mazlumun Mevlâ’sı varYok bu zînetler Nihâî değme sarraflarda yokVar senin nazmında her tür cevherin âlâsı var

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

üç nokta / Ay Vakti
nil yeşilinde keşkelerle kaybolmak! / Nesrin Çaylı
batı şiirinde aşk-ı memnu / Ahmet Sıvacı
adım şimdi / Reşit Güngör Kalkan
asya’ya ‘aşk’ yakışır! / Özcan Ünlü
Tümünü Göster