Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -9

380
Görüntüleme

hiçbir şey
uzun süre gizleyemiyordu kendisini

insanın yolunun nereden geçeceği belli olmuyordu
çok dönemeçliydi hayat; üstelik hem sert, hem kırılgandı
her kırılmada Şirâze, yerle bir oluyorduk, sırayla
her ne ise payımıza düşen, bazen güldüren, bazen üzen, alıyorduk
hayat renk körüydü çünkü, statüyle ilgilenmiyordu; cinsiyet, yaş, şöhret umrunda bile değildi
herkesi eşit şekilde feleğin çarkından geçiriyordu
ve O hariç kimsenin bu rutini değiştiremeyeceğini bir şekilde biliyorduk

yolculuğa çıkmadan önce birkaç bin kere düşünmeli
bazı yolculukların sonu yok, sınırı yok, kuralı yok, affı yok, telâfîsi hiç yok
ayakkabını kaybediyorsun, giysin yırtılıyor, bir böcek seni ısırıyor

rehberinle yolların ayrılıyor, yıldızlara bakarak yönünü bir yere kadar bulabiliyorsun
yaya kalıyorsun, yollar da yürümekle git git bitmiyor
bazen üşüyorsun, bazen yanıyorsun; çokça yaralanıyor ve ateşleniyorsun
yitebiliyorsun mesela, yitiş bir başladı mı da yabancılaşma usul usul yayılıyor bedenine
en çok da kendine yabancılaşıyorsun
ve ölüm göz alıcı elbiseleriyle çıkıyor karşına

yani Şirâze benim yolculuklarımın yok bir orta kararı

bir tokat gibi iniyor yüzüme
günler, geceler, sözler, sesler ve de zaman

“bir ömrü harcamak” dedikleri gerçeğin altını seninle çiziyorum

sanki bir şeyleri istemeden de olsa yol boyu bırakıyorum
çayırlara, nehirlere, tepelere, uçana, kaçana
sonra gün gelecek bir bir toplamaya çalışacağım o bıraktıklarımı
ama hepsinin savrulup gittiğini göreceğim bir tuhaf şaşkınlıkla
hayatın milyonlarca yüzünü kendi yüzüme oturtup
milyonlarca ben olacağım ve milyonlarca ben olarak bakacağım gözlerine insanların
hep eksik, hep eksik, hep eksik Şirâze
insanlar ki beni kendime düşman edecek ve içimde başlayacak bir kanlı savaş

bütün acı sözleri kendime sayıp en büyük kavgalara kendimi atacağım
böyle mimleyecekler beni sonra, parmakla gösterecekler, sergileyecekler
mim kolay kolay silinmez, üzerine başka boya geçilmez, takas edilemez
mim, mim’dir işte; anlatılmaz, harf gibi dursa da bakınca, içinde gizledikleri bilinmez

hiç bitmeyecekmiş gibi gelen
günün birinde bitiyor
yerini bir başkasına bırakarak

Umay ana hiç çıkmadı karşıma;
bohçacı Ester, Martinikli cariye, Matisse’in Şapkalı Kadın’ı
Kazak güzeli Ayzada, Adigey, Anara, Akmaral
bol bol sürgün ve Bolşevik’ten arta kalanlar
içimden geçenlerin adı Şirâze, yağmurlu günlerim Şirâze
bir gün duracaksam eğer, sen olsan durağım

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Büyük Rüyalarla Geçen Bir Ömür / Alim Yıldız
Çerceve / Esra Karabiber
Alem-i Berzahtan Notlar -II- / Muhittin Fırıncı
Ayışığı Dallarıma Çiğdem Dadanmış / Alâaddin Soykan
Gül Kurusu / Selami Şimşek
Tümünü Göster