Tolstoy ve Çocukları

975
Görüntüleme

“Kundak içindeyim; kollarımı uzatmak istiyorum, başaramıyorum”

Tolstoy’un anılarındaki bu cümle, kendi çocukluğuna taşır bizi. Küçük yaşta annebabasını
kaybetmiş. Annesinin ölümünü zor unutmuş olmalı ki onun hayatını yazan Henri Troyat’ın eserinde, anne-babasıyla ilgili Tolstoy’un kendi görüşlerini göremiyoruz. Anılarında sadece, annesini, ölümünü sezdiren ifadeleri görüyoruz.

“Beş yaşındayken, kız kardeşi Mariya ve ailenin evlatlığı Dünya ile birlikte birinci kattaki küçük odasında mutlu mutlu yaşarken, büyükler onun ağabeylerinin yanında, zemin katta kalmasının ve dadısının ellerinden alınıp Alman eğitmen Fedor lvanoviç Roessel’in ellerine verilmesinin zamanı geldiğine karar verdiler. Bu değişikliğin fikri bile onu ürküyle ağlatırken, Tatyana hala, onu ikna etmeye çalıştı ve yeni kostümünü kendi elleriyle giydirdi. Gerçek bir oğlan çocuğu, kostümü çadır bezinden, askılı. Lev giyindiğinde, halası ona sarıldı. “Onu hatırlıyorum” diye yazacaktır.

Tolstoy, “ufak tefekti, yapılı, koyu renk saçlı, iyilik, şefkat, merhamet timsali bir hali vardı. Onun da benimle aynı şeyi hissettiğini görüyordum, bu üzücü bir şeydi, çok üzücü, ama zorunlu. “Goethe’nin dili”ni öğretiyordu.”Voltaire’in dili” için öğretmenleri Tatyana halaydı. Beş yaşında Lev Tolstoy Fransız alfabesini Rus alfabesi kadar iyi biliyordu. Bir süre sonra, kendi itirafıyla, çoğu zaman doğrudan doğruya Fransızca düşünecekti.” (1)

Annesi de ölünce Tatyana halasının yanında kalmaya başlamış. Tatyana ve Alin halaları onu hayata hazırlayan özneler. Tolstoy’un hayatını incelediğimizde, iki halanın çok ciddi etkisini görüyoruz. Özellikle Tatyana hala,onun dil öğrenmesini sağlamış. Yetmemiş, düşünce gücünün gelişmesi için ona kitaplar almış ve okumuş. Tatyana halayı yazarın dramatik çocukluğunu yeşerten gizli kahraman olarak görüyoruz. Bin Bir Gece Masalları ve Rusların geleneksel masallarıyla iç içe büyümüş. Büyük çayırlar, ağaçlar, ırmak, su birikintileri gibi doğal hayatın içinde büyüyor. Fedor İvanoviç Roessel gibi önemli mürebbiye tarafından eğitilmiş. Volga’nın ve kolu Kazanka civarında geçen çocukluğu tüm görkemiyle eserlerinde, anılarında karşımıza çıkıyor.

Ayrıca, soylu ve geniş bir ailede büyüyor. Kâhyalar, özel eğitimciler, dadılar, onu yetiştiren diğer sosyal güçler karşımıza çıkıyor. Böyle büyük ailede, sosyal olayların rengi farklı gelişmiş. Noel ve diğer bayramların coşkulu kutlamalarının onun karakter atlasının oluşmasında ciddi katkısı var. Onun çocukluğu, ağırlıklı olarak Kazan, Olga’da geçer. Çocukluğu, ayrı bir yazı konusu. Ben,  Tolstsoy’un çocukluğundaki şifrelerden, çocuklarına geçmek istiyorum.

Sonya’nın çok genç olması Lev Tolstoy’u büyülemiş. “Otuz dört yıl boyunca bu kadar sevilebileceğini ve mutlu olunabileceğini bilmeden yaşadım” (2)

Sonya ile mutlu bir evlilik yapıyor. Sonya’nın Moskova’daki ailesine gidip daha da mutlu oluyor. İlk çocuklarından sonra araları açılıyor. Savaş ve Barış’ı yazdıran gerçek de burada başlıyor. Tolstoy, Polonya Savaş’ından, Çar’a olan bağlılığından çok, eşinden kurtulmak için savaşa başvuruyor. Ve bunu eserinde dile getirir. “Savaş ve Barış’ta Prens Andrey’e şöyle dedirtecektir: “Savaşa gidiyorum; çünkü bu hayat, burada sürdüğüm hayat bana göre değil.” (3)

Böyle ara sıra kavga-barışla uzun süren evlilik, onlarca çocukla taçlanır. Eserler, çocuklar, kavgalar, iç çatışmalar arasında devleşen bir ismin küçülen babalığını görüyoruz.

“Tolstoy, Sonya ile kırk sekiz yıl süren bire evlilik yaptı. Fakat kendi arazisinde çalışan başka bir kadına da âşıktı. Aralarındaki ilişki sonucunda Timothy adında gayrimeşru bir oğulları oldu. Sonya’dan ise on üç çocuğu oldu. Bunlardan sadece dokuzu hayatta kaldı. Onlar lüks içinde büyürken Timothy ve annesi malikânede çalışmaya devam etti. Tolstoy’un kendi çocukları ve gayrimeşru oğlu hep beraber oynuyorlar ve aralarındaki ilişkiyi biliyorlardı. Tolstoy’un biyografilerinden birini yazan Henri Troyat, “onun soyadını taşıyacak kadar şanslı olan meşru çocukları Timothy’e karşı düşmanca tavırlar sergilemiyorlardı, onu bir kardeş olarak görüyorlardı.” (4)

“Tolstoy’un çevresinde kendi çocukları vardı. Beş çocuğu pek başarılı değildi ve çoğu da babalarından bıkmışlardı. Babasının isteklerine karşı gelerek orduya katılan oğlu Andrew, “Eğer onun oğlu olmasaydım onu asardım’’ diyordu. Oğlu Leo, başarısız bir yazardı ve büyük bir soğukkanlılıkla Tolstoy için şunları söylemişti: “Şu an Rusya’daki devrimci ruhtan sorumlu olan öldürücü bir tesir.’’

Tolstoy’un ölümünden sonra çocukları ve karısı yazarın çalışmaları ile devam ettiler. Tolstoy çalışmalarını kızı Sasha’ya bıraktı. Tolstoy’a meşru çocuklarından daha çok benzeyen Timothy, Tolstoy’un malikânesinde arabacı olarak çalışmaya devam etti.” (5)

“Sonya, bu meşgalelerin hepsini hiç acımadan, bir bir yok etti. Kocası, ev yaşamının tasasından kurtulsun diye mülkün yönetimini ele aldı. Kocası, zihnini para meseleleriyle meşgul etmesin diye mülkün tüm muhasebe problemlerini de üzerine aldı. Çocuğunun eğitimiyle de tek başına ilgilendi. Efendiyi, zemin kattaki çalışma odasında, ne çocuk, ne akrabalar, ne arkadaşlar, ne hizmetçiler rahatsız etmemeliydi.” (6)

Sonya, bu kararı, Tolstoy, Savaş ve Barış’ı yazmaya başladıktan sonra alır. Ve Savaş ve Barış’ın yazılmasında çok ciddi katkıları olmuş. Eserin temize çekilmesinden, notların birleşmesine kadar ciddi anlamda destek vermiş.

Şimdi, Rus ve dünya edebiyatını cebinden çıkaran bu dev ismin ailesine bakınca önce aceplerimde depremler oluyor. Psikolojik volkanlarım patlıyor. Hayranlıkla eserlerini okuduğumuz bu dahi kalemin ailesindeki psikolojik derinlikler çok ders veriyor. Geleneksel bir aile var. O dönemin şartlarına göre çekirdek ve geleneksel bir aileyi tümleyen uyumlu bir aile görüyoruz. Geleneksel ve bağların güçlü olduğu bir malikâne ve malikâne çevresinde Rus kültürü, kırsal gelenek ve aynı zamanda coğrafyanın etkisiyle oluşmuş bir karakter var. Keza, coğrafya insan karakteri üstünde ciddi anlamda iz bırakır. Rusya, medeniyet, kültür, iklim, geleneksel aile bağları ve Tolstoy’un oluşmuş karakteri çocukları üstünde çevresel ve sosyal etki olarak görüyoruz. Kırk sekiz yıl süren bir evlilik, bu evliliğe paralel olarak malikanesinde çalışan ve âşık olduğu kadın var. Ve o kadından bir oğlu oluyor. On üç çocuk yapıyor. Bunlardan dokuzu hayatta kalıyor. Kendisine en çok benzeyen de gayrimeşru oğlu. Beş çocuğu, pek başarılı değildi ve çoğu da babalarından bıkmışlar.

Aile, baba, aşk, çözümsüzlükler, iç içe geçmiş durumlar, duruşlar, duruşmalar bize ders veriyor. Tolstoy gibi yazar olan oğlu Leo, başarısız bir yazar oluyor. Ruh bilimciler, ailenin sosyal verileri çocukları etkiler, der. Şimdi, yazar olan Leo, neden Tolstoy kadar başarılı olamadı. Dünya ve Türk Edebiyatındaki yazarlar ve çocuklar üstüne derin bir araştırma yaptıktan sonra, yazar babası ya da annesini geçen, yakalayan örnek yok gibi.

Macera konulu 300’e yakın eser bırakmış Alexandre Dumas, kendi ismini taşıyan Alexandre Dumas dışında babası kadar başarılı çok yazar göremiyoruz. Bu da ayrı bir araştırma konusu.

Yazar olmayı düşünen oğlu ve diğerleri; babasının sosyal ve edebiyat haritasındaki algılardan neden beslenemedi? Dünyanın en önemli yazarı ve sahip olduğu birikimler, algılar, olgular var. Ancak sosyal ekolojisinde çarpık hayat var. Oğlu Leo, babası gibi yazar olmak istiyor, babasından gizli yazıyor. Güçlü bir yazar, çocuklarına yazma, okuma, üst algılara alışmaları artırması gerekmez mi? Tolstoy’un çocukluğuna baktığımızda özel olarak yetiştirildiğini, başta Fransızca olmak üzere kendisine birçok dil öğretildiğini, masallar gibi sosyal ekolojinin çeşitliğini görüyoruz. Yazarımız aynı şeyleri çocuklarına sağlayamıyor.

Burada, başka bir psikoloji devreye giriyor. Maddi şartlar, insana verilen değerin azaldığı dönem, soğuk mevsimler, on çocuğun bir arada yaşaması. Çocukların çokluğu, iş ve yazma zamanı, eşi ve asıl sevgisini yaşadığı kadın. Sonya ile kavga-barış arasında geçen evliliği gibi sosyo-psikolojik dengeler çıkıyor karşımıza. Yaşayan on çocuğa eşit sevgi vermek. Sevgiyle, ilim ve fikri beslenişlerle onları eğitmek. Başlı başına bir aile mühendisliği gerektirir.

Oğlu Andrew, orduda subay oluyor ve babasını sevmiyor. Ne kadar dramatik. Oysa çocuklar babalarını çok sever. Oysa baba sevgisi üst sevgidir. Bu nefretin altındaki derin bağ acep nedir? On kardeş, yoğun bir baba, hayatın zorluğu onu bu duygulara getirmez. Bunlar görünen sebepler. Bir çocuğun babasını sevmemesinde bilinçaltında çok farklı kirli birikimler var. Kirli nedenler orada birikmiş. Babanın, tüm olumsuz verileri bilinçaltında birikmiş ve aynı davranışlar yadsılarla nefreti tetiklemiş.

Tolstoy’un büyük yazar olması, “ideal insan” olması anlamına gelmez. Onun karakter haritasındaki tüm şehirleri incelemek lazım. Onun güçlü kalemi yetenek ve çabadır. Bu, onu üstün bir karakter yapmaz. Üstün karakterlik başka bir şey. Üst karakter, üst aileler, üst medeniyetler, üst inançlar, üst algılar, erdemler gibi temel dinamiklerin olduğu aileler, toplumlarda ortaya çıkar.

Zengin bir ailenin çocuğu, Rusya’nın Tula şehrindeki Yasnaya Polyana konağında, küçük yaşlarında önce annesini, sonra babasını kaybetti, yakınlarının yanında büyüdü. Çocukluğundan beri gerçekleri incelemeye karşı büyük bir ilgisi vardı. Öğrenimini tamamlamak için Moskova’ya gitmiş. Fransızcasını ilerletmiş, Voltaire’i ve J. J. Rousseau’yu okumuş, sonra orduya girdi; Kafkasya’ya gitti. Kırım Savaşı’na subay olarak katıldı. Sonra, askerlikten ayrılıp Petersburg’a gitti. Almanya, Fransa ve İsviçre’de dolaştı. Eşi Sophie Sonya, 16 yaşında. Genç, güzel, zeki soylu, azimli, şuhlu bir eş.

“Savaş ve Barış” ile “Anna Karenina”yı bu dönemde yazdı. Karısı, eserlerini yazmasında en büyük yardımcısıydı. Hatta “Savaş ve Barış”ın düzeltmelerini on iki kez yapıp, yazmıştır. Bütün servetini köylülere dağıttı, her haliyle onlar gibi yaşamaya başladı. Kaba saba giyiniyor, giydiği her elbiseyi kendisi dikiyordu. Değişmeyen tek tarafı bıkıp usanmadan yazmasıydı. “Kroyçer Sonat”, “Efendi ile Uşak”, “Karanlıkların Gücü”, “İman Nedir”, “İnciler”, “Kilise ve Devlet” ve “İtiraflarım” hep bu yılların ürünleridir.

Şimdi, hayatının kesitinden onun karakter ve ruh haritası zaten ortaya çıkıyor. Varlıklı bir ailede doğmak ona farklı bir hayat çizmiş. Yabancı dil ve araştırma imkânı bulmuş. Ancak, şu gerçek ki anne-babasını küçük yaşta kaybetmesi onun en büyük psikolojik değişkenidir. Anne-baba sevgisinin nitel atlası burada renklerini sermiş. Köklü, sosyal, dirençli bir aile elbette çok şey katacaktır. Başkasının yetişmesi, o dönemde karakterinde derin izler bırakmış. Karakter tohumlarının yeşerdiği dönemde, acıklı, değişken bir hayatı onu farklı bir mecraya taşımış.

Onu yazmaya iten de bu süreçtir. Annesini, babasını kaybetmeyip o soylu ailenin içinde böyle büyük bir yazar çıkar mıydı? Bence çıkmazdı. Onu güçlü kılan bu karakter değişkenliğinden sonradır. Soylu aile ona güçlü bir karakter kazandırırdı. Ona bu kadar değişik ruh sağlamazdı. Zaten, onu farklı kılan, ona bu kadar güçlü eser veren bu değişen ruh ve sosyal ekolojik hayatıdır. Evlilik ve aile yeni bir psikolojik süreçtir. Yazarın evliliği, ürün olmuş. Eşi, çocukları ona besleniş kaynağı olmuş. En önemli eserlerini bu devirde yazmış. Hatta Eşi Sophie Sonya, onun eserlerinin her şeyinde var. Yazımında, düzeltisinde, değerlendirilmesinde var.

Çekirdek bir aile ama uyumlu bağlar yok. Tolstoy’un eserlerinden ve hayatındaki izlerden yola çıktığımızda içsel dünyasında bir hezeyan görüyoruz. Bunun sebebi Tolstoy’un kendisi değil elbet. Onu, yetiştirenler, Rusya ve sosyal çevresidir. Onun güçlü tarafı yanında, iç dünyasındaki zikzakların çizgisini görüyoruz. Zaten, onu besleyen bu karakter zikzakları. Üst bir karakter, bir kişiyle oluşmaz. Kuşakların arasında, toplumlar arasında, devirler arasında güçlü bağlar, uyumlar gerekiyor.

Onun kendisi gibi başarılı çocukları yok. Burada suçlu kim? Ya da dünyada babasını geçmiş kaç yazar var? Aslında cevap burada çıkıyor. Bir de iyi karakter, birkaç nesil iyi karakter genleriyle oluşur. Şimdi, yetim, öksüz yetişmiş, bir sürü zikzaklar yaşamış. Orduya katılmış, Avrupa’ya gitmiş. Sibirya’ya dönmüş, köyüne, malikânesine dönmüş. Orada köylüler gibi yaşamış. Sonra genç bir hanımla evlenmiş. Yetmemiş, malikânesinde çalışan güzel kadına âşık olmuş. Ondan gayrı meşru bir oğlu olmuş. Diğer hayatta kalan dokuz çocuk, gayrimeşru bir çocukla aynı malikânede bir hayat var. Şimdi, bu kadar karışık, bu kadar psiko-sosyal verisi olan bir hayat ve bu hayatın baş mimarı bir babadan, bir yazardan çok şey beklemek doğru olur mu?

Tolstoy gibi Rus ve dünya edebiyatını cebinden çıkaran edebiyat dâhisinin hayatı, ailesi, çocukları bu kadar sıradan olmamalıydı. Burada ayrı bir psikolojik bağı irdelemek gerekecek. Tolstoy’un çocukları sevdiği aşikâr. Aynı zamanda onlara bağlı oluşu da ortadadır. İyi bir baba mıdır burası tartışılır? Babasını sevmeyen çocuklar olur mu? Bizim kültürde çok nadirdir? Ama çok çocuk, aynı zamanda, çok zaman demek. Diğer yandan yasak aşkı, eşi Sonya, yaşayan dokuz çocuk, bir de gayrimeşru oğlunu da katarsak. On çocuk, bir eş, yasak aşk, iş, onca eser,
onca zaman demektir. Bu zamanı sistemize etmek demekti. Kaliteli zaman, ilgi, deneyim, denetim gerekir. Tolstoy’u incelediğimizde zaten sebatlı birisi olmadığını görüyoruz.

Onlarca psikolojik etken bir araya gelmiş. Tolstoy’un ölümü de trajik bir şekilde bitiyor. Hayatını çevreleyen dengeleri incelediğimizde, tüm bu içsel zikzaklardan arınma, geçmişten kalmış derin izleri silmek için yazmak, üretmek onu özel bir kimliğe taşımış. Ancak her yönüyle ideal bir karakter olmalı ki üst kimlikler, üst paydaşlar ortaya çıksın. Tek başına bazı unsurlar yetmez. İnanç, sosyal hayat, kültürel bağ, uyumlu, güçlü aile ve toplumsal katmanlar gibi niceler lazımdı. Biyo-psikolojik bağla, nöro-sosyal bağın farklı çatışmaları hayal ettiğimiz bir baba tipinin ortaya çıkmasına engel oluyor.

Kaynakça:
1. Henri Troyat –Lev Tolstoy, İletişim Yayınları
1. Baskı 2010, İstanbul
2. Tolstoy- Günlük, 19 Aralık 1862
3. Savaş ve Banş, birinci kitap, birinci bölüm, II. kısım.
4. Zenginlerin ve Ünlülerin Çocukları – Malcolm Forbes – Aksoy Yayıncılık
5. Zenginlerin ve Ünlülerin Çocukları – Malcolm Forbes – Aksoy Yayıncılık
6. Henri Troyat –Lev Tolstoy ,İletişim Yayınları 1. Baskı 2010, İstanbul
7. Henri Troyat –Lev Tolstoy ,İletişim Yayınları 1. Baskı 2010, İstanbul

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Birlik / Ay Vakti
Kandillerinde Yakılmak Üzere / Şeref Akbaba
Göklerin Yeryüzü Kederi / Necmettin Evci
Kudüs, Mısra-ı Bercestedir -Kudüs Şiirleri Üzerine... / Salih Uçak
Tüm Saatler Kıyamete Kurulmuştur / Mehmet Baş
Tümünü Göster