Her Şeyi Değiştiren Bir Şey

202
Görüntüleme

Usta ressam her bir öğrencisinin gördüğü eksiği gidererek tamamlamak suretiyle bir resmi ortaklaşa yapmalarını ister. Böyle bir çalışmanın zorluğu ortadadır. Her öğrenci kendi hayal, tarz ve kurgusuna göre bir müdahalede bulunacaktır. Dolayısıyla her müdahale bir önceki düzenlemeyi bozacağı gibi sonraki tasarımların biçimlenişini de etkileyecektir. Sırayla tabloya boya sürülür; ışıklar, renkler dökülür. Tablo değiştikçe değişmekte, dönüştükçe dönüşmektedir. Peki, sonuçta tablo tamamlanmış mıdır? Yoksa tamamlamak niyetiyle yapılan her müdahale eksikliği daha mı çoğaltmıştır? Ama yine de birbirinden çok farklı imgelerin, figürlerin aynı çerçeveden yansıdığı bir eser ortaya çıkmıştır.

Belki de usta ressam talebelerine bir eserin asla tamam-lanamayacağını, sonsuz bir devinim içinde yenilenmeye, yeniden kurgulanmaya açık olduğunu böyle bir deneyimle yaşatmak istemiştir. Her bir bitiriş yeni başlangıçlara ilham verir. Sanat eseri sürekli yenilenişlerle, tazelenişlerle gelişir, güçlenir. Belki böyle düşünülmüştür. Tüm tamamlama gayretlerinden sonra bir eksik vardır tabloda. Öyle yan unsur olarak değil, sanki esası ilgilendiren bir eksik. Son müdahaleyi üstat yapacaktır. Boyaları karar, karıştırır, fırçayla öyle bir yere, öyle bir tarzla dokunur ki, tablo bütün talebelerin hayret dolu şaşkınlığı arasında birden ve neredeyse tümüyle değişir. Bütün kompozisyon, renkler, açılar, düzen, oran, bütün çağrışımlar her şey belli bir uyumla sıralanıp bütünlenerek, birbirini destekleyerek, birbirine bağlanarak, birbirini kuvvetlendirerek değişir.

Bir dokunuşla her şeyi değiştiren nasıl bir sırdır acaba? Nasıl bir deney, deneyim, nasıl bir izlek, izlenim, nasıl bir bakış, seziştir? İşte işin püf noktası: Bir sanat eserini mükemmel kılan elbette birçok unsur vardır. Bunların her birinin esere dâhil oluş tarzları, tonları kuşkusuz çok önemlidir. Ama öyle bir unsur da vardır ki, o olmaksızın eser nitelik kazanmaz. İşte o ana unsurdur. Kemerdeki kilit taşı gibi. Kemerin bütün taşları fonksiyoneldir ama işte o kilit taşı olmaksızın kemer tamamlanmaz. Kilit taşını sökerseniz kemer dağılır. Yapı sökümcülük diye bilinen eleştiri akımının sırrı buradadır. Bir eser temel unsur veya tema olarak neye, nereye yaslanır? İşte onu başardığı veya başaramadığı ölçüde eser sağlam veya zayıf olur. Elbette bu sadece sanatta değil bütün bir hayatımızda, düşüncede, siyasette, bizzat kendi hayat anlayışımızda geçerli olan bir husustur.

Hayatımıza giren, çıkan birçok unsur, motif, öğe vardır. Her şey değişir. Ama bir şey vardır ki o her şeyi değiştirir. O bir ruhtur, derin, ince anlayıştır. O dayanaktır, yöndür, eksendir. Eksen değişince dönme tarzı, yörüngesi değişir. Yön değişince amaç, amaç değişince yön, yol, yöntem değişir. Her şeyi değiştiren bir şey. Bu böyledir. O bir şey ana ölçüdür. Temel kodudur. En önemli değerdir, dayanaktır. Vazgeçilemeyen gerçektir. İnsan bilerek, bilmeyerek hep bu gerçekle var olur. Bu gerçeği arar, bulur, bulmak ister. Bu gerçekle yaşar, onunla ölür. O bir sestir, nefestir. O yerine göre bir resim, bir çizgi. Çoğu zaman bir söz, bir cümle, bir kişi. Bazen bir hayat bazen bir kitaptır. YeniHayat nasıl başlıyordu? “Bir kitap okudum hayatım değişti.” Bir kitap bir hayatı değiştirir. Tıpkı ressamın tek dokunuşuyla değişen resim gibi. Hayatı değiştiren kitaplar vardır. Hayata anlam katan veya katmayan. Hatta anlamı alıp götüren, silen süpüren kitaplar vardır. Hayatı güzelleştiren veya çirkinleştiren sesler, sözler, dostlar, tarzlar, anlayışlar, alışkanlıklar vardır. Eni konu en dipte, en temelde hayatı, varlığı, insanı, her şeyi kuşatan, yönlendiren öyle çok unsur değil bir şey olduğunu görürsünüz. Bir kelime, bir düşünce. Tevhit böyle bir hakikattir örneğin. İslâm böyle bir hakikat.

Kafa karışıklığı ile kendini sık sık Hira’ya atan Muhammed’in şereflendirildiği güzel söz ve hikmet her şeyi değiştiren bir şeydir. O günden sonra her şey, her şekil yerine oturduğu, karmaşa, karışıklık bir düzen içinde ve bir gayeye matuf olarak izah bulduğu için artık yüce peygamber o mağaraya gitmemiştir. İkra. Oku! Neyi? Her şeyi. Her şeyi anlamlandıran bir manayı, her şeyi değerlendiren bir ölçüyü, her şeye cevap verecek sesi, sözü buldun nasıl olsa. Her şeyi anlayacak aklı, o bir tek doğruyu. Bir olanı. O Bir’e yönelmek, O’na inanmak her şeyi değiştirecek. Muhtemel ki, Platon’un en üst idea dediği Allah’tı.

İnanan insanın her şeyi değişir, değişmek durumundadır. Çünkü inanmak kalbin kendine, yaradılışına dönüşüdür. Kalp değişince bütün varlığımız, varlığımızın faaliyet alanı, mahiyeti, muhtevası değişir. Lokman Aleyhüselâm’a atfedilen bir sözde, “Kalp ve dil iyi olursa bütün beden iyi olur, kötü olunca da bü- tün beden kötü olur” denilmektedir. Kalp değişince her şey değişir. Çünkü orası merkezdir. Çünkü orası bütün yolların, yönlerin, yönelişlerin, arzuların, tepkilerin, heyecanların, merakın, öfkenin buluşup birbirini tarttıkları, birbirlerini denetledikleri merkezdir. Birleşme orada, buluşma, ayrışma orada olur. Karar orada veri- lir. Kalp denilmesi o yüzdendir. Kalp, sükûn buldu mu bütün varlığımız sükun bulur. Hidayet kalbin hakikatte sükûn bulması, karar kılmasıdır.

Kalplerine hidayet güneşi doğan kimi kafası karışık kişilerin birden yeniden tertiplendiğini görürsünüz. Bir dokunuşla ruhlarının kimyası değişir. Düzenleri, ritimleri, algıları, ilgileri değişir. Çünkü varlıklarının çekim veya itme merkezi, santrali değişmiştir. Anlam değişmiştir. Tıpkı ressamın bir dokunuşuyla yeniden düzenlenen tabloda olduğu gibi olumsuz gibi gözüken tüm yığıntılar, birdenbire eşsiz bir birikime, kıymetli bir arka plana, felsefi zenginliğe, derin bakış açısına dönüşmüştür. Bütün o eski değerler, ilgiler yenilenmiş ve bir noktaya, bir amaca yönelmiştir. O nokta, o amaç varlığa anlam veren hakikatin ta kendisidir. Esasen gizli açık, bilinç üstü veya bilinçaltı bütün aramalar, arayışlar o hakikati bulmak, anlamak içindi. Samimi bütün sanat, edebiyat, felsefe çalışmaları o bir tek gerçeği anlamak içindi. Hatırlar mısınız bir yayınevinin son derece güzel bir reklâm mottosu vardı: “Bütün kitaplar bir tek kitabı anlamak içindir” diyordu. Çok hoşuma giderdi bu söz. Doğal olarak o bir tek kitap da bütün kitapları anlamak içindi.

Sonuç itibariyle çok parçalı, çok gürültülü, kalabalık yaşamak zengin olmak değildir. Önemli olan bilerek ve yoğun yaşamaktır. Ve yine önemli olan kendi hakikatimizi çoğaltmaktır. Bir şey her şeyden önemli olabilir. Hiçbir şeyi olmadan yaşayan ama bir şeyi olmaksızın yaşayamayan nice toplumlar, insanlar vardır. Varlığımız, benliğimiz, kimliğimiz, kişiliğimiz o şeyle, o değerle, ölçüyle, ruhla, amaçla iç içe geçmiştir. Onsuz hayatın da varlığın da anlamı kalmaz. Kültürün, sanatın, medeniyetin temel kodu, hareket noktası o değerdir. Bu değer bizim savrulmamızı, çözülmemizi önleyen sabitler, sabitelerdir. O bir sesse o sesi yitirmemek, o ses sahibi olmak gerekir. Şair bunun için kefarete hazır olduğunu söylemişti. “Beni bir ses sahibi kıl, kefarete hazırım” diyordu. Bir ses sahibi olmak önemlidir. Belki o sesle varlık bulacak, o sesle iddia sahibi olacak, o sesle başlayacağız hayata. O sesle başaracağız.

Bir ses, bir nefes, bir söz, bir soluk deyip geçmeyin. Nice sesler, seslenişler, nice kelimeler, cümleler vardır içimizde yangınlar meydana getiren. Yolumuzu aydınlatan, yönümüzü bulmamıza yardımcı olan. Soljenitsin, muhalif duyguların umutlu bekleyişiyle “Her çığlık bir çığ koparır” diyordu. Tam da bu söze nezire kabilinden yakın dönem politikacılarından Kamran İnan’ın sözleri, ait olduğumuz toplum ve ülke adına düşündürücüdür: “Biz, şu memlekette 30 yıldır çığlık atıyoruz ama bir kartopu bile yuvarlanmadı.” Ne denir bunun üzerine? Demek ki en azından bu politikacının ait olduğu kesim, kısık sesle fısıldanmayı çığlık atmak sanmış yıllardır. Sen dağlara, engellere karşı değil de ucuz idare-i maslahatçı edalarla üç yüz yıl çığlık atsan da yolumuzdan bir toz zerresi havalanmayacaktır. Öyle de olmuştur. Diğer taraftan Mao, Çin devrimini şu bir tek cümle ile özetliyordu. “Bir kıvılcım bütün bir ovayı tutuşturdu” Önemli olan bütün ovayı tutuşturacak çeviklikte bir kıvılcım çakmaktır. Bütün mesele kalbimizde, oradan hareketle bütün bir toplumda yangınlar çıkaracak bir kıvılcımın oluşmasında. Çığ koparacak, çığır açacak bir ses bulmakta. O sesle seslenmekte bütün mesele. Bütün mesele bütün gürültüleri, gevezelikleri düzenli bir melodiye dönüştürecek o sesi bulmakta. Kışımızı bahara, gecemizi gündüzümüze çevirecek bir dokunuş sahibi olmakta. Kimselerden önce kendimiz için. O şey önce bizi değiştirecek. O şeyle önce biz değişeceğiz. O çığlık önce bizim dağlarımızın karını çığa dönüştürmeli, önce bizim dağlarımızı sarsmalıdır. O kıvılcım önce bizim ovamızı tutuşturmalı, karanlığımızı aydınlatmalıdır. Bir şeyle biz değişeceğiz. Biz değişince her şey değişecek.

Kendi bilmecesini çözmek isteyen her samimi insan o şeyin ardına düşmelidir. Kapris, kompleks yapmadan, hakikati gerçek karşılıklarıyla dert ederek o şeyi aramalıdır. Aramalıdır, çünkü bulamadığı takdirde kendisini kaybedecektir. Bulmalıdır, çünkü bulduğu diğer şeyler kayıplarını artırmaktadır. Dünya yolculuğunda mal, mülk, mevki, makam, statü diye bir şekilde imrendirilmek istendiğimiz, imrendirildiğimiz sahte değerler elde ederek ayrıcalık kazanacağımız vehminin avuntusu ile her şeyimizi kaybediyoruz. Zaten saf insan samimiyeti ile ruhumuzun güzelliğini inşa eden, edecek olan o şey olmayınca, böyle derin aldanışlar içinde kendinden geçebiliyor insan.

Peygamberimiz her şeyi değiştiren bir şeye muhatap olarak mağaradan çıktı. Bazılarımız da tersten her şeylerini değiştiren bir şeyle mağaraya giriyorlar. Ruhlarının karanlığında bizi ışıltılı yalanlarıyla aldanışlarına ortak etmeye çalışmaları, hakikat nezdinde yazıklanacak bir durum oluşturuyor. Şairimiz, ressamımız, sinemacımız, müzisyenimiz kısaca bütün sanatçılar ruhumuza canlılık verecek o şeyin sırrına ermeye çalışmalıdır. Talebemiz, hocamız, iş adamımız, siyasetçimiz, bürokratımız, kısaca topyekûn bir millet o ruhun esintisiyle yeni sabahlara uyanmalıdır.

Bu millet usta ressamın dokunuşu gibi her şeyi değiştiren bir şeyin sırrını çözmeli, onun peşinde ısrarcı olmalıdır.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Saklı Mektuplar | 91 / Şiraze
İnşirah Kapıları / Selami Şimşek
Turnike / Nurullah Genç
Dilimde Uzayıp Giden İmren, Ağır Ağır Kıvranır Dol... / Ali Yaşar Bolat
Her Şeyi Değiştiren Bir Şey / Necmettin Evci
Tümünü Göster