Gökdağ mı Hayat?

340
Görüntüleme

Şair! Biz hep kapalı konuşur olduk. Gökyüzünden geceyi çaldı sözlerimiz. Kuş olmak ne mümkündü konacak incir dalı kalmayınca. Yılan gibi dönen kıvrılan yollarla yılan olduk düştük yollara. Alabildiğine açık gök kubbeyi, kuzunun diline değen taze ot kokusunu, çoban çeşmesine karışan çıngırak seslerini, paspas altında bırakılan anahtarları tıktık tahta bavulumuza ve açılamaz oldu kalbimiz.

Baş eğmeyi unuttuk buğday tarlalarında gezmeyince. Dağlarda çobanken şehirde sürü olduk. Ne çok özlenir şimdi sıla özü kayboldukça. Mevsimlerden renkler siliniyor birer birer. Ne nevbaharlar ne sonbaharlar ne elhan-ı şitalar kartpostallardaki gibi.

Koyun vereni, kuzu vereni, kazmayınan kazmayınca kıt vereni göremez oldu gözler. Beton… Her yer beton… Söyle Şair, sılanın masalcı babaları kötü cadının beton kıskaçlarına mı tutsak şimdi?

Önce dağ dağ üstünde olur, ev ev üstünde olmaz dediler.
Sonra da dağları düzleyip gökdelenleri diktiler.
Yan yana olan evlerin üst üste konmasıyla
Babil’in Asma Bahçeleri’ni yarattılar yalnızlığımızdan
Ve şimdi gökdağ oldu yalnızlığımız.
Her mimara şair gözlüğü mü takmak gerek Şair?

Sezai Karakoç “ Balkon “ şiirinde bahçeli evlerden apartman dairesine sıkıştırılan hayatı inceden inceye ne de güzel yerer:

“Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde”

Apartman dairelerinin dışarıya açılan balkonlarını anneleri tedirgin eden, çocukların ölümüne davetiye çıkaran bir mekân olarak görmesi; balkona asılan çamaşırların çocuklar için hazır kefen olarak nitelemesi çağımızın en gerçek tablolarından.

“Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların”

Bahçesiz, toprağa yakın olmayan evleri hazır tabut olarak algılamaktadır şair ve gelecekten korkmaktadır. Moloz yığınları arasında yağmurdan sonraki toprak kokusunu içine çekemeden, bahçedeki ağaçtan yemiş koparmadan, yere yakın yaşayamadan ölecek nesillere duyacağı üzüntüyü dile getirir. Eşya arasında ruhsuzluk çilesi çekecek nesillere üzülmektedir Şair.

Ayağımız topraktan uzaklaştığı için mi mutsuzuz Şair’im? Bir apartmanın yirmi ikinci katında olduğu için mi mutsuzluk basıncı kulaklarımızı çınlatıyor? O yüzden mi her şey evrimleşiyor?

Bir mumun, gaz lambasının etrafında toplanıp Alkarısı hikâyeleri dinleyen çocuklar yok artık, erken uyuyamadığı için erken kalkan çocuklar yok artık. Bir ay sonra gelen mektuplar yok artık. Çabuk tükenen sevgiler, çabuk eskiyen ilişkiler var.

Ah Şairim ah!

Soyut sevgilerden sanal sevgilere mülteci oldu kalbim
Üstelik yarısı betondandı kalbimin
Mecnun’un dolandığı çöllerden
Yüksek katlı binalara taşındı seyir defterim
O yüzden aşklarım harçtandı
Âşıkları tuzağa düşüren saçım da kalmadı
Üstelik çeliktendi peruğumun telleri
Gözlerim cama
Kemiklerim çeliğe
Derim plastiğe
Beynim tuğlaya evrimleşiyordu
Kalbim yok mu kalbim
İşte o da gittikçe bir moloz yığını oluyordu.

Hadi Şair gel gidelim. Elbet bir dağın yamacına kurulacak iki göz bahçeli bir ev olur. Kaldır şu molozları üzerimden.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Birlik / Ay Vakti
Kandillerinde Yakılmak Üzere / Şeref Akbaba
Göklerin Yeryüzü Kederi / Necmettin Evci
Kudüs, Mısra-ı Bercestedir -Kudüs Şiirleri Üzerine... / Salih Uçak
Tüm Saatler Kıyamete Kurulmuştur / Mehmet Baş
Tümünü Göster