Kırmızı Dörtlü

133
Görüntüleme

Kahvehanenin uzak köşesindeki dört köşeli büyükçe masanın etrafından dört farklı renkteki okey taşlarının şakırtılı sesi içeriye yayılıyordu. Oyunun gizemli dünyasına dalan gençler gizli kapaklı bir iş yapıyor olmanın verdiği hisle oldukça tedirgin görünüyorlardı. Öyle ki kaçamak bakışlarıyla zaman zaman kapıyı yokluyorlardı. Bir süre sonra iyice oyuna daldılar. Artık hiçbir şey umurlarında değildi. En büyük gayeleri varsa yoksa ıstaka üzerindeki taşlardan bir grup oluşturabilmekti… Bütün gayretleri de bunun içindi.

Kendi kendine “Hadi oğlum kırmızı dörtlü!” diyerek elini masanın ortasında deste halinde duran taşlara uzattı Ahmet. Bitmesine tek taş kalmıştı. Elinde okey de vardı. Bitirici hamle için kırmızı dörtlüye bel bağlamıştı. Zira istediği gelirse onu okey taşının yerine koyacak ve okeyi basacaktı. İlk çekişinde gelmedi ama. Karşısında oturan arkadaşına taşlaşması gerektiğini ifade eden göz işaretini çaktı ve beklemeye başladı.

Adı üstünde oyun işte. İlk açılışta bu kadar uyuma çok az rastlanır. Taşlar peş peşe sıralanmış. Hatta okey taşı… Bilerek ayarlasan bu kadar olur yani. Şans derler ya yanlış tabii. Doğrusu nasip. Nasipten ötesi olmaz. Şans, tesadüf bize göre ifadeler değil.

Ahmet, kırmızı dörtlü hayali kurmaya dursun oyun olağan akışında devam ediyordu. Karşısında Talha vardı. Oyun ortağı Talha… Rakipleri ise İsmail ile Fatih… Oyunu kaybeden hesabı ödeyecek. Neresinden bakarsan bak kumar. Herkes kendi hesabını ödese neyse… Neyse, derken kötünün iyisi… Bu işlere bulaşmamak gerek aslında. Son sınıfa gelmiş çocuklar, hafta sonları çalışıyorlar. Cepleri para görmüş, ama onu da bu şekilde çar çur ediyorlar.

Çaylar ve tostlar da geldi bu arada. Hesap fişine çarpıları atan kahveci kapının hemen girişindeki masada oturan yevmiyecilere yöneldi. Sabahtan beri bekliyorlar. Bugün nasipleri kapalı olacak ki gelen olmadı. Yine de Allah’tan ümit kesilmezdi tabii. Biraz daha beklesinler bakalım. Hafta sonları tıklım tıklım dolan kahvehane hafta içleri daha sakin olurdu. Sabah saatlerinde ise pek gelen olmazdı, okuldan kaçan öğrencileri saymazsak tabii. Kahveci “Oğlum okulunuza gidin, derslerinize girin!” dese de laf anlatamaz yeni yetmelere. “Abi, geç kaldık, yok yazıldık zaten! Öğleye kadar takılalım gideriz.” lafları karşısında çaresiz kalır okey takımını verir, hizmetlerine bakar sonra. O müsaade etmese ne olacak sanki. Başka kahvehane mi yok. Burayı bırakır oraya giderler. Kötü, çok kötü bir durum… Ne olacak bu gençlerin hâli…

Önceden okul bulamazdın gitmeye, oturmaya sıra bulamazdın. Kitap, defter ne mümkün… Şimdi öyle mi? İmkânlar sınırsız. Allah memleketin yolunu, bahtını açık eylemiş. Yürü, yürüyebildiğin kadar. Kim tutar seni. Lakin şimdi de talebeler şuursuz. Akılları bir karış havada. Ellerindekinin kıymetini bilmezler. Laf söylesen dinlemezler, yol göstersen gitmezler. İlla kendi dedikleri olacak. Gençlik işte ne yaparsın. Kanları deli akıyor. Hayata farklı pencerelerden bakıyorlar. Gittikleri yolun sonunu pek hesaba katmıyorlar. Ellerinden tutan da olmayınca maalesef istenmeyen durumlar ortaya çıkıyor. Önceden söylenenler bir kulaktan girip diğerinden çıkardı. Bir şeyler kalırdı zihinde hâliyle. Şimdi öyle mi. Alıcılar tamamen kapalı. Kulağın birinden girmiyor ki diğerinden çıksın. Allah akıl fikir versin. Ne diyelim başka.

Ahmet’in gözü hâlâ kırmızı dörtlüdeydi ki hiç beklenmedik bir gelişme oldu. Kahvehanenin kapısından içeri öğretmenleri Naci Bey girdi. Onu gören öğrenciler ne yapacaklarını şaşırdılar. Gayriihtiyari hepsi de ayağa kalktı. Naci Hoca’nın “Oturun gençler!” demesiyle sandalyelere çöktüler. Taşların sesi kesilmiş ortalıktan çıt çıkmıyordu. Bu sessizliği kahveci bozdu ve “Çay ister misin hocam?” diyerek masaya yaklaştı.

Naci Hoca kendisine bir çay istedi, çocukların çaylarını da tazelemesini rica etti. Öğrencilere döndü ve “Siz okula gelmezseniz okul size gelir!” dedi gülerek.

Naci Hoca okulda bütün öğrencilerin sevdiği, saydığı, değer verdiği bir insandı. Edebiyat öğretmeniydi. Mesleğini çok iyi yapardı ve alanında ondan daha iyisi yok gibiydi. Herkes ona danışır, ondan fikir alırdı. Kendisini çok iyi yetiştirmişti. Ayrıca dinî ilimlerde de çok bilgiliydi. Sanırsınız ki ilahiyat fakültesi bitirmiş. Öğrencilerle özellikle ilgilenir, onlara elinden geldiği kadar yardımcı olurdu. Mesaisini okul saatleri ile sınırlamazdı Naci Hoca. Günün her saati bir uğraşısı mutlaka olurdu. Nitekim öğrencilerin kahvehaneye gittiklerini de bu gayretli çalışmaları sırasında fark etmişti.

Birkaç defa öğrencileri burada görmüş fakat müdahale etme gereği duymamıştı. Ama sonra baktı ki bu durum devamlılık arz ediyor kahveciye bir daha gelirlerse kendisine bildirmesini rica etmişti. Sağ olsun kahveci anlayışlı adamdı. Mülayim, efendi, kendi hâlinde bir adamdı. Kendi çoluğu çocuğu da vardı nihayetinde. Kendi evlatlarının böyle olmasını ister mi? İstemez tabii. Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma, demiş büyükler. Kahveci de hassas bu konuda. Öğrenciler tekrar gelince hocayı arayarak durumdan haberdar etmişti. O da boş dersten istifade ederek hızla kahvehaneye gelmişti işte. Masanın yanına bir sandalye çekip teklifsiz oturdu.

Naci Bey’in, ıstakadaki taşlara göz ucuyla bakıp “Oyun nasıl gidiyor? demesiyle birlikte iyice rahatlayan Ahmet, “Kırmızı dörtlüyü bekliyorum hocam!” dedi ve heyecanla ekledi, “Gelirse okeyi patlatıyorum.”

Elini Ahmet’in omzuna koyan Naci Hoca, “Bizim o kadar çok kırmızı dörtlümüz var ki beklenecek!” dedi ve bir süre sustu. Naci Hoca’nın ne demek istediğini anlayamayan gençler şaşkınlık içinde birbirlerinin yüzüne bakakaldılar. Ve devam etti Naci Hoca, “Bizim aslında kırmızı çizgilerimiz, Kızıl Elma diye bir gayemiz olmalı…”

“Kırmızı çizgilerimiz neler hocam?” dedi Talha.

“Vatanımız, milletimiz, dinimiz bayrağımız bizim dört kırmızı çizgimizdir Talha. Bunlar olmadan varlığımız bir mânâ ifade etmez. Bize emanet olan bu değerlerimizi yeni nesillere layıkıyla ulaştırmamız gerekiyor. Tabii ki bu kolay değil. Bunun için herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli. İşte size beklenecek kırmızı dörtlü.” dedi ve ekledi Naci Hoca, “Ahlak, maneviyat, hikmet ve şuurdan oluşan kırmızı dörtlümüz de vatan, millet, din, bayrak kırmızı dörtlüsünü ayakta tutan en mühim unsurlardır. Ayrıca işimiz, gayemiz, yolumuz Allah ve O’nun kutlu hakikati için olduğu müddetçe hep kazançlı olacağızdır. İsterse tek başımıza kalalım bu uğurda. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.”

Gençler oyunu tamamen unutmuşlar, Naci Hoca’nın ağzından çıkan sihirli ifadeleri büyülenmiş gibi dinliyorlardı. Öyle ki kahvecinin yanlarına gelip oturduğunu fark etmemişlerdi bile.

İsmail, “Peki, hocam! Kızıl Elma nedir, neresidir?” diye lafa karıştı. Önce güldü Naci Hoca “ O bir semboldür. Siz buna başka isimler de verebilirsiniz. Kızıl Elma, İçinde beslediğin, her daim diri tutman gerek gayelerindir.” dedi ve “Gündemimizde olması gereken, bekleyeceğimiz, düşüneceğimiz, gidebileceğimiz her yer Kızıl Elma’dır.” diyerek tamamlamıştı ki sözünü, “Mesela?” diye yineledi İsmail. Hiç düşünmeden cevap verdi Naci Hoca:

Her daim Türkiye’miz, bugün ise “Kudüs!”

Ve ekledi, “Umut yoldu, dağları aşıp Mescid-i Aksa’ya götüren. Korku ve tembellik ise çıkmaz sokaktı, bizi içimize hapseden…”

Mevzu mevzuyu açtı. Pek çok konuda gençler sordu Naci Hoca cevapladı. Vaktin nasıl geçtiğinin farkına varamadılar. Sonra bir ara saatini kontrol etti Naci Hoca. Ders saatinin yaklaştığını görünce hazırlanmaya başlamıştı ki ani bir kararla Ahmet’in ıstakasına ve yerdeki taşlara şöyle bir bakış attı. “Taş çekme sırası kimdeydi?” dedi. Ahmet, “Sıra bende hocam!” diye cevap verdi. “Dur bakalım, senin yerine ben çekeyim.” diyerek elini taşlara uzattı. Gençlerin hayret dolu bakışları arasında kırmızı dörtlüyü masanın üzerine bıraktı. Kendi de şaştı bu işe, ama pek belli etmedi. Sadece “Kırmızı dörtlü derdimiz kalmadı artık.” diyerek tatlı tatlı gülümsedi. Toparlanıp hep beraber kalktılar sonra. Onlar sohbet ederek okulun yolunu tutadursunlar kahvecinin peşlerinden dua ettiğini görmediler.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Birlik / Ay Vakti
Kandillerinde Yakılmak Üzere / Şeref Akbaba
Göklerin Yeryüzü Kederi / Necmettin Evci
Kudüs, Mısra-ı Bercestedir -Kudüs Şiirleri Üzerine... / Salih Uçak
Tüm Saatler Kıyamete Kurulmuştur / Mehmet Baş
Tümünü Göster